Bu multilock otomatik olarak Teleport noktaya 3 önayarlarını her bızdık saniye kullanılır. I Uygulamada örneğin biz orcs of valley gibi davranırlar. Bu orcs siyahlar tarafından ilk hedef koordinatlarını yazabilir gelen ikinci ezoterik bu persecutors ve 20 saniye ile üçüncü. Çünkü her üç hedef yapan tüm cep kilidi bu 3 yerlerin Şimdi sayfa teletrasportera her 20 saniye sonra tıklatabilir ‘3 kat daha fazla expare çok mafya olarak kalır exp üçlü bir autoattack . (Bir robot HP) lock2 yapabilirsiniz ‘maç Multilock gerekir. not : Çeviri google translate ile yapılmıştır.
Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 553x365 ve 41KB ) Buraya Tıklayın
Günlerdir süren Azerbaycan-Türkiye arası açılma durumu Türkiye
Başbakanının Ülkemize gitmesinden sonra düzelmeye başladı Türkiye Ermenistan sınırının açılması durumunda neler kaybedeceğini anladı ve pahalıya mal olacağından vazgeçti Abdullah gül ve Ali Babacanın hainliği tarafı böylece ortalğıa çıkıt çünkü kanlarında ermeni kanı olduğundan kardeş ülkeleri karşı karşıya getirmyey başlamıştı ama sona erdi
Ama bence bu olaydan en çok Türkiye kaybetti ve devam edecektir çünkü bu olay gerçekten kötü olaydır
mrb azerbaycanlı kardeşlerim obamanın gelmesinden beri türkiye ile azerbaycan arasında dostluk {sahteymiş] sonlandı ve bunun sebebi AKP VE DİĞERLERİ ALİ BABACAN BAŞTA GELMEK ÜZERE EVET BEN ŞİMDİ türkiye AZERBAYCAN KARDEŞTİR kelimesinden gıcık duyuyorum ve kullanmasın kimse başta türkiye cumhuriyeti başkanı olmak üzere utanmazlar arsızlar
GEÇEN GÜN 18.NİSAN 2009 TARHİNDE ALİ BABACAN İLEERMENİ P İÇLERİNİN BAKANLARI TOPLANMIŞ VE GÖRÜŞME YAPMIŞLAR BUNUN ÜZERE AZERBAYCAN bakanlarından bir temsilci görüşmek istemiş ali babacan ile ŞEREFSİZ KÖPEK ALİ BABACAN BUNUN ÜZERE TEMSİLCİYİ KABUL ETMEMİŞ VE YOLLAMIŞLAR VE ERMENİ PİÇLERİ DALGA KONUSU YAPAMYA BAŞLAYIP GÜLMÜŞLER ERMENİ TOHUMLARI
ARTIK GELECEK DÖNEMLERDE TEK BAŞINAYIZ KESİNLİKLE yanımızda TÜRKİYE BİR DEVLET YOKTUR
Arkadaşlar öncelikle merabalar obama kimdir herkes onu kurtarıcı gibi görüyor dünyaya barış getireceğine inanılıyor ben amerika başkalık seçiminde kesinlikle mc.caini destekledim obama herkes tarafından beğenilmiş soyu babası müslüman diye bütün müslümanların sevgisini kazanmış inanılmıştır. evet ben bu yazıyı yazarken obama yeni seçilmişti
Dünyanın başına bela olacak amerikan başkanı ve ajanıdır niye başkan oldu hiç bugüne kadar afrika kökenli başkan oldu amerika tarihinde hayır kesinlikle AMERİKANIN AMACI VE ÖRGÜTLERİ ANAYASALARINA GÖRE DAVRANMAKTADIR
ONLARIN DÜNYAYA YAPMAK İSTEDİKLERİ ÇOK PİS PLANLARI VARDIR.
AMAÇLARI DÜNYAYA BARIŞ amacı ile yola çıkıp bütün AFRİKA ülkelerinin sevgisini ve güvenini kazanmaktı eminimki yapacağı başkanlık dönemince bütün afrikayı ziyaret edip bütün müslüman ülkelerinin güvenini kazanacaktır. evet konumuza dönelim bütün afrikayı barış amaıyla girip ülkeleri ve oradaki uranyum petrol altın gibi bütün hazinelerini kısım kısım almaya yöneliktir IRAKA GİRME AMAÇLARI GİZLİ ATOM BOMBALARI MIYDI SANIYORSUNUZ HATIR KESİNLİKLE DEĞİLDİR ONLARIN AMACI ÜLKEYİ KENDİSİNE BAĞLAMAKTIR IRAKI BÖLÜM BÖLÜM BÖLÜYORLAR YABANCI ÜLKELERLE MASAYA OTURUP EL ELEKTRİK BÖLÜMÜNÜ HOLLANDAYA YOLLARI FRANSAYA SULARI İTALYAYA VERMEKTEDİR PEKİ BUNLARI IRAK NASIL ÖDEYECEK TABİİKİİ PETROLLERİNİ KULLANARAK ALMATIR BUNLARI YASAL YOLLARLA DÜNYAYA BAKIN BİZ YANLIŞLIKLA GİRDİK BİZ ÖZÜR DİLERİZ GİBİ LAFLAR SÖYLEYEREK ÜLKETİ DİĞER İŞGALCİLERLE BÖLÜP KOLLARINI SALLAYRAK GİDECEKTİR GİTTİKLERİ YERDEDE IRAĞI GÜÇSÜZ DİĞER ÜLKELERE VE ÖMÜRLÜK KENDİLERİNE BAĞLAMAKTIR. evet amerika işgalcidir obamanın başkanlık yapma amacı ise bakın amerika da eştlik var bunun babası müslüman afrikayı sever bizi kullanmaz bizi bölmez bize özgürlük demokrasi getirir diye getirip giderken ise elleri dolu ülkeyi karıştıp insanları birbirine kırdırıp kardeşi kardeşe öldürüp gitmektir işte
AMERİKANIN AMACI BUDUR VE BU AMAÇ IRAKTA GÜZELCE İŞLEMEKTEDİR.
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı.
Karnı burnunda zavallı bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı :-Akçik, manç?.. (Kızmı, oğlan mı?) -Akçik... (Kız) Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan b! ürülügözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi. -Tun şahetsar,ınger... (Sen kazandın, yoldaş) -Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?) -Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette) Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı: -Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver) Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı: -Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...) Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü... Ermeniler zafer naraları! atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu. Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. 26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat! gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, Sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular. Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım. Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttifakı Silahlı kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur. Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış,geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır. Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı.! Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: 'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz' Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katlia! mı' baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu. Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi. Ülkemizde sadece 1 ermeni öldürüldü diye yürüyüş yaptılar ve o kadar araştırdılar ama hiç bir insan kalkıp ta bu masum insanlara işkence edilip öldürüldükleri için yürüyüş yapmadı………….. Yazıklar olsun …
Türk ne demektir? Güneyde Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda Kore Denizi, batıda Balkanlar’a kadar uzanan coğrafya ile Asya ve Avrupa kıtalarının yani Avrasya olarak adlandırdığımız karanın milyonlarca kilometre karelik topraklarında, son buzul çağının sona erdiği 12 bin yıl zaman derinliğinde yaşamış insanlar, meydana getirdikleri yazılı eserlerde kendilerini Türk olarak adlandırmışlar ve ortak dil olarak da Türkçe’yi kullanmışlardır. Bu insanlar neden kendilerine Türk demişlerdir? Türk kelimesi ne anlama gelmektedir? Bunu, eski Türkçe yazıt olan ve edebi bir dille yazılan Türkistan’daki Orhun Abidelerinden öğreniyoruz. Orhun Yazıtlarında şu ifade yer almaktadır……. “Türk Oğuz Beyleri, Kavmi, işitin..yukarıda gök basmasa (çökmedikce), aşağıda yer delinmese (delinmedikce) Türk Milleti ülkeni, töreni kim bozar”
Çin'de saklanan Türk Piramitleri [beyaz piramitler]
İlk insan mumyalama tekniğini mükemmel bir şekilde uygulayanlar Altay Türkleridir.(Mısır medeniyetinden yüzyıllarca önce) Uygur bölgesinde bulunan,Mısır piramitlerinden yüzyıllarca önce yapılan ve Mısır piramitlerinden daha yüksek/büyük olan piramitleri yapan Türklerdir.Çin hükümeti buraya girişi tamamı ile yasaklamıştır.Çünkü bu piramitlerin içinde proto-Türk yazılar mevcut.Arkeologların dahi girişine kati surette izin verilmiyor.Çünkü dünya tarihinin tekrar yazılması gerekebilir.
ORTA ASYADAKİ TÜRK PİRAMİTLERİ
Bugün çin sınırları içerisinde yer alan, xian şehrine 100 km uzaklıkta qin ling shan dağlarında Ön-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır; BEYAZ PİRAMİT Beyaz Piramit’in ikinci dünya savaşı sırasında çin’e yardım malzemesi götüren bir C-54 uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez life dergisinde yayınlanmıştır. Bu piramitleri araştırmak üzere 1994 yılında şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan alman bilim adamı hartwig hausdof kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına izin vermiştir. hausdorf’a göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500’ler civarındadır. Bölge çin tarafından yasak bölge ilan edilmiş olduğundan dolayı piramitler içerisinde bulunan mısır medeniyetinden çok ileri bir teknikle mumyalanmış olan cesetler ve Ön-Türkçe yazıtlar üzerinde araştırma yapılamamaktadır.
Piramitlerin ebat,orijinal şekil ve büyüklükleri ,dikkat çekmemesi açısından çin hükümeti tarafından maksatlı olarak tahrip ve kamufle edilmiştir.Piramitlerin üst tarafları kesilmiş ve üstleri toprakla doldurulup, kamuflaj amacıyla ağaçlandırılmıştır .
Çin’deki Türk Mumyaları
Ceviz Kabuğu Progamın’a katılan (İzleyici telefonu) Halil Şıvgın (Eski “Sağlık Bakanı” demiş ki:
“1984 yılında ben Çin’i ziyaret ettim, Çin’i ziyaretim sırasında Turfan’a götürdüler. İlk defa Turfan’a giden Türk heyetinin mensubu olmakla da gerçekten gurur duyuyorum. Orada bizi gezdirirken mumya bulduklarını söylediler ve biz mumyaları gördük. O gördüğümüz mumyaların Mısır’daki mumyalardan çok farklı olduğunu ifade ettiler, yani teknoloji olarak, yapımı olarak Mısır’daki mumyaların önünde olduğunu.
Daha sonra aradan yıllar geçti, bir televizyon kanalında bu konun tartışılmakta olduğunu gördüm. Gerçekten bilimsel olarak, gidilmiş, Mısır mumyalarıyla Turfan’daki mumyalar arasında bir kıyaslama yapılıyor. Bu kıyaslamada, Turfan mumyalarının… …Ben orada kadın mumyaları gördüm, çocuk mumyaları gördüm, erkek mumyaları gördükm, fakrlı şeylerden. Ve o sırada, hatta bir tanesinde yeterince koruma yapılmamış, bozulmaya başlamılştı müzede gördük onları.
Bu mumyalardaki üstünlüğü bilim adamları ortaya koymaya başladılar. Bilim adamlarının ortaya koydukları bir gerçek var ki, ilk defa mumya kültürünün Türkler’den geliştiği ortaya çıkıyor. Bundan dolayı da ben şimdi iştirak ediyorum. Yani ben bilim adamı değilim, ama bizim bilim adamlarımınızın bu olayın üzerine ciddiyetle eğilmeleri gerekiyor. Eğer Mısır’daki mumya kültürü olduysa, var idiyse geçmişte, onun etrafında da bir kültürün olması lazım. Mısır’ın etrafında mumya kültürüyle ilgili herhangi bir şey yok. Afrika öbür taraf, bu tarafta da yine böyle bir kültür yok. Dolayısıyla, Orta Asya’dan o bölgeye giden Türkler’in varlığı söz konusu olabilir…”
Ben bir katkıda bulunmak istiyorum bu mumyalar konusunda Urumçi mumyalarını söz konusu etmiştir, tabii ki çok önemli. Bakın, buradaki Urumçi’de teşhir edilen mumyalardan ilk birincisi 44 yaşında ve Milattan önce 1000, yani günümüzden 3000 yıllık. Bir başkası gene 1600, en yaşlı olarak da işte bu “Lolan” denilen bayan mumyası var, Doğum’dan önce 2000 bu, yani 4000. Şimdi en büyük özellii iç organlarının çıkartılmamış olması. Başka ?.. Şu andaki mumyaların durumu Mısır mumyalarına nazaran çok daha iyi olması… İleri teknolojide bir mumyalama sistemi öyledir, uygulanmıştır. Dahası, bir mumyanın üzerinde ameliyat izi var, at kılıyla dikilmiş. Amerika doktorların tespiti, dünyada ilk ameliyat veya operasyonlardan bir tanesi olarak kabul ediliyor. Dahası var; burada kumaş ekose ve boyalı ve Doğum’dan önce 2000′i konuşuyoruz, günüzmüden 4000 sene öncesini konuşuyoruz.
Türk Bilim adamı Kazım MİRŞAN yaptığı araştırmalarda Ön-Türk uygarlıkları tarafından OT-OĞ olarak isimlendirilen Ön-Mısır’a M.Ö 3000 Yıllarında Doğu Anadolu’dan Isub-Ög yazısının gittiğini tespit etmiştir. Kazım MİRŞAN’ın bugüne kadar anlamı çözülemeyen 184 adet mısır hiyeroglifini Ön-Türkçe olarak okumuş olduğu ve mumyalama tekniklerinin yine M.Ö. 3000′li yıllarda Altaylarda geliştirildiği düşünülürse Piramit inşa teknolojisinin Eski Mısır’a Ön-Türk Uygarlıkları tarafından öğretildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Tüm İnsanlık tarihini değiştirerek; MEDENİYETİN ASIL YARATICISININ TÜRKLER OLDUĞU SONUCUNU DOĞURAN bu olağanüstü keşif batılı bilim adamları(!) tarafından ısrarla görmezlikten gelinmekte ve insanlığın bilgisinden daha uzun süre saklanması mümkün olmayan bu piramitleri başka bir uygarlığa mal etmeyi amaçlayan maksatlı çalışmalar yapılmaktadır
Roma uygarlığının temeli aslında Türk (Etrüks) uygarlığı mıdır?
Etrüskler
Etrüsk müzisyen, Triclinium'da bir mezardan, TarquiniaEtrüskler, İtalya'nın Tiber ile Arno nehirleri arasında yeralan Etruria bölgesinde yaşamış ve MÖ 6.yüzyıla dek varlığını sürdümüş bir halkın adı olup Eski Romalılar tarafından Etrusci veya Tusci adlarıyla tanımlanmışlardır. Etrüsk halkı ve kültürü zamanla Roma İmparatorluğu içinde erimiştir. Etrüskler İtalya’daki diğer kavimlerden çok daha ileri bir uygarlık düzeyindeydiler. Roma uygarlığının, mitolojisindeki ilahlardan, hukukundan yol yapım tekniklerine kadar, kökünü hemen hemen tümüyle Etrüsk uygarlığından almış olduğu günümüzde saptanmış durumdadır[kaynak belirtilmeli]. Etrüskler’in dini, Çiçero’nun değindiği gibi, vahyedilmiş bir dindi ve 12’li sistemi baz alan bir inisiyatik örgütlenmeleri vardı. Kendilerine ait özgün bir dile sahip olan Etrüskler, Yunanlılar tarafından Tyrrhenoi veya Tyrrsenoi adlarıyla bilinmişlerse de kendilerini Rasna veya Raśna olarak tanımlamışlardır. Roma kenti, Etrüsklerin hakimiyet bölgesinde kurulmuş olup Romalıların Veii kentini talan etmelerine dek (MÖ 396) kentin Etrüsklerin yönetiminde olduğu sanılmaktadır [kaynak belirtilmeli].
Yunan tarihçi Heredot'a göre Etrüskler Lidya'dan İtalya'ya göç etmişlerdir, bunun yanı sıra pek çok tarihçi de Etrüskler ile doğu uygarlıklarının adetleri arasında bağ kurmaktadır. Bu sebeplerden dolayı Etrüsklerin kökeninin Doğu uygarlıklarına dayandığını savunurlar [kaynak belirtilmeli].
MÖ 7-3 yüzyıllar arasında yaşamış Etrüsklere ait 80 iskeletten alınan DNA örnekleri Etrüsklerin genetiğinin bugünkü Anadolu Türkleri ile ilişkili olduğunu ispatlamış, Eski Yunan efsanelerinde de sıkça anlatıldığı gibi bu durum antik çağda Anadolu'dan İtalyan yarımadasına yapılan göçlerle açıklanmıştır. Konu başlıkları [gizle] 1 Etrüsk dili ve alfabesi 2 Etrüskler ile Türkler’in ortak bir kökeni olduğunu destekleyen bulgular 3 Göçün kaynağı 4 Bazı Etrüsk kentleri 5 Bazı Etrüsk yöneticileri 6 Ayrıca bakınız 7 Kaynakça 8 Dış bağlantılar
Etrüsk dili ve alfabesi [değiştir]Etrüsk sözlü dili günümüzde çözülmemiş bir dil olarak kabul edilmektedir. Ayrıca Etrüsk yazısı da, alfabesi bilinmekle birlikte tam olarak çözülmemiş durumdadır. Bunun üç temel nedeni şunlardır:
A- Etrüskler’den günümüze bir kaç anıt ve Latin yazarları tarafından yapılan alıntılar dışında fazla yazılı eser kalmamıştır. Yazıtlar ise çok kısa olup çok az sayıda sözcük içermektedir. Etrüsk dilinde yazılı eserlerin bir kısmı grafitti halindedir; bir kısmı da, yalnızca ana baba, koca adını, çocuk sayısını bildiren mezar taşlarından ibarettir. İlginçtir ki, en uzun Etrüsk el yazması İtalya’da değil, Mısır’da, 19.yy’da İskenderiye’de bulunan bir Mısır mumyasının üzerindeki sargılarda bulunmuştur. Etrüsklerden yazılı eserlerin fazla kalmamış olması konusunda ise iki varsayım bulunmaktadır: Etrüsk toplumu ezoterik değerlere önem veren inisiyatik bir örgütlenme içindeydi, aktarım sözlü olarak yapılmaktaydı ve bir şey yazılması gerektiğinde yazılar ya da önemli yazılar yalnızca ezoterik tradisyonu sürdüren yazıcı rahipler tarafından yazılır ve saklanırdı. Her ezoterikekolde görüldüğü gibi onlar da gizliliğe ve bilgilerini gizlemeye önem vermişlerdi. Rene Guenon’un değindiği gibi, mevcudiyeti bilindiği halde Etrüskler’in ilhama dayalı gerçek din kitapları (-fal kitapları değil-) da bu yüzden halen keşfedilememiştir. Pagan sayılan Etrüsk metinleri kasıtlı ve sistemli olarak yok edildi. B- Çift dilli yazıtlara yeterince rastlanamamış olması. C- Etrüsk dilinin bir Hint-Avrupa dili olmaması ve eklemlemeli (agglutinant) bir dil olması nedeniyle Batılı dilbilimcilerce kolayca anlaşılamamış olması. Etrüsk dili Batılı bilim adamlarına bu yüzden tam bir muamma oluşturmuştur. (Diğer eklemlemeli dillerden bazıları, Türkçe, Moğolca, Fince, Macarca, birçok Kafkas (Abazca vs.) ve Ural dilleri, Hatti dili, Pelasg dili, Lidya dili, Maya dili, Kızılderili dilleri, Sümerce, Bask dili, Eskimo dili’dir.) Etrüsk dili 22 sesten oluşmaktadır ve Etrüsk alfabesi de, her herhangi bir sesi göstermeye yaramayan yabancı harfler hariç tutulursa, aslında 22 harfli bir alfabedir. Yani Etrüskler’in ilk alfabesi 22 harften oluşuyordu. Kimi Etrüsk yazıtları soldan sağa, kimi Etrüsk yazıtları ise sağdan sola doğru yazılmıştır. Etrüsk yazıtları üzerinde Amerikalı ve Avrupalı dilbilimcilerce sürdürülen çalışmalar bu dildeki sözcüklerin çok büyük bir kısmının Fin-Ugor, Macar, Sümer ve Türk dillerinde de bulunduğunu ortaya koymuştur. Türkoloji araştırmacıları Etrüskler’in yazılarında rastlanan harflerin Proto-Türkler’e ait runik yazıdaki (tamga yazısı) işaretler olduğunu ileri sürmüşlerse de bu görüş Batılı dilbilimcilerce –şimdilik- pek rağbet görmemektedir. (işlerine gelmeyince rağbet etmezler hiç yadırgamadım)
Etrüskler ile Türkler’in ortak bir kökeni olduğunu destekleyen bulgular Soyunu kurta dayandıran halklar yalnızca Türkler, Moğollar ve Etrüsklerdir. Etrüsk dilindeki ve Türkçe’deki sözcük benzerlikleri.Dil benzerliğiKültür ve GramerRunik Yazı Ölümle ilgili adetlerdeki benzerlikler. Etrüsk iskeletleri üzerinde ve Anadolu’da yapılan DNA testlerinin sonuçları.Wikipedia-frthe similarity between the Etruscan and Turkish gene Örneklerine yalnızca Anadolu’da rastlanan kulplu kazan gibi metalurji örneklerinin Etrüskler’de de görülmesi Etrüskçe’nin Türkçe gibi eklemlemeli (agglutinant) bir dil olması Etrüsk yazısında kullanılan birçok yazı karakterinin Orta-Asya’da ve Doğu Anadolu’da rastlanan Proto-Türkler’e ait runik yazıdaki karakterlere eş olması.
__________________ Türkler muhakkak ki Avrupa tarihinin ve yakın Asya tarihinin bildiği en halis efendi millettir.Comenius (Çek Bilgini)
Yoksa İtalyanlar aslen Türk mü?
Türklere 'barbar' diyen İtalyanların ataları Etrüskler'in DNA yapıları Türklerinkiyle yüzde 97 uyumlu çıktı. Sanat tarihçisi Haluk Tarcan ise çalışmaları ile alfabelerinin de Türk kökenli olduğunu kanıtladı.
Efsanelerdeki kurt Etrüskler'in destanlarında dişi bozkurt R. Asena var. Türklerin Orta Asya'dan çıkış efsanesinde de kurt bulunur. Ölüler ilk kez İtalya'da Etrüsk döneminde yakılmaya başlandı. Bu da Türklerin ateş kültünde önemli yer tutar.
Haluk Tarcan "Etrüskler'in DNA yapısından sonra, diliyle ve yazılarıyla da Türk oldukları ortaya çıktı. MÖ 8000'li yıllarda İtalya Alpleri'nden bu topraklara gelen Etrüskler'in Türk olduklarıyla ilgili herhangi bir şüphe kalmadı."
İtalyanların ataları Türkler miydi? Türklere barbar diyen İtalyanlar şokta! Çünkü İtalyanların DNA'larının Türklerle yüzde 97 aynı özelliklere sahip olduğu kanıtlandı. Şimdi de İtalyanların ataları Etrüsklerin alfabelerinin Türkçe olduğu iddia ediliyor.
Türklerle İtalyanların gerek fiziksel, gerekse karakter özellikleriyle birbirlerine çok benzedikleri hep konuşulur. Hatta Akdenizli bu iki ülkenin insanları hiç tanışmasalar da 40 yıllık dost gibidir. İlginçtir ki, İtalyan bilim çevreleri de son yıllarda atalarının Türk olup olmadığı yolundaki tartışmalarla çalkalanıyor. Tartışmaların ortasında ise Ön Türkler sınıfında yer alan Etrüskler yer alıyor. İtalya'nın en eski kültürünü oluşturan Etrüskler'in, MÖ 1000 yıllarında Avusturya Alpleri'nden Siena, Napoli ve Roma'ya kadar indikleri biliniyor. Parlak bir uygarlık oluşturduktan sonra ise MÖ 3. yüzyılda tarih sahnesinden siliniyorlar. Floransa'dan Napoli'ye kadar olan bölgeye de Etrürya deniliyor. Bu bölgede yaşayanlar kendilerinin Etrüsk olduklarını söylerken, Etrüskler, tarihin en gizemli kavimlerinden biri olarak sayıldığından, kökenleri konusundaki tartışmaların sonu gelmek bilmiyordu.
'EYVAH TÜRKLER GELİYOR...' Etrüskler'e ait ilk yazılı belgeler 1780'de bulundu. Ancak Etrüskler'in hangi ırkı temsil ettiği eldeki tüm arkeolojik yazıtlara rağmen bir sırdı. Çünkü Latin harflerinin tıpa tıp benzeri olan harflerle yazılan Etrüsk yazılarını, hiçbir Batılı araştırmacı çözümleyememişti. Bu konuda araştırmalar yapan Toscana Üniversitesi, antik Etrüsk mezarlarındaki iskeletlerden DNA örnekleri alarak inceledi. Dünyadaki çeşitli ırklarla karşılaştırdı. Etrüskler'in DNA'sı Türklerinki ile yüzde 97 uyumlu çıktı. Yüzyıllardır Türkler için 'Barbar' diyen, hatta "Eyvah Türkler geliyor," sloganını ilk kez telafuz eden İtalyanlar, bu araştırmanın sonucu karşısında büyük bir şok yaşadılar. İtalyan bilim çevrelerinde bu konu büyük tartışmalara yol açarken, sanat tarihçisi ve etnolog Haluk Tarcan da dil bilimi ve arkeolojik kanıtları ortaya koyarak İtalyanların atalarının Türkler olduğunu iddia etti. Ön Türkler olarak bilinen Etrüskler'in, yaptığı araştırmalar sonucunda 'İtalyanların atası' olduğunu ispatladığını iddia eden Tarcan, bu konuda bir de kitap yayımladı. Kökenindeki Ön Türk Kültürünü Bilmeyen Avrupa Birliği adlı kitapta, İtalya'daki arkeolojik kazılarda ortaya çıkan yazıların Türkçe olduğu ileri sürülüyor. Yani Türkçe konuşup yazan Etrüskler'in DNA yapısından sonra, diliyle ve yazılarıyla da Türk oldukları iddia ediliyor.
ÇEYREK ASIRLIK ARAŞTIRMA Fransa'daki Centre National de la Recherche Scientifique (Bilimsel Ulusal Araştırma Merkezi) ile Sorbonne Üniversitesi'nde araştırmalar yapan Tarcan, 1962'den, yani neredeyse çeyrek asırdan beri Ön Türkler'le ilgili araştırmalar yapıyor. Tarcan, Etrüskler'le ilgili olarak Kazak araştırmacı Kazım Mirşan'ın eserlerinden de faydalandı. Mirşan'ın 42 eserini okuyan ve yazılanlarla arkeolojik kazılarda ortaya çıkanları karşılaştıran Tarcan, "Eğer Orta Asya'da konuşulan Türkçe'yi bilmezseniz Etrüsk dilini çözemezsiniz. Orada tam 39 farklı lehçe var. Avrupalı araştırmacılar bu nedenle yıllarca Etrüsk yazılarını okuyamadılar. Çünkü Latin harfleri gibi okumaya kalktılar. Biz bulunan yazılı eserleri çözümledik. Türkçe karşılıklarını bulduk," diyor.
İki toplum arasındaki kültürel benzerlikler * Türkler yaptıkları forumla bir bey seçip ölülerini yakarlar. Ruh tanrıya atılır, gönderilir. Ruh tanrıya gidecek ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Sonra yeryüzüne yeniden gelecektir. Ölümsüzlük Türkler'de mevcuttur.
* Ölüler ilk kez İtalya'da Etrüskler döneminde yakılmaya başlandı. Bu da Türklerin ateş kültünde önemli yer tutar.
* Villa Nova'da bulunan bir seramikte 'at-ata', 'Qağan' (Kağan) sözcüklerine rastlanıldı.
* Etrüskler, Roma uygarlığının temelini attılar. Bugün bile kullanılan şehir kanalizasyon sistemini kurdular.
* Etrüskler'in de destanlarında dişi bozkurt R. Asena var. Türklerin Orta Asya'dan çıkış efsanesinde de 'kurt' vardır.
* Roma Vulci mezarlığında bulunan yazıtlara göre Roma hukuku Etrüskler'e dayanıyor.
* Roma'daki 'forum' da Ön-Türkler'deki gibidir. Türkler kendilerinin Tanrı'dan geldiklerini kabul ederler. Aralarından bir 'buğ' seçerek bu forumları düzenlerler. Romalılar da bunu devam ettirdiler.
Alfabeleri Türk Kitabı şu an İngilizce'ye çevirilen Haluk Tarcan, kitabın Fransızca'ya da çevrilmesi için bilim çevrelerinden istek geldiğini belirtiyor. Tarcan, Etrüskleri şöyle anlatıyor: "Etrüskler üstün bir kültüre sahipti. Artık kendisine Etrüsk diyenler Türk köklerine sahip olduklarından emin olabilir. 1780'de Etrüskler ilk kez keşfedildiğinde Avrupa bilim çevreleri 'Kültürümüzün kökenini bulduk,' diye bayram etti. Ancak bu dili okuyamadılar. Türkçe'yi ise akıllarına getirmediler. Çünkü onlara göre 'barbar' olan bir ırkın devamı olmaları imkânsızdı." Etrüsklerin dilinde yer alan Oququ-Pult okuma işaretleri bir 'dizi'yi, yani alfabeyi gösteriyor. Etrüskler'de MÖ 700 yılına ait fildişinden yapılmış bir yazı tahtasının üst kenarında Marsiliana denilen Oququ-Pult var. Bu bir damga yazısı. Sağdan sola yazılıp, okunuyor. Avrupalılar bu şekilleri Latin alfabesiyle A-B-C gibi okumuşlardır. Halbuki Ön Türkçe'de harf yoktur 'damga' vardır. Her damga ayrı bir kavramı ifade eder. Avrupalılar bu yazıyı okuyamadığı için 'ölü bir kültüre ait' olduğunu söylediler ve konuyu kapattılar. Tarcan, Marsiliana yazı tahtasını örnek göstererek "Latin alfabesi aslında Türkçe'dir, yani Etrüsk alfabesidir," diyor.
Roma hukuku Etrüskler'den Roma Vulci mezarlığında bulunan bir lahitte Roma hukukuna temel olan bilgiler yer alıyor. Bir başka duvar resminde de Roma'daki demokrasinin varlığı anlatılıyor. Haluk Tarcan, Türkler'deki meclis ve karar verme organlarının bu levhalarda da bulunduğunu dile getiriyor. Mecliste reisin yanında karısının olmasını da önemli bir işaret sayıyor.
Atatürk'ünde yakından ilgilendiği kayıp kıta MU
Mu,yani Güneş İmparatorluğu; eski çağlardan günümüze ulaşan tabletlere göre ilk insanın da anavatanı olduğu,Pasifik Okyanusu'nda,Asya ve Amerika kıtalarının ve Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde ve günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce şiddetli yer sarsıntıları sonucu battığı sanılan hipotetik kıta.
Ezoterik kaynaklara göre İnsanoğlunun ana vatanı (dünyanın en eski yerleşim merkezi), din, mitoloji, efsane, destan ve sembollerin doğduğu yer. Yine aynı kaynaklara göre, bu kıta yaklaşık 70.000 yıl önce üzerinde yaşayan 64 milyon insanla birlikte sulara gömülerek yok olmuştur.Bazı araştırmacı bilim adamları dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunmuş olan tabletlerdeki yazı ve sembollerin ezoterik bilgileri kanıtlar nitelikte olduğunu ileri sürmektedirler.
Güneş İmparatorluğu'nun Mu dilindeki adının U-luum-il şeklindeki bileşik kelimeden türeyen bir isim olup:Arazi,İl,Kudret,Devlet anlamına geldiği ifade edilmektedir.
Mu'nun Yeri
Günümüzde bu bölgede yer alan ada ve adacıklar bu kıtadan arta kalanlardır. İşin ilginç tarafı on iki bin yılın bu medeniyetin batış tarihi olması, bu medeniyetin başlangıcının çok daha eskilere dayandığını göstermektedir. Ayrıca bu medeniyetin Atlantis Medeniyetinden önce ve Atlantis'in bu medeniyetin mirasçısı olduğu söylenmektedir.
Churchward ve Niven'in bulguları, Mu kıtasının bugünkü Pasifik okyanusunun oldukça büyük bir bölümünü kapladığını, Hawaii, Haiti, Fiji, Paskalya adaları ile diğer Polonezya adalarının bu batık kıtadan artakalan parçalar olduklarını ortaya koydu.Churchward'a göre Mu kıtası, doğudan batıya 8 bin kilometre, kuzeyden güneye de 5 bin kilometre uzunluğunda dev bir ada kıtaydı. Naacal tabletleri bu kıtanın, uygarlığın beşiği olduğunu öne sürmektedir. Yaklaşık 70.000 yıllık bir uygarlık geçmişine sahip olan Mu; zaman içerisinde tüm dünyada birçok koloniler ve büyük imparatorluklar oluşturmuştur.
Mu'da İnanç Tüm insanlar büyük bir uyum içerisinde ve tek tanrı inancı ile yaşamaktaydı. Tanrının tek olduğu güneş sembolü ile ifade edilmekteydi ve bu dildeki adı Ra idi. Onun için Mu uygarlığına Güneş İmparatorluğu da denilmekteydi. Rahip-kral olarak görev yapan liderlerine Ra-Mu, bilim adamı da olan rahiplerine Naacal denilmekteydi. Ra adının daha sonra Maya ve Mısır dillerinde de aynı anlamda kullanıldığını görürüz.
Churcward'ın Kaynakları Churcward'ın kaynakları, Batı Tibet'te bir mabette, bu mabedin başrahibi tarafından kendisine verilen Naacal Tabletleri ile, Amerikalı Jeolog William Niven'in 1921–23 yılları arasında Meksika'da ortaya çıkardığı tabletler olmuştur.Bu taş tabletler 15.000 yıl önce yazılmıştı.
Ingiliz Albay James Churcward Hindistan'daki tabletleri Tahsin Bey'e bilgi olarak sundu. Bunlar da kayip Mu Kıtasi ile ilgiliydi. Ve Churcward 50 yıl çalısmıst bu tabletleri çözebilmek için. Bu konuda 5 kitap yayınlamış bir uzmandi.
Bu tabletler daha ziyade resimlere benzeyen bir yazı stili kullanılmıştır. Adı geçen Rahip, İngiliz Albaya bu tabletleri okuyup anlaması için Sanskritçe öğrenmesi gerektiğini, bunun da yeterli olmayacağını ve eski bir dil olan Naga-Maya dilini de öğrenmesi gerektiğini söyler. Naga-Maya dilini bu rahip bilmektedir ve Churchward, Rahipten bu dili öğrenmekle işe başlar. Neticede bu dilleri öğrenir ve tabletlerdeki yazıları büyük oranda çözer. Albay bu tabletleri çözmek için çok zaman harcar. Daha ziyade emekliliğinden sonra çalışmalarını bu alana teksif eder. Ancak yazıların bazı yerleri deforme olmuş, bazı tabletler de kaybolmuştur. Bunun için metinlerde anlam bütünlüğü bozulmaktadır.
1.Yukatan'da hazirlanmis eski bir Maya kitabi olan 'Troano El Yazması'. Bugün British Museum'da bulunmaktadir.
2.Troano El Yazmasiyla ayni yaşta olan bir baska Maya kitabi 'Cortesianus Kodeksi'dir. Bugün Madrid Ulusal Müzesi'nde bulunmaktadir.
3.Paul Schlieman tarafından Tibet'te bir Budist tapınağında bulunan 'Lhasan Belgesi'.
4.Yukatan'da Mu Kıtası anısına inşa edilmiş Uxmal Tapınağı'ndaki Yazıtlar yaklaşık 12.000 yıllıktır. Bu tapınakta:
Geldigimiz yer olan Bati ülkelerinin anisini korumak için insa edilmistir, diye kabartma yazılar bulunmaktadir.
5.Meksiko şehrinin 96 km güneybatisinda yer alan 'Ksochicalo Piramiti Yazıtları'. Bu piramit, üzerindeki kabartma yazilara göre;
Batı ülkelerinin yıkımının anısına insa edilmistir.
6.Dr. Niven'in Alaska'da buldugu Mu Kıtası sembolleriyle islenmis bir totempol.
7.Eflatun'un Timeus ve Critias adli eserinde batik kitaya dair su sözler geçer:
1882'de Edirne'de doğan Tahsin Mayatepek'in babası Afyonlu Kara Ömer Vehbi Paşa, annesi Boşnak Gülsün Hanım'dı. Aile o zamanlar Sarhoşoğulları olarak anılıyordu (bugün Mayatepek). Tahsin Mayatepek babaları gibi asker olan iki kardeşinin, aksine tarihçi ve diplomattı. Enver Paşa'nın Sultan Vahdettin'in kızı Naciye Sultan ile olan evliliğinden olan kızı Türkan Sultan ile evlenmişti.
Atatürk kendisini Meksika’ya elçi olarak gönderdi.Orada kendisine Amerikali Arkeolog William Niven'in buldugu tabletlerden bahsettiler. Maya dilinin kökeninin bu tabletlerde oldugu anlasilmisti. Türkçe ile Maya dili benzerlik bu tabletlerde aranacakti. Bu tabletler Tahsin Bey'i saskina çevirdi. Çünkü tabletler M.Ö 200.000 ile M.Ö.70.000 yillari arasinda Pasifik'de yer almis bir kitayi haber veriyordu. Kitanin adi MU idi. Avustralya'dan birkaç kat büyüktü. Yüksek bir uygarliga ulastiktan sonra deprem veya tufan sonucu battigi saniliyordu. Tahsin bey burada Maya kültürünü inceledi ve Türk kültürü ile arasındaki şaşırtıcı benzerlikleri tespit etti. Örneğin 130 dan fazla yer ve kelimenin Maya ve Türk dillerinde aynı veya çok benzer olduğunu gördü
Tahsin Mayatepek Meksika'daki arastirmalarinda çok daha fazlasini bulmustu. Maya, Aztek ve İnka uygarliklarinin Türkler'in kullandigi eşyalara benzer esyalar kullandigini Atatürk'e iletmisti. Davullar, kalkanlar üzerlerindeki ay ve yildiz sembollerine kadar bizimkilere benziyordu. Tahsin Mayatepek, çalismalarini belge ve fotograflarla 3 ciltlik defter olarak toplayarak Atatürk'e gönderdi. Bunlarin ikisi 70'lere kadar TDK kütüphanesinde idi. (No:57-56) Üçüncü defter kayiptir. Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapinaklarin bile sasilacak kadar benzerligi gösteriliyordu.Yalnızca bu bile Türk'lüğün ne kadar eski bir tarihe sahip olduğunu göstermeye yeterliydi.Diğer bir teori ise Nuh'un torununun oğlu'nun ilk Türk olduğu şeklindeydi ilk Türk MU kıtasında yaşamıştı,yalnızca bulunan bu benzerlikler bile ilk Türk'ün MU'da yaşadığını gösteren teoriyi fazlasıyla destekliyordu.
- semtimiz Erkekler Semti, Asik Eder Herkesi, Uzerimden Eksilmesin Bayragimin Golgesi, Iste Biz Kotu Gunde Hep Omuz Omuzayiz,ovunmek Gibi Olmasin Biz Karakartalliyiz...
- gun Dogdu Hep Uyandik Stadlara Dayandik Besiktasin Ugrunada Bayraklara Donandik Semtimiz Erkek Semti Asik Eder Herkesi Uzerimde Eksilmesin Bayragimin Golgesi Iste Biz Kotu Gunde Hep Omuz Omuzayiz Ovunmek Gibi Olmasin Biz Karakartalliyiz.
- bazen Huzun,bazen Kader Senin Sevgin Bir Omre Bedel.besiktas Sen Bizim Herseyimissin.
- besiktas Diyerek Sana Yuz Vurduk,siyahin Yanina Beyazi Koyduk,yillardan Beridir Hep Senin Olduk Besiktas Sen Bizim Her Seyimizsin ..
- gel Gunduzle Gece Olalim Gel Gokyuzunde Yildiz Olalim Seninle Sampiyonluklara Kosalim Haydi Bastir Kara Kartal'im.
- yakisir Sana Yakisir,sana Sampiyonluk Yakisir,sen Alemde Teksin, Degisilmezsin,besiktas Sen Bizim Herseyimizsin!
- basin One Egilmesin Aldirma Kartal, Aldirma.en Buyuk Sen Degilmisin Aldirma Kartal, Aldirma Kartal Aldirma...
- dunyada Iki Tur Taraftar Vardir:bjk'li Olanlar,bjk'li Olduklarinin Farkina Varamayanlar.
- kara Kartalsin Goklerde Uzarsin 100 Yildir Yasarsin Cekemeyenler Kiskanalar Catlasin Bir Allahim Birde Sen Varsin.
- siyahin Yanina Beyaz Koyduk Yillardir Bu Renklere Biz Bas Koyduk Yagmurlarda Camurlarda Stadlari Doldurduk Besiktas Sen Bizim Herseyimizsin. AŞKIM BU ŞİİR SANA GELSİN…!!! Dogdum... Konusmayi örgendim önce BESIKTAS dedim. Okula gittim... Okumayi ogrendim once BESIKTAS yazdim. Kac kac dedim, Yenildik dediler.. Once BESIKTASA agladim. Bayramlarda, cubuklu BESIKTAS formami giydim. Sokaklarda Riza, Metin oldum...
sevgilime::
Once BESIKTAS i kostum. Sinav ya da mac dediler Once BESIKTAS'i sectim... Guzelim, kendini ilk askim saniyorsun ama Ben Once BESIKTAS'i sevdim...
90 bin askerimizin şehit olduğu Sarıkamış Faciası'nın Rus askerler tarafından çekilen görüntüleri ortaya çıktı. Rus askerler tarafından çekilen görüntülerde, şehitler kar üzerinde görülüyor.
Dikkatli bakıldığında askerlerin hiç birinde ayakkabı olmadığı görülüyor. Bazılarında ise üniforma bulunmuyor. Bunun sebebi ise askerlerin - 40 derecede donmamak için şehitlerin kıyafetlerini almaları.
Görüntülerde Hilal-i Ahmer görevlileri şehitleri gömmek için mezarlar kazarken de görülüyor. At atabalarında taşınan şehitler, Rus askerlerin kontrolünde gömülüyor.
Sarıkamış Harekâtı I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ve Rus Hanedanlığı arasında Sarıkamış'da gerçekleşmiş, sonucu Osmanlı Devleti tarafı için büyük bir başarısızlık ile sonuçlanan bir askerî manevradır.
1877-1878'deki 93 Harbi Osmanlı Devleti'nin mağlubiyeti ile neticelenince Batum savaş tazminatı olarak Rusya'ya verilmişti. Sarıkamış, Kars, Ardahan ve Artvin de Berlin Antlaşması ile Rusya'ya terkedilmişti. 1914 yılında döneminin Başkomutan Vekili olan Enver Paşa, evvelce kaybedilen bu vatan topraklarını geri almak amacıyla 19 Aralık tarihinde Sarıkamış Harekatı planlarını kurmaylarına sundu.
Doğuyu korumakla görevli Üçüncü Ordu dur. 22 Aralık 1914-15 Ocak 1915 tarihleri arasında cereyan eden muharebelerde,Türk ordusu düşman cephesinin 30-35 km gerisindeki Sarıkamış'ı ele geçirmeyi ve düşman kuvvetlerini imha etmeyi hedeflemişti.
maymunlar zindanındayım, madalyon düşmemiş, sordum hiç kimseye çıkmamış ve hiç kimse görememiş, maymunlar dolup taşınca herkez yatıp şehirde başlamış,ezik çarlar çoğalmış,loncalarda saf almış, sanki herkes dolunay almış, KDPyi ise herkes satmış, maymunlar zindanından çıktım ben çoktan vadideyim çok yol aldım korktum bende bazen herkes gibi umudum kalmadı, fakat KDP aramızdaki en büyük farktır, gönlüm ws etmek istemez bıktım da zaten,eziklerle uğraşıp,GMye laf anlatmak, beyinsizlerle sohbetler,oyunu bilmeyenlere öğütler, bakış lardan bellidir kim ne ister, niyetse nedir, orda kimse yok mu hadi biraz yang ver, burada ben sıkıldım yaklaş bana pot ver, eninde sonunda dövüşeceğiz elbet,şimdilik benden bu kadar iyi bu KDP...
fark var senin dolunayınla benim KDPim arasında büyük bi fark var eziklerle benim aramda irice bir fark var ezikle GM arasında bulunan
iyice havaya gir havaya gir iyice, ben kesilmem defansım tahtta GM, şehirde büyülerim tam bir buçuk Saat, seyirciyle birleşir bir bütün oluruz o an,çeneni kapat ve izle bence en azından, yüzde yüz sağlam ve reis çarlar çokta rahatız burada, pala'nı sen elinde tut, olacaksın hoşnut,loncalar dolar yavrum biz boşuna mı koştuk ayrılmış birbirinden imparatorluk, hep uzak blok blok, yenildikçe kendinden geçmiş loncalar hep çok, yeni moda GBY bizde ise barış yok, yanlış söyler ezikler vakitsiz ötmüş horoz gibi, düğünler özgürlük, barış demekti n'oldu, insanoğlu Chunjo'da bu kuralı bozdu neyse bizim işimiz çok adam kesmek ve eğlenmek, dinletmek ve eğlemek gerek beklerler çünkü bizde...
fark var senin dolunayınla benim KDPim arasında büyük bi fark var eziklerle benim aramda irice bir fark var ezikle GM arasında bulunan
uzaklaştıkça uzaklaşır çarlar ezikleşti, ortamlar yabanileşti,GM ler acayipleşti, saygıysa çölde bir yerde her dilde bir combo şarkısı,kördüğümle düğümlenen yollarda arkadaşlıklar, eğlenmekte şart biraz, kafa dağılmadan oynanmaz, her Gün düğün olmaz ancak arada bir coşmak farz, eziklerden kurtulmak,GM lerle kalmamak, KDP tutan bir kimse değil de +9 partizan gibi parlayan olmak, sen sıkma canını ben buradayım her daim, coşturmak için hazır CH lerde yer varsa, geldiğim yerdeyim, elimde +9 dolunayım, elimde +9 KDP'm ve ninjamdaki SYH le...
fark var senin dolunayınla benim KDPim arasında büyük bi fark var eziklerle benim aramda irice bir fark var ezikle GM arasında bulunan
Recep: Selamünayküm demirci dayı Demirci:Yine beleşe Dolunay bastırmaya çalışıyon demi Recep:yok yav sen facebook a üyemisin Demirci:yok Noldu yine Recep:hiç bulaşma zaten hep ezik kaynıyo Demirci:Recep duydumki recep ivedik 2 çıkarıyomuşun Recep:heee nolmuşş Demirci:ebenn olmuş Recep:bana lafmı sokmaya çalışıyom demo Demirci:demomu Recep:heee senin lakabın höhh höhh Demirci:recep elindeki dolunayı alır yakarım bak Recep:bak olm kara ambarcıları çağırmayım GM felan tanımaz .... yaparlar bak Demirci:tmm tmm recep abi Recep:aferin senden bişi isteyecem Demirci:söle abi Recep:benim dolunaya bi + bas yakarsan döverim Demirci:tmm recep abi hemen Recep: noldu lan bizim dolunay Demirci:başardım abii Recep: ben kaçarr .............................. .......................... player: ya abi buralarda biyerlerde zırhcı varmış recep:ewet player:nerde abii recep:benim buyur player:bu kesis plaka alcaktım nekadar recep:30 k playerooo çok ucuz ben daha demin bi çocuk 3000 yank diyodu recep:Ewet player:hemen ver recep:dön veriyim bööhh playerk recep:koy parayı player:koydum recep:bensana koymuyum player:koyma recep:kabul et player:ettim recep:ben de seni kazıkladımm ben koymadan kabul ettinn player:inşallaha GM ler çarını banlar recep:vadi de bela anma keserimmm
Sevgiler Günü'nün başlangıç tarihi eski Roma İmparatorluğu zamanına uzanıyor. Eski Roma'da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü. Çünkü bu günde Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno'ya duyulan saygıdan ötürü tatil yapılırdı. Juno ayrıca Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak da biliniyordu. Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu.
Bu bayram, halkın genç nüfusu için büyük önem taşıyordu. Bunun nedeni ise yaşantıları kesin kurallar ile sınırlandırılmış, bunun doğal sonucu olarak bir birliktelik yaşama şansı olmayan bu gençler, sadece bu bayram süresince bile olsa birbirlerinin partneri oluyorlardı.
Hangi genç bayanın hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı'nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar, isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlardı.
Erkekler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber oluyorlardı. Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram süresinin dışına taşıp genellikle evlilikle sonlanıyordu.
İmparator 2. Claudius, Roma'yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem, ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden, Roma'daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı.
Bu emre uymayanların arasında Aziz olarak kabul edilen filozof Valentinus'da vardı, gezerek dinsel vaazlar veriyor ve İmparator'un hatalı olduğunu anlatıyordu. Sonunda yakalandı ve hapse atıldı. Valentinus'un hapiste olduğu günlerde yaşananlar efsaneye dönüşerek günümüze kadar ulaşmıştır.
Hapishaneyi korumakla görevli gardiyanın kızkardeşi Julia'nın gözleri doğuştan görmemektedir, gardiyan Valentinus'un anlattığı İsa ilgili öykülerin arasında körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kardeşini gizlice Valentinus'un yanına getirir. Julia çok güzel ve zeki bir kızdır. Günlerce beraber olurlar, Valentinus ona Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı'ya yönelmeyi öğretir. Julia, dünyayı Valentinus'un anlattıklarıyla görür, onun bilgeliği ile aydınlanır, güçlenir ve teselli bulur.
Bir gün sorar; - "Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı?"
Aziz gülümser; - "Evet, herbirini."
Julia; - "Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyormusun? Görebilmek için dua ediyorum, senin bana anlattıklarını görmeyi çok istiyorum.",
Valentinus; - "Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım."
Julia, yere diz çöker ve; - "Böylesine inanmak istiyorum, yardım et."
Beraberce duaya başlarlar. Birden hücrenin içersi altın renkli bir ışıkla aydınlanır ve Julia haykırır; - "Valentinus, görüyorum, görüyorum."
Valentinus duaya devam etmesini söyler. Ertesi gün Valentinus'un ölüm emri gelir, Aziz Julia'ya son bir not yazar, Tanrı'ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını "Senin Valentine'ından" diye imzalar. Mektup, ertesi gün Julia'ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270'dir. Valentinus, sonradan Papa I. Julius tarafından "Porta Valentini" adı verilen bir kemer kapısının altına gömülür (Şimdi orada yani Roma'da Praxedes Kilisesi vardır.)
Julia, mezarın yanına pembe çiçekler açan bir badem ağacı diker. Günümüzde sevginin ve dostluğun simgesinin badem ağacı olması buradan kaynaklanır.
Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı ilk olarak 14. yüzyıla ait kaynaklarda görülmektedir. 1381 tarihli Parlement of Foules adlı kitaba göre, Fransa'da ve İngiltere'da 14 Şubat geleneksel olarak kuşların çiftleşme günü olarak bilinmekteydi. Günün bu özelliğinden dolayı sevgililer birbirlerine güzel sözler yazan notlar vermekteydi ve bu notlarda birbirlerine Valentine diye hitap etmekteydiler.
Zamanla 14 Şubat sevgililerin, aşıkların birbirlerine aşk mesajları yolladığı bir gün haline gelmiştir. 1800’lü yıllardan sonra Amerika'da Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana günümüzde daha çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay olmuştur.
Sevgililer Günü Şiirleri
Sevgililer Günü İle İlgili Şiirler
14 Şubat Sevgililer Günü ile ilgili şiirlerinizi yollayın yayınlayalım... Şiirlerinizi "yorum yaz"dan gönderebilirsiniz...
Sevgililer Günü Şiirleri
O kadar güzelsin ki yüzüne bakamıyorum. Titriyor ellerim, ellerini tutamıyorum. Dolanıp sarmak geliyor içimden, saramıyorum. Öylesine bağlanmışım ki, sensiz duramıyorum.
Uykudan uyanınca insanı uyandığına pişman eden, Geri dönmek isteyip de dönemeyince çaresizlikten delirten, Hayatta bir defa görülebilen harika bir rüyasın! Seni çok seviyorum.
Sevgiler günümüz kutlu olsun aşkım!
Sevgililer Günü Resimleri
Sevgililer Günü Resimleri 1
Sen dünyaya sürgün bir meleksin ve ben seni o kadar çok seveceğim ki bir daha cennetine geri dönmek istemeyeceksin... Sevgililer günün kutlu olsun!
DEVAMIN BAKINIZ
Sevgililer Gününde Ne Yapmalıyım? Ne Yapabilirim? İşte Romantik Öneriler 1. Gül Yaprakları
Gül yapraklarını her yerde kullanmanız mümkün. Evin içinde yatağınıza gül yapraklarından bir yol yapabilirsiniz. Gül yapraklarını yatağınıza serpebilirsiniz. Yatakta gül yaprakları inanılmaz bir romantizm yaşatır. Bulunduğunuz ortam müsaitse ve birine yaptırma imkanınız varsa, muhabbetinizin en romantik anında üstten masanıza ya da hemen yanınıza gül yaprakları serptirebilirsiniz. Evlenme teklif edecekseniz hayır demesi imkansız :)
2. Fotoğraf Sürprizi
Birlikte çekilmiş en sevdiğiniz fotoğrafları bir fotoğrafçıya giderek çerçevelettirin. Fotomontaj yoluyla ikinizin fotoğrafına çok güzel bir hava katabilirler. Mesela kalp içinde ikinizin fotoğrafı. En sevdiğiniz fotoğraflardan küçük bir albümde hazırlamanız hoş olabilir.
Sevgililer Günü 14 Şubat
Şiirlerin devamı
Bu gün bütün işleri bir tarafa bırak, Önce sevdiğine bir sms ya da mail at, Sonra gül alıp koş sevdiğinin yanına, Çünki, bugün sevgililer günü 14 Şubat…
Ayrılmasın sevenler yettikçe hayat, Ona bir yüzük al, fark etmez kaç karat, Onu ne kadar sevdiğini bir daha anlat, Çünki, bugün sevgililer günü 14 Şubat…
Ahhh şu sevilenler, sevenlerin değerini bir anlasa… Niyazi Şentürk
Sevgililer Günü İçin Şiir
Sevgi, el ele tutuşmaktır, Sevgi, göz göze bakışmaktır. Sevgi, bir kelebek, Sevgi, bazen de bir çiçek. Sevgi, hırlaşmak değil paylaşmak, Sevgi, kavga değil aşkla yaklaşmak. Sevgi, yürekte duyulan kıpırtı, Sevgi, gözde görülen pırıltı. Sevgi, yuva sıcağı, Sevgi, ana kucaşı. Sevgi, esirgemek, kollamak, Sevgi, bir yetim saçı okşamak. Sevgi, goncadır, gül olup açılan, Sevgi, şekerdir, dillerden saçılan. Sevgi, çevredir, yeşildir daldır, Sevgi, sohbettir, muhabbettir baldır. Sevgi, gönlü hoş tutan hece, Sevgi, aydınlık, pırıl pırıl gece. Sevgi, var ile yok arası, Sevgi, iki kaşın arası. Sevgi, nimet, aş ekmek, Sevgi, bir türkü, bir gayde çekmek. Sevgi, var olmak, var olanı bilmek, Sevgi, haddini bilmek, kendine gelmek. Sevgi, kul olmak, kulluk etmek, Sevgi, Yaradan’a şükretmek. Sevgililer Günü, bizim için hergün.
Sevgililer Günü Şiiri
Sen sevdiğimsin her anımda aklımda olansın En değerli varlığımsın en başta aşkımsın Varlığımın sebebisin :: Gülüşlerin bana yeter gülüm İkazsızca seviyorum diye biliyorum işte;;; Leyla’yı andırdın bana mecnun misaliyim,, Ey deli yüreğimin dermanı, devası Resimlerin ağlatıyor aşkını ben de
Güller sıralandı aralarında ki tek güzel sen idin Üstüne aşkım yazılı Ne güzelsin sen Üzülme sevdiğimsin sevgilim sevgililer günün kutlu ve benimle olsun…
Sevgililer Günü şiiri
Gözlerin nehir, Kirpiklerin köprü olsa, Ben üzerinden geçerken ipler kopsa, ve düştüğüm yer dudakların olsa, Sevgililer Gününde bir öpücük borçlusun bana...
14 Şubat Sevgililer Günü Şiiri
Bugün 14 Şubat bazıları için bir büyük heyecan, Bazıları için hüsran. Kimi için sevdiklerine sevgisini paylaşmak için çok, Anlamlı bir gün. Kimi için keşkelerle ya da hayallerle hüzünlü, Anlamsız bir gün. Birde tabiki yeni ayrılanlar ya da bir sene önceki, 14 Şubat’ı arıyanlar ya da sevdiklerine kavuşamayanlar, Belki kalplerinden bir kırmızı gül, Belki sadece gözlerinin içine bakıp: Seni Seviyorum demek isteyenler... Acaba Sen hangisindensin?
Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun
Gönülden sevene günler bitermi, Kutlu olsun Sevgililer gününüz Sevip sevilene, bir gün yetermi, Kutlu olsun sevgililer gününüz.
En güzel hediye seviyorum demek, Sevgi yollarında harcanan emek. Gönülden gönüle sevgiyi vermek Kutlu olsun sevgililer gününüz.
Sevgisizde insan yaşamaz idi, Mecnun Leylasına koşamaz idi. Ferhatda dağları aşamaz idi, Kutlu osun sevgililer gününüz.
Sevene sevgili candan yar ise, Her sevene bir sevgili var ise. Seven, sevilende bahtiyar ise Kutlu olsun sevgililer gününüz.
Özdemir de sevdi, sevecek daha, Sevgiyle coşarak kalkalım şaha. Dünyada sevgiye biçilmez paha, Kutlu olsun sevgililer gününüz.
Sevgililer Günü Resimlerin devamı
Kuyruklu yıldızlar vardır, dünyaya yetmiş yılda bir gelirler. İnsanlar onu hayatı boyunca belki bir kez görürler. Ben o yıldızı sende gördüm aşkım. Sevgililer günümüz kutlu olsun.
Sevgililer Günü Resimleri 3
Eğer gökyüzü bir parça kağıt, deniz bir şişe mürekkep olsaydı yine de sana olan duygularımı yazmaya yetmezdi. Seni o kadar çok seviyorum ki.
Sevgililer Günü Resimleri 4
Dün gece sen uyurken kızıla boyadım denizleri, uçurumdan attım sessizliği, haber saldım rüzgarlara fısıldasınlar seni ne çok sevdiğimi ve özlediğimi.
Sevgililer Günü Resimleri 7
Gözlerin nehir kirpiklerin köprü olsa, ben üzerinden geçerken ipler kopsa ve düştüğüm yer dudakların olsa. Sevgililer gününde bir öpücük borçlusun bana.
Sevgililer Günü Resimleri 8
Bütün mevsimleri bir günde, bütün yılları bir mevsimde yaşamaya razıyım seninle... Daha nice sevgililer gününü beraber geçirmek dileğiyle.
Sevgililer Günü Resimleri 9
Sana yıldızlar kadar yakın olmak isterdim her baktığında beni görebilmen için, sana bulutlar kadar yakın olmak isterdim üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek için, sana sen kadar yakın olmak isterdim ki beni, seni sevdiğim kadar sevebilmen için. Sevgililer günün kutlu olsun biriciğim.
Sevgililer Günü Resimleri 10
Hadi gel tut ellerimi! Benimle yan! Benimle meydan oku her çaresizliğe! Benimle uyu benimle uyan. Birlikte varalım nice yıllara.
Sevgililer Günü Resimleri 11
Sevgililer gününde beyaz bir güvercin yolluyorum sana; kanatlarında mutluluk, yüreğinde sevgi ve sadakat, karbeyaz tüylerinde umut ve gagasında iyi geceler öpücüğü, yanağını uzat. Yüreğin kadar yanındayım. Kendini yalnız hissettiğinde elini kalbine koy; ben hep ordayım!
Sevgililer Günü Resimleri 12
Hani en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için aşığımsana!.. Sevgililer Günün kutlu olsun birtanem, seni çok seviyorum.
Sevgililer Günü Resimleri 13
Bulutlara yükledim hasretimi, rüzgarlarla yolladım sevgimi, yağmurlar yağdırdım gözyaşlarımla küçük melekler gönderdim seni öpmeye! Sevgililer günün kutlu olsun!
Sevgililer Günü Resimleri 14
Sen Tanrıya dilediğim dilek, göklere uzanan ellerimsin. Sen gözümden süzülen yaş, tek düşüncem, hasretimsin. Sen yaşadığım ömür, en güzel günlerim ve daima benimsin...
Sevgililer Günü Resimleri 15
Sana doğru bir kelebek uçurdum, dağları denizleri aştı seni buldu. Yanağına ufacık bir öpücük kondurdu, hissettin mi? Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun Aşkım…
Sevgililer Günü Resimleri 16
Sevgililer gününde belki yanında değilim ama dünde, bugünde, yarında yüreğin kadar yanındayım. Kendini yalnız hissettiğinde elini kalbine koy; ben hep ordayım! Sevgililer günümüz kutlu olsun aşkım.
Sevgililer Günü Resimleri 17
Maviler giyer bulut olurum, yeşiller giyer bahar olurum, bakarsın bir gün beyazlar giyer senin olurum. Sevgililer günün kutlu olsun.
Eğer resim yapabiliyorsanız ya da çiziminiz kuvvetliyse, aşkınızı kağıda yansıtmaya ne dersiniz? Onun fotoğrafını en zarif çizgilerle kağıda dökün.
4. Mum Işığında Yemek Belki biraz klasik, ama hala en romantik alternatiflerden biri mum ışığında bir akşam yemeği. İster bir restoranda, isterseniz en sevdiği yemeklerden oluşan bir mönü eşliğinde evde; hafif bir müzik eşliğinde bu gecenin keyfini çıkarabilirsiniz.
5. Romantik Mum Yolu Mumların romantik gücü tartışılmaz! Evinizin giriş kapısından başlayarak yatak odanıza kadar yere küçük, renkli mumlar yerleştirerek bir ‘mum yolu’ yaratın. Eşiniz yatağınızın kenarındaki son muma ulaştığında kendisini orada bekliyor olun. Bunu gül yapraklarıyla daha romantik hale getirmeniz mümkün.
6. Küçük Tatlı Hediye
İstediğiniz boyda bir ayakkabı kutusu edinin ve üzerini resim, yazı, fotoğraf, çiçek, vs. ile süsleyin. İçine de en sevdiği şekerlerden veya çikolatalardan doldurun. Bir de ‘sen bunlardan çok daha tatlısın’ yazılı bir kart eklemeyi unutmayın.
7. Biraz Macera
Çılgın bir kişiliğe sahipseniz, onun işyerinde dış cephe camları silen asansöre binin. Çalıştığı kata geldiğinizde camı tıklatıp 'seni seviyorum' yazan notu gösterin. Türkiye’de bunu pek yapamazsınızda, karşı binaya gidip camına taş atıp önce onu telaşlandırıp, sonra seni seviyorum pankartını da gösterebilirsiniz. Ama bunun sonucu ne olur çok emin değilim :) bizimkiler çakıl taşı yeine bildiğimiz taşlardan atıp camı kırabilirler :)
8. Aşkınızı Anons Edin
O gün birlikte bir mağazaya alışverişe gidin, sonra birden ortadan yok olun ve onu ne kadar çok sevdiğinizi mağazada mikrofonlar aracılığıyla anons edin. Elbette tüm bunları mağaza yetkilileriyle önceden organize etmeyi unutmayın.
9. Özel Bir Gece
Uzun zamandır onunla yalnız kalamadığınızı mı düşünüyorsunuz? O zaman maddi durumunuza göre şık bir otelde bir oda ayırtın ve bu özel günün başbaşa tadını çıkarın.
10. Nostalji Yaşatın
Onu eski zamanlara geri götürmek ve gülümsetmek istiyorsanız, kenarda köşede unutulmuş mutlu bir çocukluk fotoğrafını büyüttürüp çerçeveletin.
11. Bir Tekne Kiralayın
Eğer sevgiliniz denizi seviyorsa, onun için küçük bir tekne kiralayabilirsiniz. Ay ışığında yapacağınız romantik bir gezi hoş bir sürpriz olabilir.
12. Ona Özel Şiir
Eğer gerçekten romantizm rüzgarları estirmek istiyorsanız, sevdiğiniz için bir şiir yazmayı deneyebilirsiniz. Kırmızı bir kağıda dökeceğiniz satırlardan oluşan şiiri küçük bir kalp kutuda hediye edebilirsiniz. Çok harika bir şiir olması o kadar da önemli değil, önemli olan içinizdeki duyguları ona yansıtmanız.
13. Evde Piknik
Bahar aylarında yemyeşil kırlarda piknik yapmak çok güzel olabilir. Ama bu mevsimde de imkansız değil. Salonunuzda kocaman bir alan açın ve yere bir piknik sofrası kurun. Kokulu mumlar, loş bir ışık ve romantik bir müzik ortamı daha da farklılaştıracaktır.
14. Kendi Puzzlenızı Yapın
Büyük bir kartondan kalp şekli yapın ve üzerine bir aşk sözcüğü yazın. Sonra bu kartonu dilediğiniz kadar küçük parçalara bölüp şık bir kutunun içinde ona armağan edin. Ardından bu parçaları birleştirerek puzzle yapmasını isteyin.
15. Billboard'da İlan-ı Aşk
Eğer maddi durumunuz elveriyorsa, evinizin yakınlarında bir billboard kiralayın ve ona ordan aşkınızı ilan edin.
16. Aşkınızı Kaydedin
Bir kaset veya CD’ye onu ne kadar sevdiğinizi ve sizin için ne kadar önemli olduğunu anlatan bir konuşma kaydedip ona hediye edin. Bunu resimlerinizle birlikte bir video şeklinde yapmanız daha da güzel olacaktır. Tabi videoya güzel bir fon müziği eklemeyi unutmayın.
17. Arabasını Süsleyin
Arabasına çiçekler, çikolatalar ve aşk sözcüklerinin bulunduğu minik notlar yerleştirin. Sonra da bir bahane uydurup onu arabaya gönderin.
18. Aşk Balonu
Ona aldığınız hediyenin ucuna üzerinde 'seni seviyorum' yazan kocaman bir balon bağlayıp yatak odasında yatağın üzerine koyabilirsiniz.
19. Ona Özel Aşk Şarkısı
Müzikle aranız iyiyse, ona aşkınızı anlatan bir şarkı yapmaya ne dersiniz? Tabii şarkıyı da kendiniz söylemek şartıyla.
20. Radyodan Aşk İlanı
Sürekli dinlediği bir radyo programı varsa, ona bu program aracılığıyla da aşkınızı ilan edebilir ve şarkınızı gönderebilirsiniz. Elbette bunun organizasyonunu önceden planlamalısınız. Bunu başka ortamlarda da organize etmek gayet mümkün.
21. Sade ve Romantik
İster çalıştığı işyerine, isterseniz eve; ona 'Seni seviyorum' notuyla göndereceğiniz tek bir kırmızı gül kalbini ısıtacaktır. Yalnız size gül için bir önerim olacak. Gülün yanına bir şiir iliştirebilirsiniz ve gül kutusuna gül yapraklarıda koymanız çok daha romantik bir ortam oluşturacaktır. Hiçbir kız gül yapraklarına dayanamaz.
22. Ona Özel Havai Fişek Gösterisi
Maddi durumunuz elveriyorsa, onun için bir havai fişek gösterisi düzenleyebilirsiniz.
23. Sevginizi Örün
En sevdiği renklerden oluşan bir atkı veya bere örüp, soğuk kış aylarında içinin ısınmasını sağlayabilirsiniz.
24. Gazeteye İlan Verin
Her Sevgililer Günü'nde gazetelerde aşk ilanları yayınlanıyor. Siz de gazeteye bir ilan vererek, ona olan aşkınızı herkese duyurabilirsiniz.
25. Aşk Pastası
Sevgililer Günü'ne özel bir pasta yapabilirsiniz. Kırmızı gıda boyası kullanarak kalp şeklinde bir pasta yapın ve üzerine krem şantı ile 'seni seviyorum' yazın.
26. Yatakta Kahvaltı
Belki diğer günlerde de bunu yapıyorsunuz, ama çiçekler, aşk sözlerinin bulunduğu minik kartlar ve küçük bir hediye eşliğinde bu özel günde yapılacak kahvaltı da özel olacaktır.
27. Şarkılarınızı Kaydedin
Sizin için özel olan bütün şarkıları bir kasete veya CD'ye kaydedin. Kapağını da birlikte çekilmiş bir fotoğrafınızla süsletin.
28. Ofiste Sürpriz
İş yerindeki çekmecesine, odasının duvarlarına, sandalyesine, dolaplarının üzerine yani kısaca onun ulaşıp görebileceği her yere tatlı sevgi mesajları yerleştirebilirsiniz.
29. Küçük Bir Tatil
Eve dev bir dünya haritası alın ve en sevdiği ülkeleri kalplerle işaretleyin. Bir kalbin içine de 'çekmeceye bak' ya da benzeri bir not yazın. Çekmeceye de o ülkeye gitmek için iki tane uçak bileti koyun.
30. Posterini Asın
İkinize ait en sevdiğiniz resmi poster olacak kadar büyüttürün ve bu posteri gideceğiniz mekana asın.
31. Minik Bir Dost
Eğer uzun zamandır kedi, köpek, kuş veya balık sahibi olmak istiyorsa, neden Sevgililer Günü'nde olmasın?
32. Sahnede Aşk
Sadece ikiniz için bir tiyatro salonu kiralayın ve sahneye şık bir sofra kurun. Perde açıldığında ve garson sizi sahneye davet ettiğinde tüm salonu romantizm kaplayacaktır.
33. Yollarına Gül ya da Gül Yaprakları Serpin
Eğer bir restoranda yer ayırttıysanız, kapının girişinden masanıza kadar olan yola önceden gül döktürün ve gül yaprakları arasında ona masaya kadar eşlik edin.
34. Size Özel Takı
İster başharflerinizden oluşan bir kolye ucu, isterseniz isimlerinizin yazılı olduğu bir yüzük ya da herhangi başka bir takı. Önemli olan sadece size özel olması.
35. Hikayenizi Yazın
Nasıl tanıştığınızı ve onu ne kadar çok sevdiğinizi satırlara döküp bunu küçük bir mektup olarak bastırabilirsiniz.
36. Aşkınızı Gökyüzüne Yazın
İmkanınız varsa küçük bir uçak kiralayın ve kuyruğuna aşkınızı anlatan bir afiş astırın.
"Turritopsis nutricula' adı verilen ve çapı sadece 4-5 milimetre boyunda teknik olarak "hydrozoan" olarak adlandırılan bu canlı, ömrünün sonuna geldiğinde ya da yaşamını sürdürebilecek koşulları bulamadığında, denizanasına dönüşmeden önceki evreleri olan 'polyp'e geri dönüyor, bir süre sonra da tekrar denizanası oluyor.
Bilim adamları tropikal sularda yaşayan 'Turritopsis nutricula'nın okyanuslara, gemilerin limanlara girmeden önce attıkları safra sularıyla yayıldığını düşünüyor.
Uzmanlar 'Turritopsis nutricula'nın hücre yapısında görülen bu değişimi çözebilirse insanoğlu da ölümsüzlüğün kapısını aralayabilecek.
Bir grup genç medeniyetten uzak bir adaya tatile giderler. Ama bilmedikleri bir şey vardır: Bu doğal güzellikteki adada köpek türü canlılar üstünde deney yapılan bir de laboratuar bulunmaktadır. Çok geçmeden adanın avlanmak ve öldürmek üzere yetiştirilen, genetikleri değiştirilmiş bu canlılar tarafından ele geçirildiğini fark eden gençler kapana kısılmışlardır. Bundan sonrası kıran kırana bir hayatta kalma mücadelesidir…
DEVAMINDA FULL BEDAVA HARİKA KALİTEDE İZLEYEBİLİRSİNİZ
Yönetmen : Nuri Bilge Ceylan Senaryo : Nuri Bilge Ceylan , Ebru Ceylan Görüntü Yönetmeni : Gökhan Tiryaki Yapım : 2008, Türkiye / Fransa / İtalya , 109 dk.
Oyuncular
Hatice Aslan (Hacer) , Yavuz Bingöl (Eyüp) , Ercan Kesal (Servet) , Rıfat Sungar (İsmail)
KONUSU
Gerçeği bilmek, görmek istememek, duymamak veya hakkında konuşmamak, kısacası “Üç Maymun”u oynamak onun var olduğu gerçeğini değiştirir mi? Sorgusu üzerine inşa edilen film, Ceylan’ın sözleriyle, “küçük zaafların büyük yalanlara dönüşerek parçaladığı bir ailenin, gerçeği örtbas ederek herşeye karşın birarada kalma çabasını” anlatıyor.
Yaklaşan genel seçimlere bir muhalefet partisinden aday olarak girecek iş adamı Servet, ıssız bir yolda trafik kazası yapar. Ölümle sonuçlanan kaza sırasında araçta bile olmayan şoförü Eyüp’e para verip yalan söyleterek ölümün sorumluluğunu almasını ister. Servet, kendisi yerine hapse giren Eyüp’ün karısı Hacer ile de ilişkiye girmeye başlayınca, olaylar sonunda bir aile dr.sebep olacak kadar karışır.
2008 Cannes Film Festivali’nde yarışan film, hem eleştirmenlerden tam not aldı, hem de Nuri Bilge Ceylan’a Uzak ve İklimler ile kazanamadığı “En iyi Yönetmen” ödülünü getirdi.
En eğlenceli ve en komik türkçe oyunlardan birisi. OYUNUN KONUSU: Hiç bir şeyi beceremeyen Abuzittin'e bir gün askerlik arkadaşı nişana kadar onda kalması için son derece pahali bir nişan yüzüğü verir ama Abuzittin bu yüzüğü kaybeder. 1 hafta içinde yüzüğü geri bulması gerekir. Ne varki yeni bir yüzük satın alamayacağı için en yakın arkadaşı ile birlikte aynısından yeni bir yüzük çalmaya kalkışırlar ve başlarına gelmedik kalmaz. Abuzittin bir yandan yüzüğü bulmaya çalışırken farkında olmadan kendisini büyük bir dolandırıcılık çetesni karşısında bulur ve onu bir çok süpriz beklemektedir.
OYUNUN GEREKSİNİMLERİ: Klavye , Mouse , Monitör ve Kasa. 3 GB RAM 2 GB kadar Hardisk Alanı X1650 Ekran Kartı
OYUNUN KONUSU: İlk oyunda Abuzittin askerlik arkadaşı Murat'ın nişan yüzüğü kaybetmiş ve yüzüğü tekrar ele geçirebilmek için türlü maceralara girmişti ve en sonunda yüzüğün aynısından sahip olan Otel Turkonun sahibinden yüzüğü çalmıştı. Ama olaylar burada kalmayacaktır.
Abuzittin'in askerlik arkadaşı Murat bir gün kaçırılır ve Murat'ın kaçırılmasının suçu Abuzittindir ve onu bulmakta yine Abuzittine kalır. Abuzittin Murat'ı bulmaya çalışırken birbirine rakip iki çetenin ortasıda kalır ve olaylar ilerdikçe işler iyice karşılaşır ve sonunda Abuzittin'i yine bir çok süpriz beklemektedir.
OYUNUN GEREKSİNİMLERİ: Klavye , Mouse , Monitör ve Kasa. 3 GB RAM 2 GB kadar Hardisk Alanı X1650 Ekran Kartı
OYUNUN KONUSU: Abuzittin bir gün yolda giderken bir polis arabasının kaza yaptığını görür. Polislere yardım etmek için kaza alanına giden Abuzittin istemeden de olsa polislerin yeni yakladığı suçlunun kaçmasını sağlar. Bu suçlu ünlü mafya babasının oğlıudur ve artık polisler Abuzittin’nin de peşindedir. Abuzittin’nin bu durumdan kurtulması için mafyayı girip, çökertmesi gerekir. Ama mafyaya tam olarak girmek düşündüğu kadar kolay olmayacaktır ve mafyanın ondan istediklerini yerine getirmek zorundadır.
Oyunda 5 bölümden olşmaktadır ve her bir bölümde ayrı bir görev konusu vardır.
OYUNUN GEREKSİNİMLERİ: Klavye , Mouse , Monitör ve Kasa. 3 GB RAM 2 GB kadar Hardisk Alanı X1650 Ekran Kartı
ayakkabıyı atan gazeteci elemental shamanmış.. bushta da aspect of the bilememne açık (şu hunterlara % 18 dodge sansı veren sey).. son boss'a kadar gelmiş eleman bravo
Arkadaşlar bu winrar öyle bildiginiz winRar degil bu modifiye edilmiş şekli nasıl derseniz.Mesela rar şifresini bilmiyosunuz telaş yok winrar'ın içine modifiye edilmiş password bulucu bu işi hallediyo.İndirdiginiz rar dosyası arızamı veriyo telaş yok Winrar'ın içine modifiye edilmiş tamir aracı hemen onarıyo dosyayı.Yani kısacası dostlar anlatmakla bitmez fazla lafada gerek yok buyrun indirin kullanın
Program aşagıdaki modifiyeleri içeriyor
+WinRAR Gold Plus Extras +RAR Password Craker v4.11 +Advanced Archive Password Recovery2.20 +CabPack1.4 +UHARC 0.4 BETA GUI v2.0 for WinXP +Advanced Zip air1.6 bidaha şifre kırmaya son bu program winrarı uçuracak
Programı kurduktan sonra seçenekler kısmından language seçeneğini türkçeye çeviriyoruz Şifresini çözeceğimiz dosyayı seçip hangi koşullarda aranacağını seçiyoruz. Ben *rar şifresini ckl yaptım bu yüzden küçük harf seçeneğini seçiyorum ve sıralı aramayı seçiyorum...
Uzunluk bölümünden şifrenin kaç karater olduğunu biliyorsak yada hangi uzunluklar arasında olduğunu biliyorsak benim şifre ckl olduğu için 3 şifre uzunluğunu seçiyorum... Sözlük bölümü Sözlüksel aramayı seçersek aktif oluyor Arama tipinden sade-yazı yı seçersek sade yazı bölümü aktif olur ben bu bölümü es geçiyorum... Otamatik yedekleme bölümünden de nereye kaydedeceğimizi seçiyoruz... Şifreyi bulmaya başlamadan önce bir ölçümliyelim... Ölçümlemeden gerekli bilgilere ulaştıktan sora şifreyi bulmak için ve taramayı başlatıyoruz Ve şifreyi bulmasını bekliyoruz.. Ve işte şifremiz
Arkadaşlar eğer şifre bulmak istiyorsanız karakter sayısının yani uzunluğunun kısa olması şifreyi bulmanızı kolaylaştırır yada şifrenin sadece bi kısmını hatırlamıyorsak kullanmalıyız yoksa baya bi süremizi vermemiz gerekir çünkü sırayla şifreleri denediği için uzun bir süre geçebilir.... DOWNLOAD INDIR-SHT
Çogu insanın dünyada görülmesi gereken nereler oldugunu merak eder bizde sizin için görülmesi gerekli 5 binayı inceledik.
Empire State Binası
Herkesin kesinlikle ismini duydugu ilk binamız empire state yer New York iş merkezi olarak inşa edildi.Yapılış tarihi 1930-1931 arası.Mimarı Shreve Lamb & Harmon Associates inşaat maliyeti yaklaşık 24 milyon dolar. Bina, Manhattan, Fifth Avenue’de 33. ve 34. caddelerin arasında yer alır. Tam olarak adresi 350 Fifth Avenue, New York, N.Y. 10118 şeklindedir. 1 Mayıs 1931 tarihinde, o güne kadar Dünya’nın en yüksek binası olan Chrysler Building’in bu unvanını elinden almıştır. Bina 102 katlı olup, 1576 merdiven basamağına sahiptir. Yüksekliği 381 m, anten ile beraber 443,2 m’dir. World Trade Center (”Dünya Ticaret Merkezi”) binasının 1972 tarihindeki açılışına kadar Dünya’nın en yüksek binası olarak kalmıştır. 11 Eylül 2001 tarihindeki terör saldırıları sonucu ”World Trade Center” binaları yıkılınca, New York’un en uzun binası unvanını geri almıştır. Şu anda ,anten yüksekliği ile 527 m olan Chicago’daki Sears Kulesi’nden sonra ABD’nin en yüksek ikinci binası olan Empire State Building, Dünya’da da ”tek başına” yükselen en yüksek üçüncü yapıdır. Kışın, bazı günler, alt katlarının hizasında yağmur yağarken en üst katına kar yağdığı görülmüştür. Açık bir havada binadan, 80 mil mesafedeki beş ABD eyaletine bakılabilir. Bunlar, New York, New Jersey, Pennsylvania, Connecticut ve Massachusetts’dir. 1960′ta tepeye yerleştirilen güçlü bir fener binanın 160 kilometre uzuktan görülmesini sağlamıştır. Bugüne kadar binayı 117 milyon kişi ziyaret etmiştir. 1947 yılında manzara platformuna 3 m yükseklikte korkuluk yapılmıştır. Buna rağmen buradan, bugüne kadar 35 kişi atlayarak intihar etmiştir. Toplam 74 asansör vardır, bunların bir kısmı ara katlarda durmadan en üst kata çıkan ekspres asansörlerdir. Bu yüksek binaya 1945′de bir bombardıman uçağı çarpmış ve 13 kişinin ölümüne sebep olmuştur. Bunun yanında ”Empire State” kelimesi, New York eyaleti’nin lakabıdır. Keops piramidi 100 bin kişi çalıştırılarak 20 yılda, Ayasofya camii 1000 kişi çalıştırılarak 5 yılda bitirilmiştir. empire State Building’in inşaatı ise sadece 18 ayda bitirilmiştir. Eski çağlarda çalışanların tamamına yakını köle olduğu için işten çıkmak gibi bir durum sözkonusu değildi. Çalışan sayısı değiştiği için Empire State inşaatında toplam çalışan sayısı net verilemez.
DİĞER 4 BİNA İÇİN DEVAMINA BAKINIZ
Beyaz Saray
Amerika başkanlarının evi olarak bilinir.Amerikanın yaklaşık 50 eyaletinden en meşhur’u Washington en degerli binası beyaz saraydır. Amerika Birleşik Devletlerinin ilk Cumhurbaşkanı George Washington, başkentin yerini tesbit edip planlarını çizdirdi. Yalnız yeni kurulan başkentte hiç oturmadan 1779 yılında öldü. Ölümünden bir sene sonra başkanlık binasının açılışı yapıldı. Bina baştan başa beyazlara boyandı.
John Adams’den beri bütün ABD başkanları burada oturmuşlardır. Geniş bir park içinde yaklaşık altı hektar büyüklüğünde bir arazide bulunmaktadır. Binanın merkezi ve orijinal kısmı Virgina kum taşından inşa edilmiş olup, birçok yeni değişikliğe rağmen 18. asırdaki Georgian stilini muhafaza etmektedir. Washington’daki resmi binalardan biri olup, 52.5 m uzunluğunda ve 25.5 m genişliğinde 2.5 katlı bir binadır.
1814’te İngiliz kuvvetleri tarafından Washington’daki bütün amme binaları yakılmıştı. Beyaz Sarayda yakılan binalar arasındaydı. James Hoban’ın nezareti altında Beyaz Saray yeniden inşa edildi ve 1817 senesinde oturmaya hazır hale geldi. Başkan James Monreo tarafından Fransa’dan ithal edilen mobilya ve mefruşatla imparatorluk stilinde yeniden döşendi. Binanın yanık dış duvarları beyaza boyandı. Bundan dolayı binaya “Beyaz Saray” dendiği yanlış bir zan olarak yayıldı. Hakikatte bina ilk inşa edildiği andan itibaren bu isim ile anılmıştır. İlk banyo teşkilatı Beyaz Saray’a 1877’de ilave edildi.
1949’da Truman’ın idaresinde Beyaz Saray ikamet için emniyetsiz bulundu. Tekrar inşa için bir plan hazırlandı. Dış duvarlar bırakılarak binanın bütün iç dekoru çıkarıldı. Çelik ve beton bir çerçeve üzerinde yeniden inşa edildi. Orijinal ahşap, mermer ve dekoratif alçı işleri gibi kısımların muhafazasına büyük ehemmiyet verildi. Orijinal kat planı muhafaza edilmekle beraber modern tesisat ve imkanlar ilave edildi.
Sidney Opera Binası
Bina 183 m uzunlukta ve 118 m genişlikte olup 1,8 hektarlık bir alanı kaplar. Benzersiz çatısı 67 m ye kadar yükselir ve İsveç’ten getirilmiş 1.056.000 adet beyaz seramik fayansla bezenmiştir. 580m adet beton ayak, yerin 25 m kadar derinine inerek yaklaşık 160.000 ton ağırlığındaki yapıyı taşırlar. Opera binası 5 tiyatro salonunu içerir. Bunlar, 2679 koltuklu ”Concert Hall” (Konser salonu), 1547 koltuklu ”Opera Theatre” (Opera tiyatrosu), 544 koltuklu ”Drama Theatre”, 398 koltuklu ”Playhouse” ve 364 koltuklu ”Studio Theatre” ‘dır. Yapının toplam 1000 odası vardır. Bunlar içinde 5 tane prova stüdyosu, 60 tane soyunma odası, 4 lokanta, 6 bar ve çok sayıda hatıra dükkanu vardır. 25.000 kişilik bir şehirin ihtiyacını karşılayacak kadar elektrik kapasitesine sahiptir ve elektrik kablolarının uzunluğu 645 km dir.
Eyfel Kulesi
Paris dedigimizde ilk akla gelenlerden eyfel kulesi.Demir teknolojisiyle yapılan önemli bir yapı. 1889’da Fransız İhtilalinin 100. yıldönümünü kutlama gösterileri için inşa edildi. Fransız mühendis Aleksandır Gustave Eiffel, yüksek demiryolu köprülerin yapımındaki tecrübesine dayanarak kulenin dizaynını yaptı. Hazırlanan detaylı planlarla, kulenin 12.000 metal parçası üretildi ve birleştirme düzenine göre numaralandırıldı. Kullanılan 2,5 milyon perçinden çoğunluğu kule inşa edilmeden önce yerine takıldı. Büyük dev proje aksaklık olmaksızın öyle sistemle yürüdü ki, bir işçi bile hayatını kaybetmedi. Asansörleri hariç kule 26,5 ayda tamamlandı.
Eyfel Kulesi rüzgara minimum direnç sağlayan kafes sistemli olarak yapılmıştır. Kuvvetli kasırgalarda kulenin tahmini salınımı sadece 22 santimetredir. 7000 tonun üzerinde yüksek kaliteli dövme demirden 2.25 metrekarelik 4 payanda (Pier) üzerine oturtulmuştur. Kulede birbirinden farklı üç tane kat vardır. 57 m yüksekliğindeki ek platformun altında 4 tane dörtgen ayak kemerlerle birleştirilmiştir. Yerden 115 m yüksekliğindeki ikinci platformda ayaklar tamamiyle birbirlerine yakındır. Üçüncü platform yerden 276 m yüksekliğindedir. Bu platformun üzerinde fener ve son teras vardır. 1959’da radyo anteninin ilavesiyle kulenin yüksekliği yaklaşık 300 metreden 320 metreye çıkmıştır
Tac Mahal
Hindistan Türk İmparatorluğu’nun Timuroğulları hanedanının 5. hükümdarı Şah Cihan ( 1593- 1666) tarafından, o zamanki imparatorluğun başkenti olan Hindistan’ın Agra şehrinde, Jumna Nehri’nin kıyısında yaptırılmıştır. Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen bu türbe, Şah Cihan’ın büyük bir aşkla sevdiği eşi Ercümend Banu’nun (Mümtaz Banu) ölümü üzerine, onun hatırasına yaptırılmıştır.
Yapının mimarları, Mimar Sinanın talebelerinden Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi ile yapıdaki yazıları yazan Hattat Serdar Efendi eserin yapımı için Şah Cihan tarafından İstanbul’dan davet edilmişlerdi. 1630′da inşaasına başlanan eser, 22 yıl sonra 1652′de tamamlanmıştır.
Tac Mahal’in yapımında parlak, ince mavi damarları olan beyaz mermer kullanılmıştır. Aynı mermerden yapılan ve yerden yüksekliği 82 metre olan kubbe, Mimar İsmail Efendi tarafından yapılmıştır. Kubbe üzerinde altınlı bir alem vardır. Türbenin beyaz mermerden 4 minaresi vardır. Anıtın dört yanına Hatta İsmail Efendi tarafından Yasin suresinin tamamı yazılmıştır.
Mümtaz Mahal ve Şah Cihan’ın sandukaları üst katta, kubbenin altındadır. Sandukaların bulunduğu yerdeki kubbede insan ağzından çıkan her ses 7 kez yankılanacak şekilde bir akustiğe sahiptir. Şahın ve eşinin asıl lahitleri ise en alt katta bulunmaktadır. TacMa hal’in yüzbinlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet çok iri inci vardır. Romantik görünüşü ile herkesi büyüleyen, Doğulu Batılı birçok ünlü yazar ve şaire ilham kaynağı olan Tac Mahal, mehtaplı gecelerde bile aydan daha parlak görünür. 1966 Hint-Pakistan Savaşında, Pakistan savaş uçaklarına yol gösterici bir parıltı olmaması için, Hint hükümeti tarafından kubbesi siyah bir çadırla örtülmek zorunda kalınmıştır.
Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasının üzerinden henüz fazla bir zaman geçmedi. Şurada 16 yıllık bir müstakillik geçmişi var. Bu bağımsızlığa giden yol ise birçok bağımsızlık mücadelesinde olduğu gibi çok zorlu ve kanlı engellerin aşılmasıyla ortaya çıkmış. Bu tarihlerin içinde en önemlisi bugün 17. yılı hüzünle anılan kanlı 20 Yanvar (Ocak) hadiseleri. Zira 20 Ocak 1990 gecesi meydana gelen acı olayların ardından başveren gelişmeler 1991 yılında azatlığa giden yolu açmış, Azerbaycan’ın tarihinde (1918-1920 arası hariç) gerçekten bağımsız bir devlet olmasını sağlamıştır. 19 Ocak gecesi Bakü’de bağımsızlık isteyen Azerbaycan halkının üzerine tanklarla yürüyen Kızılordu birlikleri ellerinde birkaç parça derme çatma tabanca tüfek olan Azerbaycan’lı direnişçileri ezmeye kalkmış, 20 Ocak sabahı 150-200 arası aralarında kadın ve çocuklarında olduğu ölü ile yüzlerce yaralı bırakarak artık söndürülmesi imkansız olan bağımsızlık fitilini ateşlemişti. Lenin meydanında toplanan yüzbinlerin omzunda bugünkü şehitler hıyabanına defnedilen 20 Yanvar şehitleri o gün bu gündür Azerbaycan’ın bağımsızlığının simgesi haline gelmişler.
Bugün sabahın erken saatlerinden itibaren kırmızı karanfillerle şehitler hıyabanına yürüyen yüzbinlerin yanında ben de birkaç Azerbaycanlı arkadaşımla 20 Yanvar şehitlerini ziyaret ettim. Olay çok yeni olduğu için hemen herkesin bir hatırası vardı. İki karanfilin birini tanımadığım gencecik Yusif ile Vefa’nın anıt resminin önüne bıraktım. Bu esnada Azerbaycan’ın bir türlü gülmeyen kara talihini düşündüm. Azerilerin büyük şairi Fuzuli sanki Azerbaycan’ın geleceğini görmüş de
Şebi hicran yanar canım, Töker gan çeşmi giryanım Oyadar helki efğanım, Gara behtim oyanmaz mı???
en çok kullandığımız anında mesajlaşma yazılımı MSN'in yeni sürümü hakkında yeni ekran görüntüleri sızdırıldı. Şu ana kadar kullandığınız MSN'i unutsanız iyi olur
SN'in en yeni Beta sürümünü web sitemizde yayınlamıştık. Bu sürümde önemli değişiklikler vardı ve final sürümün bomba etkisi yapacağı, yayınlanan görüntülerden belli oluyordu. Sadece görüntüde değil, yeni özelliklerle de mesajlaşma alışkanlıklarımıza yeni boyut kazandıracak olan Windows Live Messenger 9'un final sürümüne ait olduğu belirtilen 2 yeni ekran görüntüsü daha yayınlandı. Bu görüntülerde, beta sürümden farklı olarak bazı iyileştirmeler mevcut. Yeniliklerden Bazıları :: Ana pencerenin arka planı kişiye özgü değiştirilebiliyor. :: E-posta bildirgeci, artık daha büyük ikona sahip. :: Kişisel durum iletisi ile dinlediğiniz müzik, ayrılmış olarak gösterilecek. :: Mesajlaşma penceresinde, yazıştığınız kişinin resminin etrafındaki çerçeve rengi, kişinin o anki durumunu gösteriyor olacak. Çerçeve rengi kırmızı ise meşgul, yeşil ise sohbete müsait olduğu anlamına gelecek. :: Kişi listesinde yer alan kullanıcı adlarının yanındaki renkler de yine durum mesajı iletecek.
Sol tarafta yer alan reklam sekmeleri, yazılımın en altına alınmış durumda.
Hepinize Ulu Türk diyarı Azerbaycandan Salam Getirmişem... Aşağıdakı linki indirerek Güney Azerbaycan TV-sini izleyebilirsiniz. İran zülmü altında yaşayamayıpta Amerikaya gidip orada bi kanal açarak her kese iranda Türke karşıneler yapıldığını gösteren bi kanaldır. Her kese tavsiye ederim Sayğılar...
Bu program ile bilgisayarınızı paylaştıgınız diger kişilerin sizin dosyalarınızı kurcalamasını engelleyebilirsiniz.
Kullanım
Programı kurduktan sonra ilk defa çalıştırdıgınızda karşınıza kutucuk gelecek burada şifrenizi oluşturacaksınız iki kutucugada aynı şifreyi girin daha sonra şifrelemek istediginiz dosyayı add butonuna basarak şifreleyebilirsiniz Download
İndirdiginiz dosyaların zip şifresini bulamadıysanız yada kendi dosyanızın şifresini unuttuysanız bu program ile gerekli şifreyi elde edebilirsiniz .İki dakika içerisinde 13 milyon ihtimali deneyen bu programın tek kötü tarafı türkçe karakterli şifreleri bulamıyor olması... Download
♥ SEMTIMIZ ERKEKLER SEMTI, ASIK EDER HERKESI, UZERIMDEN EKSILMESIN BAYRAGIMIN GOLGESI, ISTE BIZ KOTU GUNDE HEP OMUZ OMUZAYIZ,OVUNMEK GIBI OLMASIN BIZ KARAKARTALLIYIZ...
♥ GUN DOGDU HEP UYANDIK STADLARA DAYANDIK BESIKTASIN UGRUNADA BAYRAKLARA DONANDIK SEMTIMIZ ERKEK SEMTI ASIK EDER HERKESI UZERIMDE EKSILMESIN BAYRAGIMIN GOLGESI ISTE BIZ KOTU GUNDE HEP OMUZ OMUZAYIZ OVUNMEK GIBI OLMASIN BIZ KARAKARTALLIYIZ.
♥ BAZEN HUZUN,BAZEN KADER SENIN SEVGIN BIR OMRE BEDEL.BESIKTAS SEN BIZIM HERSEYIMISSIN.
♥ BESIKTAS DIYEREK SANA YUZ VURDUK,SIYAHIN YANINA BEYAZI KOYDUK,YILLARDAN BERIDIR HEP SENIN OLDUK BESIKTAS SEN BIZIM HER SEYIMIZSIN ..
♥ GEL GUNDUZLE GECE OLALIM GEL GOKYUZUNDE YILDIZ OLALIM SENINLE SAMPIYONLUKLARA KOSALIM HAYDI BASTIR KARA KARTAL'IM.
♥ YAKISIR SANA YAKISIR,SANA SAMPIYONLUK YAKISIR,SEN ALEMDE TEKSIN, DEGISILMEZSIN,BESIKTAS SEN BIZIM HERSEYIMIZSIN!
♥ BASIN ONE EGILMESIN ALDIRMA KARTAL, ALDIRMA.EN BUYUK SEN DEGILMISIN ALDIRMA KARTAL, ALDIRMA KARTAL ALDIRMA...
♥ DUNYADA IKI TUR TARAFTAR VARDIR:BJK'LI OLANLAR,BJK'LI OLDUKLARININ FARKINA VARAMAYANLAR.
♥ KARA KARTALSIN GOKLERDE UZARSIN 100 YILDIR YASARSIN CEKEMEYENLER KISKANALAR CATLASIN BIR ALLAHIM BIRDE SEN VARSIN.
♥ SIYAHIN YANINA BEYAZ KOYDUK YILLARDIR BU RENKLERE BIZ BAS KOYDUK YAGMURLARDA CAMURLARDA STADLARI DOLDURDUK BESIKTAS SEN BIZIM HERSEYIMIZSIN.
Yılbaşı akşamı TRT Ekranlarında Hadise bir sürpriz yaparak Eurovizyonda söyleceği parçayı seslendirdi. O günden bu yana bir tartışma alıp başını gitti. Televizyon programlarında çeşitli tartışmalar yapılıyor. Herkes farklı açıdan yorumluyor. Tartışmaların en belirgin olanı her zaman olduğu gibi parçanın hangi dilde söylendiği ile ilgili oldu. Çoğu kişi parçanın Türkçe olması gerektiği çünkü eurovizyon yarışmasında ülkelerin kültürlerini yansıttığı gibi bir görüş hakim...
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın!..
Eurovizyon şarkı yarışması artık ülkelerin müzik kültürlerini yansıtan bir yarışma olmaktan çıkmış. Eurovizyon yarışması artık gelişmekte olan ülkelerin veya küçük ülkelerin her ne şekilde olursa olsun kendi ülkelerini tanıtma amacı taşıyor.
Yarışma artık kültür yansıtma formatından çıktığı için yarışmada söylenilen parçanın hangi dilde olması gerektiği tartışmasına da gerek olmadığını düşünüyorum. Tabi ki Türkçe olarak seslendirilse daha iyi olurdu.
Genel bir tartışmada Hadise'nin Düm Tek Tek parçasının daha önce derece aldığımız Sertap Erener'in ve Kenan Doğulu'nun seslendirdikleri parçalar ile aynı ritimde ve tonda olduğuydu. Buna bende katılıyorum. Fakat şunuda belirtmeden edemeyeceğim. Yarışma önceleri üst yaş grubuna hitap ediyordu. Bu nedenle de Gençler pek ilgi göstermiyordu. Son bir kaç yıldır avrupalı gençler eurovizyon şarkı yarışmasına ilgi göstermeye başladı. Dolayısıylada yarışma için hazırlamış olduğunuz parça gençlere hitap etmeli ki yarışmada dereceye girebilesiniz. Ehh Hadise'nin Düm Tek Tek parçasıda tam olarak gençlerin müzik zevkine hitap ediyor. Bu yüzden başarılı olacağını düşünüyorum.
Hadise Düm Tek Tek Parçasını online olarak aşağıdaki playerdan dinleyebilirsiniz.
Hadise'nin TRT yılbaşı programında ki performasını aşağıdaki bağlantılara tıklayarak izleyebilirsiniz.
Baby you’re perfect for me you are my gift from heaven this is the greatest story of all times we met in like in a movie so meant to last forever and what you’re doing to me feels so fine
angel I wake up and live my dreams endlessly crazy for you
can you feel the rhythm in my heart the beats going Düm Tek Tek always out it like there no minute feels like there’s no way back can you feel the rhythm in my heart the beats going Düm Tek Tek always out it like there’s no minute feels like there’s no way back
baby i read all answers in your exotic movements you are the greatest dancer of all times you make me feel so special no one can kiss like you do as it is your profession feel so fine
angel i wake up and live my dreams endlessly crazy for you
can you feel the rhythm in my heart the beats going Düm Tek Tek always out it like there no minute feels like there’s no way back can you feel the rhythm in my heart the beats going Düm Tek Tek always out it like there’s no minute feels like there’s no way back
can you feel the rhythm in my heart
can you feel the rhythm in my heart the beats going Düm Tek Tek always out it like there no minute feels like there’s no way back can you feel the rhythm in my heart the beats going Düm Tek Tek always out it like there’s no minute feels like there’s no way back
always out it like it no minute feels like there’s no way back always out it like there’s no minute feels like Düm Tek Tek
Hadise Düm Tek Tek Şarkı Sözü Türkçe
Bebeğim sen benim için mükemmelsin… Cennetten hediyemsin.. Bu tüm zamanların en iyi hikayesi Filmlerdeki gibi buluştuk Sonsuza kadar süreceğini düşündüm Ve bana yaptığın şey çok iyi hissettiriyor Meleğim, kalkarım ve rüyalarımı yaşarım sonsuza dek senin için çılgın kalbimdeki ritmi hissedebiliyor musun? vuruşlar düm tek tekliyor her zaman dakika yokmuş gibi çıkıyor geri dönüş yokmuş gibi hissettiriyor kalbimdeki ritmi hissedebiliyor musun ? vuruşlar düm tek tekliyor her zaman dakika yokmuş gibi çıkıyor geri dönüş yokmuş gibi hissettiriyor bebeğim bütün cevapları okudum egzotik hareketlerindeki sen tüm zamanların en iyi dansçısısın beni çok özel hissettiriyorsun kimse senin öptüğün gibi öpemez.. senin profesyonelliğinde olduğu gibi çok iyi hissettiriyor…
Hadise Düm Tek Tek Şarkı Sözü Lrc olarak indirmek için burayı tıklayın.
EUROVİZYON ŞARKI YARIŞMASI, 2009 YILINDA TÜRKİYEYİ HADİSE DÜM TEK TEK ADLI İNGİLİZCE PARÇA İLE TEMSİL EDECEK. DİNLEYİCİLERİNDEN BÜYÜK İLGİ ALAN DÜM TEK TEK ADLI PARCA VE KLİBİNDE ELEŞTİRİLER BÜYÜK ÇOĞUNLUKLA OLUMLU OLMAKLA BİRLİKTE HADİSEYE EŞLİK EDEN BAYANLAR VE PARÇANIN İNGİLİZCE OLMASI SEBEBİYLE DE OLUMSUZ GÖRÜŞ BİLDİRENLER DE VAR
HADİSE-EUROVİSİON 2009-DÜM TEK TEK KLİP İZLE,ŞARKIYI İNDİR,
Hadise Eurovision Şarkısı Dinle, Hadisenin Eurovizyon 2009 Şarkısı, HADISE EUROVISION ŞARKISI DINLE HADISENIN EUROVISION 2009 ŞARKISI
DUM TEK TEK HADISE EUROVISION ŞARKI YARIŞMASI 2009 DINLE
İşte ‘Hadise’ yaratan şarkı
Baby you’re perfect for me
you are my gift from heaven
this is the greatest story of all times
we met in like in a movie
so meant to last forever
and what you’re doing to me feels so fine
angel I wake up
and live my dreams
endlessly
crazy for you
can you feel the rhythm in my heart the beats going Düm Tek Tek
ISRAILE BOYKOT FILISTINE DESTEK OLMAK ICIN SIZ DE SITENIZE BU BANNERI EKLEYIN ISRAIL ÜRÜNLERİNİN LİSTESİNİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN YAZIN ZİYARETCİLERİNİZİ BİLİNÇLENDİRİN. ÖDEDİĞİNİZ HER KURUŞ FİLİSTİN HALKINA KURŞUN OLARAK DÖNMEKTEDİR UYANIN ARTIK EVINIZIN İÇİNE BİR BAKIN İSRAİL ÜRÜNÜ OLMAYAN NEYİNİZ VAR
Her tür mal üzerinde bulunan diyagram (Barkod)’un ilk üç veya bazen ilk iki rakamı üretildiği ülkeyi temsil etmektedir.
Malumunuz 869 Türk mallarını temsil eder.
729 ile başlayan barkoda sahip ürünler ise İsrail Malıdır.
Marka ezberlemektense bu rakamı taşıyan ürümleri satın almamanızı öneririm.
729
Unutmayalım.
TÜM iSLAM ALEMİNE DUYURU!
“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta
ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler.
Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple
uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”(Hadis)
EY MÜSLÜMANLAR! BU HADISI ŞERİFİ
OKUDUGUNUZDA RAHAT
OLABILIYORMUSUNUZ?
ELLERİNİZDEN HİÇBİRŞEY GELMESE BİLE!
BOYKOT EDİN!!
TÜM İSLAM ALEMİNİ BOYKOTA ÇAĞIRIYORUZ!!!
Basit Hesap!
Günde 1 paket Amerikan sigarası (Philip Morris) tüketen
bir kimse her ay 4.5 YTL x 30 = 135 YTL x 12= her yıl 1.620 YTL
Amerikan şirketlerine kazandırmakta.
Peki hayatımızda kaç kez ve ne kadar Amerikan ve İsrail saldırısına uğramış bir ülke halkına yardım ettik?
look at his face - A 7-year-old Lebanese boy fights for his life on a hospital bed
in Saida 17 July 2006 after being injured in an Israeli air raid - AFP
look at the eye- Issam Mostafa, a 3-year-old Lebanese boy, rests at a hospital
AOL internet Time magazine Life magazine Time-Life books, etc. Lilt Rad Sunkist Delta Galil Industries Ltd Marks & Spencers Hema Auchan Tchibo GAP Banana Republic Structure J-Crew J.C. Penny Pryca Lindex DIM Donna Karan / DKNY Ralph Lauren Playtex Hugo Boss Aramis Clinique DKNY Estee Lauder Pre******ives Origins Natural Resources MAC Cosmetics La Mer Bobbi Brown Essentials Jane Bumble and Bumble Kate Spade Baby Products LEWIS TRUST GROUP LTD Britannia Pacific Properties Marks & Spencer M&S stores St. Michaels Fox TV Network Sky TV Network Star TV Network National Geographical Weekly Standard Newspaper, TV Guide News of the World (UK) The Sun (UK) The Times Sunday Times, Times Educational Suppliment (TES), etc The Telegraph (Australia), Gold Coast Bulletin, Herald Sun, Independent Newspapers Ltd, Newsphotos, Sunday Herald, Sunday Mail ..etc… lots more Australian papers! The New York Post (US)newspaper Harper Collins Book Publishers, Ragan Books, Zondervan Nursery World, Rawkus, NDS, Mushroom Records, ChinaByte.com, Festival Records Revlon cosmetic products New World Entertainment Forbes Selfridges Selfridges Stores Home Depot retails stores EXPO Design Centers Villager’s Hardware stores Apex Supply Company Georgia Lighting Maintenance Warehouse National Blinds and Wallpaper LEA & PERRINS LU Biscuits APAX PARTNERS & CO. LTD Ariel Intel IBM NOKIA DANONE CNN Phillips Morris Parlement Marlbora Carrefour Coca-Cola Dr Pepper Sprite Fanta Schweppes Fruitopia Kia Ora Johnson & Johnson CNBC ICQ (internet chat program) Maggi Calvin Klein Danone yogurt The Limited Inc SARA LEE Leggs - Hosiery Sara Lee Bakery Kiwi - Shoe care Nur die - Hosiery Sanex - Body care Gossard - Intimate apparel Kiwi - Shoe care Nokia electronic products NESTLE Nescafé Perrier Vittel Pure Life Carnation Libby’s Milkmaid Nesquik Buitoni Crosse & Blackwell Milkybar, KitKat, Quality Street, Smarties, After Eight, Lion, Aero, Polo Shreddies cereal KitKat, Quality Street, Smarties, Baci, After Eight, Baby Ruth, Butterfinger, Lion, Aero, Polo, Frutips Felix - cat food L’Oréal (important interest) L’OREAL Giorgio Armani Perfumes Redken 5th Avenue NYC Lancome Paris Vichy Cacharel La Roche-Posay Garnier Biotherm Helena Rubinstein Maybelline Ralph Lauren Perfumes Carson KIMBERLY-CLARK KLEENEX facial tissues KOTEX products HUGGIES disposable baby products ANDREX products Walt Disney Disneyland EuroDisney Disney Products Strauss dairy Jacob biscuits HP foods Evian, Volvic Galbani
.hmmessage P { margin:0px; padding:0px } body.hmmessage { font-size: 10pt; font-family:Verdana } Sen geceleri rahat uyurken... -Onlar bombolarla uyuyorlar! Sen evinde anne ve babanın istediğin şeyleri almadığı için kızıyorsun... -Ama onların istediklerini alıcağı bi ailesi bile yok! Sen markalarla büyürke... -onlar vahşiyet,eziyet ve insan dışı muhamelerle büyüyorlar! Sen yatağında uyurken... -onların yatıcak yeri bile olmuyor! İstediğin yemekler evde olmayınca şikayet ediyorsun... -Onların yiyecek yemekleri bile olmuyor!
İNSANLIK NERDE? YÜREKLERDE HİÇ VİCDAN KALMADI MI ? ARTIK KAÇ ÜLKENİN DAHA YOK OLUŞUNU İZLİCEZ SIRA BİZE GELENE KADAR MI YOKSA DÜNYADA KİMSE KALMAYINCA MI? HAYDİ ARTIK UYANIN O TAŞLAŞMIŞ KALPLERİNİZE BİR SORUN BUNLARI... BiR TEK MAİLLERLE DEİL ARTIK HAREKETE GEÇMENİN SIRASI GELDİ GEÇİYORDA!!! HAYDİ ELELE VERELİM VE İNSALIĞI KURTARALIM DÜNYAYI PİSLİKLERDEN ARINDIRMA ZAMANI GELDİ...!!!
İşte o Cani İnsanlıktan Çıkmış Olan İsral'e Destek veren Katil Ürünler
Filistini "SEN" Vuruyorsun Haberin YOK !
Tommy Hilfiger
Coca Cola
McDonald's
Nescafé
Fanta
Sprite
Schweppes
Damla Su
Burn
Nestea
Powerade
Cappy
Turkuaz Su
Lipton
Nestle
Pizza Hut
Danone
Starbucks Coffee
Vakko
Hugo Boss
Timberland
DKNY
GAP
Levi's
L'OREAL
Champion
Calvin Klein
J. Crew
Carrefour
Marks & Spencer
Ko+ex - Kotex
Huggies
Ariel
Knorr
Maggi
Hacı Şakir
Lancome Paris
Biotherm
Pantene
Dogadan Çay
CNN
IBM
Nokia
icq
National Geographic
aol
Henri Bendel
Vichy Laboratoires
The Limited
Intel
Helena Rubinsten
JCPenney
New York Post
Lerner New York
Nursery World
The Daily Telegraph
Time
The Time
The Sun
the weekly Standard
Vittel
The White Barn Candle Co.
News of the World
Ralp Lauren
Victoria's Secret
La Roche-Posay Laboratoire
Jo Malone
Estee Lauder
Kleenex
Kimberly-Clark
Structure
20th Century Fox
Gossard
Plantex
New York & Company
Origins
Sara Lee
Perrier
Fruitopia
aramis
Disney
Douwe Egberts
Ambipur
Dim
Delta Galil Industries Ltd.
Bali
Buitoni
The Home Depot
Hanes
Expo Desing Center
Georgia Lighting
Apex
Villager's Hardware
Hema
Kiwi
Bath & Body Works
Auchan
Hanes Hosiery
Hillshire Farms
Harper Collins
Just My Size
Pickwick
Sky
Outer Banks
Revlon
Kia Ora
Pilao
River Island
Sanex
Pryca
Star
Superior
Nur Die
wonderbra
Prescriptives
Ball Park
Bryan
Aoste
Tchibo
Banana Republic
Lindex
Intimate Brands
Libby's Pumpkin
Lovable
L'eggs
Jimmy Dean
Structure
Sensun Gazoz
Dr Pepper
Lilt
israilin Filistin'e başlattığı operasyon "Sizlerin desteği" sayesinde günden güne büyüyerek devam ediyor. Her gün "Sizin" sayenizde bir filistinli çocuk hayata gözlerini yumuyor.. Bu nasıl mı oluyor! DEVAMINA BAKINIZ LÜTFEN
Bu nasıl mı oluyor! "Sen" farkında olmadan aldığın her israil malı ile israil bütçesine bununla paralel olarak israil ordusuna bir Müslüman olarak yardım ediyorsun! Bu şekilde amerikanında desteği ile güçlenen 7 milyoncuk israil 2 Milyar Müslümana meydan okuyor! "Sen" israil ve ona destek olan ülkelerin her türlü malına para verdiğin sürece onlar senin ve Müslüman kardeşlerinin kanını emmeye devam edecek!
Bu gafletten nasıl uyanırım?
Aldığınız ürünün barkod numarasındaki rakamların açıklamalarını ve hangi numaranın hangi ülkeye ait olduğunu aşşağıdaki tablolarda bulabilirsiniz. Burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var!
israilin barkod ülke kodu: 729
Türkiye'nin ise 869'dur fakat bazı yabancı firmalara ait ürünlerde 869 barkod kodu ile başlayabiliyor! Burada lütfen dikkatli olunuz aldığınız ürünün Barkodu 729 ise siz zaten elinizdeki ürünle Filistine kurşun sıkmış oluyorsunuz amma 869 ile başlayan israil ve amerika destekcisi ürünlerlede dolaylı yoldan aynı eylemi gerçekleştirmiş oluyorsunuz! Bu konuda göstereceğiniz hassasiyete güveniyoruz!
Eğer bu mesajı aldınız ise, bilin ki birileri sizi seviyor ve büyük bir olasılıkla sizin sevdiğiniz birileri var. Eğer bu mesajı gönderemeyecek kadar yoğunsanız ve kendi kendinize,'nasılsa bir gün -yollarım' diyorsanız çok uzak, hiç ulaşmayabilir.
Bu Tantra Hindistan`dan geldi. İster inanın ister inanmayın, onu okumak için birkaç dakikanızı ayırın, olur mu? İçinde, ruh için yararlı birçok mesaj var.BU İYİ ŞANS İÇİN BİR NEPAL TANTRA TOTEMİ.
Bu Totem Tantra size 'iyi şans' için gönderildi. Dünyayı 10 kez dolaştı. YAŞAM İÇİN ÖNERİLER
DEVAMINDA
Kepekli pirinçten çok ye.
İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap.
En sevdiğin şiiri ezberle.
Dinlediğin her şeye inanma, sahip olduğun her şeyi harcama ve istediğin kadar uyuma.
'Seni seviyorum' dediğinde, cidden söyle.
Üzgünüm dediğinde, o kişinin gözlerinin içine bak.
Evlenmeden önce en az 6 ay nişanlı kal. İlk bakışta aşka inan.
Başkalarının düşleriyle asla alay etme.
Tutkuyla ve derinden sev. Sonradan yara alabilirsin belki, ama hayatı komple yaşamanın tek yolu budur.
Anlaşmazlık durumlarında, dürüst ol.
Kimseyi kırma, hakaret etme.
İnsanları akrabalarına göre yargılama.
Yavaş konuş, ama hızlı düşün.
Biri sana, yanıt vermek istemediğin bir soru yöneltirse, gülümse ve en büyük aşkın ve en büyük başarıların daha büyük riskleri olduğunu hatırla.
Anneni ara.
Biri hapşırdığında 'çok yaşa' de.
Kaybettiğinde, ders al.
3 'S'yi unutma: Kendine Saygı; başkalarına Saygı; herşeyde Sorumluluk.
Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme.
Hata yaptığını farkettiğinde, onu hemen düzelt.
Telefona cevap verirken gülümse.Seni arayan kişi bunu sesinden anlayacaktır.
Konuşmaktan, sohbetten hoşlanan bir kadın/erkekle evlen. Yaşlandığınızda, konuşma yeteneğiniz her şeyden daha önemli olacak.
Biraz yalnız kal.
Değişikliklere kucak aç, ama değerlerini yitirme.
Suskunluğun, bazen, en iyi yanıt olduğunu unutma.
Daha çok kitap oku, daha az televizyon seyret.
İyi ve saygın bir hayat sür. İleride, yaşlandığında ve geçmişi hatırladığında, bir kez daha nasıl zevk aldığını göreceksin.
Allah`a güven ama arabanı kilitle. (Deveni bağla sonra tevekkül et).
Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir.Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.
Sevdiklerinle anlaşmazlığa düştüğünde, o anki duruma önem ver.
Geçmişte çok yaşama.
Satırlar arasını oku.
Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur.
Gezegenimize karşı nazik ol.
Dua et. Duada, ölçülemeyecek bir güç saklıdır.·
Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme.
Başkalarının işine burnunu sokma.
Onu öperken gözlerini kapatmayan bir kadın/erkeğe güvenme.
Yılda bir kez hiç gitmediğin bir yere git.
Çok para kazanıyorsan eğer, hayattayken, başkalarına yardım et. Bu, Şansın sana verebileceği en büyük tatmindir. Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir şanstır.
Bütün kuralları öğren, sonra bazılarına uyma.
İki insan arasındaki aşkın birbirine duydukları gereksinimden daha büyük olduğu ilişkinin, en iyi ilişki olduğunu unutma.
Başarını, onu elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldığın şeylere bağlantılı olarak değerlendir.
Bu mesajı saklama
TANTRA TOTEM 96 saat içinde elinden çıkmalı.
Bu mesajı en az 5 kişiye gönder ve 4 gün içinde yaşamını gözle. Hoş bir sürpriz yaşayacaksın.
Böyle şeylere inanmasan da, gerçek bu
0-4 kişiye gönderirsen yaşamında az değişilik olacak.
5-9 kişiye gönderirsen hayatın istediğin doğrultuda düzelecek. 9-14 kişiye gönderirsen: üç hafta içinde en az 5 sürpriz yaşayacaksın. 15 ya da fazla kişiye gönderirsen hayatın kökten değişecek ve düşlediğin herşey şekillenmeye başlayacak.
High School Musical 3: Senior Year will be the third installment in Disney's High School Musical franchise. It is scheduled for a theatrical release in the United States on October 24.
Programı indirip kurunuz daha sonra internet tarayıcınızı açarak www.youtube.com yazıp enter’a basmanız yeterlidir…
Türkiye’ den Erişim Yasağı olan Youtube Video paylaşım sitesine giriş yapabilmeniz için bu yamayı bir kez kurmanız yeterli olacaktır. Kurulum Makinenizde ki host dosyasına youtube ait olan 2859 tane ip yi kaydedip tam anlamıyla site erişimi sağlanacaktır. Bilgisayarınıza ayrıca herhangi bir dosya kurulmayacak ve tam manasıyla güvenli bir şekilde makinenizi yormadan erişim sağlayabileceksiniz. Makinenizi açıp kapatmaya gerek kalmadan yapabilirsiniz.
Not : kurulumdan önce sadece browserleriniz (explorer,mozilla vs) kapalı olmalıdır.
Avrupa'da büyük yankı uyandıran bu video, trafiğe çıkan her insanın dikkatli olması konusunda bilinçlenmesini amaçlıyor.
Kuzey İrlanda Çevre Bakanlığı, "Hız arttıkça, felaket de büyür - The Faster the Speed, the Bigger the Mess" adıyla 60 saniyelik sosyal içerikli bir reklam kampanyası başlattı ve sonuç olarak bu video çıktı.
Video metallica-nothing else matters müziği ile dahada anlamlı hale gelmiş...
Sizde araçla trafiğe çıkan bir bireyseniz lütfen videoyu seyredin ve trafiğe çıkmadan önce bir daha düşünün...
STARDIUM:(müzik şirketleri) adresi: Stardium Müzik Yapım 4. Levent Sanayi Mahallesi Eski Büyükdere Caddesi Behçet Sokak No3 4.Levent / İstanbul :sürekli çalıştıkları stüdyo
BEYKENT ÜNİVERSİTESİ ŞİŞLİ/AYAZAĞA KAMPÜSÜ ADRESİ: Şişli Ayazağa Kampüsü Şişli Ayazağa Mahallesi Hadım Koru Yolu Mevkii Şişli, İstanbul : DİZİ CEKİMİ OKUL SET BÖLÜMÜ
Azerbaycan Türkçesini öğrenmek için oldukça kullanışlı bir program. Dilmanc adlı bu program Anadolu türkçesini, Azerbaycan Türkçesine çok güzel bir şekilde tercüme ediyor.Program ücretsizdir.
Şu anda indireceğiniz yama MSN Messenger 7.5 (-) sürümü için geçerlidir. Bu program ile istediğiniz kadar MSN Messenger penceresi ve oturumu açabilirsiniz. Kullanımı çok kolay ve çok küçük bir boyutu olan bu program çok işinize yarayacaktır... Programı açtığınızda önünüze gelen küçük pencerede MSN Messenger'in seçili olması ve Load botonuna basmanız bilgisayarınızda yeni bir MSN Messenger'in açılmasını sağlayacak [sağ alt köşede görebilirsiniz] ve ordan istediğiniz gibi oturum açabilirsiniz.
Tvu player; süperlig maçları, kupa maçları, hazırlık maçları ve galatasaray’ın avrupa kupaları maçları gibi bir çok maçı internet üzerinden izleyebileceğiniz ve bu amaçla kullanılabilecek en popüler programdır. Aslında bu program sıradan bir online tv izleme programı gibi dursada bu son yıl içerisinde adı daha çok maçlarla duyulan bir programdır.
Dünyanın en çok tercih edilen paylaşım programlarından olan LimeWire ile müzik, resim, video, program ve doküman gibi dosyaları indirebilir ve paylaşabilirsiniz.
LimeWire Özellikleri:
Dosya indirme hızında sağlanan ciddi artış ile birlikte çok hızlı dosya indirme işlemlerini gerçekleştirme.
Dosyaları indirdiğiniz kişiler ile bağlantı kurabilme ve anlık mesajlaşma (chat) gerçekleştirebilme.
İndirdiğiniz müzik veya video dosyasını dahili medya oynatıcı ile dinleme veya izleme.
Dosya indirme işlemlerini yarıda bırakabilme ve bir sonraki açılışta kaldığınız yerden indirme işlemine devam edebilme.
Bilgisayarın bir şekilde kapanma ihtimaline karşı sonraki açılışta indirmekte olduğunuz dosyaların indirme işlemine (download) devam edebilme ve kayıp yaşamama.
Birçok dil desteği ile LimeWire'ı Türkçe kullanabilme.
Arkadaşlarınızla IP bağlantısı kurup (güvenlik duvarınızın izin vermesi gerekir) doğrudan dosya alışverişinde yapabilme.
Kolay kullanım ve basit arayüz ile rahat kullanım ve gelişmiş özellikleri ayarlayabilme.
LimeWire programı kendi içinde dosyaları taratarak güvenli programları sizler için belirliyor.
Uyarı! Aramalarda bulduğunuz güncelleme dosyalarından programı güncellemek istediğinizde kilit işareti () çıkarsa bu dosyanın güvenli olduğu ve güncellemenin LimeWire tarafından dağıtıldığı anlamını taşır (Aşağıdaki resimde güvenli link uzantısı örneği vardır.) ve rahatlıkla indirme işlemini yapabilirsiniz.
Fakat güncellemenin LimeWire dışında başka bir linkten yapılması olasılığında virüs tehlikesinin olduğunu, dolayısıyla bunuda kilit işaretinin () olmamasından anlayabilirsiniz. Bu durumda indirme işlemini kilitli olan dosyadan yapmanız tavsiye edilir. (Aşağıdaki resimde güvenli olmayan link uzantısı örneği vardır.)
Yeni sürümleri ile beraber LimeWire programı artık Torrent protokolünü de destekliyor. Milyonlarca download ve upload işleminin yapıldığı bu hızlı ve popüler yazılım ile artık Torrent dosyalarınıda indirebilecek ve paylaşabileceksiniz.
Skin desteğine sahip LimeWire'ı aşağıda gördüğünüz renk ve görünümlerde kullanmak istiyorsanızbu adrestenskinleri indirebilirsiniz.
indirme liki devamındadır
4.18.6 Sürüm Değişiklikleri:
Torrent desteği geliştirilmiş.
Paylaşımdaki dosyalar üzerindeki kontrol geliştirilmiş.
Sistem durum bildirisi özelliği eklenmiş.
İndirme işlemlerinin kaldığı yerlerden devam edebilmesi için bir çok kolaylık getirilmiş.
Bağlantı güvenliği ve kişisel bilgilerin gizliliği konusunda önlemler geliştirilmiş.
Önemli! Birçok ziyaretçimiz bize kurulum problemi yaşadığını iletti. Program Java tabanlı çalıştığı için kurulumda problem çıkarabilmektedir. Bunun önüne geçmek için ve programı başarılı bir şekilde çalıştırmak için lütfen Java Runtime Environment'ın en son sürümünü indirip kurduktan sonra LimeWire programını kurun.
Java Runtime Environment indirme sayfasına gitmek için buraya tıklayın. PROGRAMI İNDİ
Bilgisayarımızdan Ağ Bağlantılarına gelip (Başlat/Ayarlar/Ağ Bağlantıları) Yerel Ağ Bağlantımızı buluyoruz.
Üzerine sağ tıklayıp özellikler diyoruz.
Buradan aşağıda görüldüğü gibi İnternet İletişim Kuralları(TCP/IP)'nin üstüne gelip hemen sağ altında bulunan Özellikler butonuna tıklıyoruz.
Burada karşımıza iki tane otomatik olarak ayarlanmış Ip ve Dns adresleri çıkıyor. Bunlardan IP'ye dokunmayıp alt kısımda bulunan DNS sunucu adreslerini kullan yazısını aktif ediyoruz
Yeğlenen DNS Sunucuna sırasıyla 4 2 1 1 Diğer DNS Sunucusuna sırasıyla 4 2 2 2 yazıyoruz ve tamam'a tıklayıp kapatıyoruz.
Böylelikle YouTube'a giriş yapabiliyoruz, bazen dns'ler hemen algılanmayabilir o yüzden bilgisayarı kapatıp açmakta fayda var.
# İşlemci: Çift çekirdekli işlemci 2.6 GHz Intel Pentium D veya AMD Athlon 64 X2 3800+ (Intel Core 2 Duo 2.2 GHz veya AMD Athlon 64 X2 4400+ veya daha yükseği tavsiye ediliyor)
#
# RAM: 2 GB (3 GB tavsiye ediliyor)
#
# Ekran Kartı: 256 MB DirectX 10.0– destekli ekran kartı veya DirectX 9.0– ve Shader Model 3.0 destekli veya daha
# yükseği (512 MB bellekli olması tavsiye edilmiş ).
Google'ın piyasaya sürdüğü yepyeni internet tarayıcısı olanGoogle Chrome üzerine çok şey yazıldı çizildi. Bu yazıda Google Chrome'a göre siyah, yeşil ve turuncu temaları bulabilirsiniz.
Öncelikli Google Chrome’i buradan indirebilirsiniz.
Standart görünümde mavi pencere şeritlerine sahip olan Google Chrome’i temalar ekleyerek göz zevkinize göre şekillendirin. İşte bulabileceğin ilk Google Chrome temaları:
Turuncu Tema indir Tema Kullanımı İndirdiğiniz rar dosyalarının içindeki default.dll‘i aşağıdaki klasör konumuna kopyalayıp diğeri ile değiştirin.
Vista Kullananlar : x:\Users\*Bilgisayar Adı*\AppData\Local\Google\Chrome\Application\0.2.149.2 7\Themes\ Xp Kullananlar : x:\Documents and Settings\*Bilgisayar Adı*\Local Settings\Application Data\Google\Chrome\Application\0.2.149.27\Themes\
*Eğer yapamadıysanız.
*Masaüstünüzdeki Google Chrome simgesine - sağ tıkla > özellikler > hedef bul - Karşınıza çıkan klasörlerden 0.2.149.27 içerisindeki Themes klasörüne yapıştırın.
Tarayıcılarda açtığımız her web sayfasının asıl kaynağı olan code (Kod) kısmı vardır. Kod kısmını tarayıcı yorumlar ve görsel olarak kullanıcıya sunar. Bulunduğumuz web sayfasının kaynağına bakmak için mouse ile sayfada sağ tıklar 'Kaynağı Görüntüle' deriz. Google Chrome ile aynı zamanda adres çubuğuna 'view-source:http://www.googlechromeindir.com/' yazarakta sayfanın (Sitenin) kaynağına ulaşabiliyoruz. (Bu şekildeki erişim Firefox tarayıcıda da çalışmakta. Fakat aşağıdaki özellik sadece Google Chrome da bulunuyor.) Yalnız google chrome kaynak görüntülemesi diğer tarayıcılara göre farklı. Css, Js, Jpg, Gif, Png ve diğer resim ve diğar kaynak dosyalar ayrıca bağlantılar linkli olarak geliyor. Bağlantı adresi üzerine tıkladığımızda bağlantıya gidebiliyoruz. Kullanıcılar için olmasada web ile uğraşan webmasterlar için güzel bir uygulama.
Google Chrome ile ziyaret ettiğiniz herhangibir sayfa içerisinde aramak istediğiniz kelimeleri sayfa içi arama motoru ile bulabiliyorsunuz. Sayfa içi arama motoruna Ctrl + F kısayolu ile ulaşabiliyorsunuz.
Arama kutusu adres çubuğunun altında sayfanın yapısına göre sağında, ortasında veya solunda yer alabiliyor. Arama kutusu bu özelliği ile sayfanın görüş açısını bozmamış oluyor. Arama kutusuna yazdığınız kelimenin kaç adet olduğunu ve kaçıncı aranılan kelimenin seçili olduğunu görebiliyorsunuz. Yukarı ok tuşu ile yukarı sonuçlara çıkıyorsunuz, aşağı ok tuşu ile aşağıdaki sonuçlara gidebiliyorsunuz. Hemen sağ tarafındaki X işareti ile kapatabiliyorsunuz. Ayrıca firefoxda olduğu gibi aranılan kelimeleri sayfa içinde renklendiriyor.
Web sayfalarının vazgeçilmezlerinden olan formlar iletişim sayfalarında, yorum ekleme sayfalarında, tavsiye sayfalarında vd. sayfalarda kullanılıyor. Formların da vazgeçilmezlerinden olan textarea kutularıdır. Örneğin iletişim formlarında iletişim kurmak istediğimiz kişi veya kurumlara iletmek istediğimiz yazıları textarea kutularına yazarız. Bazen kutunun boyutları bize küçük gelebilir yada fazla büyük gelebilir. Kutunun boyutuna müdahale edemeyiz. İstisnai durumlarda bazı web sitelerinde javascript veya ajax teknolojisi ile textarea kutusunun boyutunu değiştirme şansı verilir fakat bu özellik bütün sitelerde bulunmayabilir.
Google Chrome, textarea kutularının boyutunu istediğimiz gibi değiştirmemize yardımcı oluyor. Textarea kutusunun sağ alt köşesindeki noktalı üçken kısmına mouse ile geliyoruz ve sürüklüyoruz. Hepsi bu kadar.
Şuradan test edebilir ayrıca google chrome tarayıcıyıda bu vasıta ile arkadaşlarınıza tavsiye edebilirsiniz.
Bu özellik firefox kullanıcıları içinde var fakat eklentisini yüklemeniz gerekiyor. Firefox kullanıcıları eklentiyi şuraya tıklayarak indirebilirsiniz.
- Adres çubuğuna yazdığınız kelime ile ilgili bilgiler hemen altında listelenir. Bu gelen öneri siteler daha önce Google Chrome browserden girdiğiniz siteler, sık kullanılan siteler ve google öneri hizmeti ile google önerileri yer alır.
- Adres çubuğuna herhangibir yazı girip enter tuşladığnızda google üzerinde arama yapar ve google sonuç sayfasına yönlendirir.
- Herhangibir web sitesine gitmek için web site adresini adres çubuğuna yazıp enter tuşlarız veya adres çubuğunun sonunda bulunan üçgene tıklarız.
- Herhangibir yerden kopyaladığımız bir url veya kelimeyi adres çubuğuna yapıştırarak ta kullanabiliriz. Bu yazıyı yapıştırdıktan sonra enter tuşlamak istemiyorsak adres çubuğuna sağ tıklarız ve 'Yapıştır ve git' seçeneğini kullanırı. Bu özellik sayesinde enter tuşlamadan yazdığımız url ye veya google arama sonuç sayfasına yönleniriz. (Bu özellik Opera browserde bulunuyordu.)
Sık Kullanılanlar
Açtığımız web sitesini kolayca sık kullanılanlarımıza eklemek için adres çubuğunun url kısmının hemen solunda yer alan yıldız simgesine tıklamamız yeterli olacaktır.
Açtığımız web siteleri veya sayfaları sık kullanılanlar listemizdeyse yıldız simgesi koyu sarı, listede yoksa açık sarı renginde olacaktır.
Google Chrome ile sekme açabiliyoruz. Bütün sekmeler aynı chrome penceresinde açılıyor. Pencerede açılmış istediğimiz bir sekme sayfayı ayrı bir chrome sayfasında açabiliyoruz. Sekmeyi ayrı bir pencerede açmak için sekme başlığına mouse ile tıklayıp sayfa ortasına doğru sürüklüyoruz ve bırakıyoruz. Bıraktığımız anda sekme ayrı bir pencerede açılmış oluyor. Yine aynı şekilde ayrı bir pencerede açılmış chrome penceresini diğer pencere ile birleştirebiliyoruz. Birleştirmek içinde sekme başlığına tıklayıp sürüklüyoruz.
Google Chrome ile gezdiğimiz sekmelere geri dönmüyi veya sekmeler arası ileri gitmeyi (Sekme geçmişini) görüntüleyebilmek için adres çubuğundaki 'İleri' ve 'Geri' butonlarının üzerine mouse (Fare) ile sağ tıklamamız yeterli olacaktır. Sekme geçmişi seçenekleri açılacaktır.
Bütün browserlerde yer alan Home (Ev - Ana Sayfa) ikonu bulunur. Google Chrome da ise ilk bakışta bu butonu göremiyoruz. Bu butonu getirmek için adres çubuğundaki ayarlar butonuna tıklıyoruz, Seçenekler tıklıyoruz. Buradan Temel Bilgiler sekmesinden 'Araç çubuğunda Home düğmesini göster' seçeneğini aktif hale getiriyoruz.
Omnibox, Google arama standardı ile elbette arama motorunun diğer gelişmiş özelliklerine erişim elde etmenizi sağlıyor. Ekran görüntümüzde Google'ın birim dönüştürücüsünü nasıl kullanabileceğinizi görebilirsiniz.
Google Chrome size arama önerileri sunmak için tüm arama sorgularını Google'a gönderir. Bu özelliği kullanmak istemiyorsanız kapatabilirsiniz. Kapatmak için mouse sağ tuş ile Omnibox'a (adres satırı) tıklayın ve 'Arama motorlarını düzenle...' yi seçin. Burada 'Adres çubuğuna girilen aramaların ve URL'lerin...' seçeneğinin yanındaki seçili kutuyu pasif (Seçisiz) yapın.
İndirdiğimiz her Google Chrome browser kendisine has bir müşteri numarasına (ID) sahiptir ve bunu 'Local State' dosyası içinde kayıt eder. Bu dosya gizli olduğu için klasör özelliklerinden 'gizli dosya ve klasörleri göster' seçeneğini etkinleştirmemiz gerekir. Windows Vista işletim sistemlerinde bu dosyaya ulaşmak için şu yolu takip ederiz. 'C:\Kullanıcılar\[Kullanıcı Adı]\Local Settings\AppData\Local\Google\Chrome\User Data' dizininde bulabilirsiniz. Windows XP'de bu dosyaya ulaşmak için de şu yolu takip ederiz. 'C:\Documents and Settings\[Kullanıcı Adı]\Local Settings\Application Data\Google\Chrome\User Data' dizini altında bu dosyayı bulabilirsiniz. Önlem amaçlı farklı bir konuma bu dosyanın bir yedeğini alın. Sonrasında dosyayı bir düzenleyici yardımıyla açın (Örneğin Notepad - Not defteri), 'client_id' ve 'client_id_timestamp' değerlerini, karşılarında sadece boş bir karakter zinciri ('') kalacak şekilde silin.
Düzenlediğiniz dosyayı kaydedin ve sonra dosya özelliklerinde (içerik menüsü; sağ fare tuşu) dosyanın yazma korumasını aktif hale getirin.
Google Chrome bir sonraki başlangıçta bu girdileri tamir etmeye çalışacaktır ama yazma koruması yüzünden başarısız olacaktır. Pes etmek yerine tarayıcı 'Local State.tmp' adında yeni bir dosya daha oluşturacaktır. Bu yüzden yazma koruması dahil bir önceki adımlarda yapılanları aynen bu dosya için tekrar edin. Sonrasında ise tarayıcı pes ediyor. Bu ayar yapıldığında herhangi bir program hatası keşfedemedik. Ama eğer sizde herhangi bir problem oluşursa dosyanın yazma korumasını devre dışı bırakın veya yedeklediğiniz dosyayı geri yükleyin.
Google Chrome ile ziyaret ettiğiniz web sayfaları yanıt vermiyorsa about:hang komutunu kullanıyoruz. Adres çubuğuna yazıp enter tuşluyoruz ve aşağıdaki resimdeki gibi pencere açılıyor. Sayfayı sonlandırıyoruz yada bekliyoruz. (Windows görev yöneticisi gibi çalışıyor tek farkı Google Chrome'u tamamen kapatmayıp sadece o sekme için kapatma işlemi yapıyor.)
Google Chrome'un kullandığı fonksiyonların istatistiksel değerlendirmelerini listelemek için adres çubuğuna about:histograms yazıp enterliyoruz. Google Chrome ile bu yazıyı okuyorsanız linke tıklıyorsunuz.
Google Chrome ile açılan bütün site ve sayfalarındaki bağlantılar kayıt altına alınır. Bu kayıtlar değerlendirilir. Bu bilgilere ulaşabilmemizi sağlayan ipucu ise about:network dir. Adres çubuğuna about:network yazıp enter dediğimizde Start diyerek kayıt altına alınan bilgiler gösterilir.
Google Chrome ile ziyaret ettiğimiz web sayfalarının dns bilgilerini görmek için adres çubuğuna about:dns yazıp enter diyoruz. Site Hostname bilgileri, açılış süreleri, açılış zamanları ve diğer bilgiler yer alıyor.
Google Chrome ile ilgili geniş istatistikler sunan gizli bir sayfa. about:stats yazıp enter tuşladığımızda karşımıza google chrome ile ilgili geniş bir bilgi sunan doküman geliyor. Google chrome ne zaman açıldı, sistem açılış ve kapanışları açılan sayfalar vs.
Google Chrome Firefox, opera ve internet explorer ile karşılaştırılınca daha az kaynak tüketimi yapıyor. Açılış ve kapanışları diğer browserlere göre daha hızlı gerçekleşiyor.
Google Chrome ve diğer açık browserlerin kullandıkları kaynak tüketimini görebilmek için adres çubuğuna about:memory yazıp enter tuşluyoruz. Açık olan browser ve uygulamaların ne kadar kaynak tüketimi yaptığını görebiliyoruz.
Google Chrome adres çubuğuna about:cache yazıp enter tuşladığımızda google chrome ile ziyaret ettiğimiz sayfaların dosyalarını görebiliriz. Google Chrome ile ziyaret ettiğimiz web sitelerine ait resimler, javascript dosyalar, css dosyalar, swf animasyonlar, gif resim animasyonlar ve diğer dokümanlar önbelleğe alınır, ikinci kez ziyaret edildiğinde bu dosyalar ilgili siteden alınmayıp google chrome önbelleğinden alınır. Böylelikle ikinci kez ziyaretlerimizde sayfa açılışları hızlanmış olur. Sayfayı yenilediğinizde bu dokümanlar yenileri ile değişir.
Google Chrome gelişim aşamasında. Google Chrome ile gezinti yaparken gördüğümüz hataları Google'a bildirerek chrome'un gelişmesini sağlayabiliriz. Google Chrome'da bunu şöyle yapabiliriz. Adres çubuğunun yanında yer alan sayfa özellikleri butonuna tıklıyoruz. Seçeneklerin en altından 'Hata veya bozuk web sayfası bildir' seçeneğini tıklıyoruz. Aşağıdaki resimdeki pencere geliyor.
Sayfa başlığı: Bulunduğumuz sayfanın başlığı, Hata türü: Hata nasıl bir hata ise onu seçiyoruz, Sayfa urlsi: Butona tıkladığımız sayfanın urlsi otomatik olarak yazılıyor, Açıklama: Bu bölüme sayfa hatası ile ilgili geniş bilgi verebilirsiniz. Geçerli sayfanın ekran görüntüsünü gönder seçtiğimizde sayfanın resmi yetkililere gönderiliyor. Bu seçenek default olarak seçili oluyor.
Web sitelerinin kısa yollarını olağan şekilde bilgisayara kaydedebiliyoruz. Bu kısa yola tıkladığımızda bilgisayarınızın standart kullanılan browserinde bu kısa yola ait web sitesi açılır. Google Chrome'un kısa yolu bu kısayoldan farklı. Chrome uygulama kısayolu için; açtığımız web sitesini adres çubuğunun altında bulunan sayfa ayarları simgesine tıklıyoruz. Google gears başlıklı bir kutu açılıyor. Pencerede;
Kısayolları aşağıdaki konumlarda oluştur: Masaüstü Başlat menüsü Hızlı başlat çubuğu
seçenekleri mevcut istediğimiz seçimi yapıp tamam diyoruz. Masaüstü seçtiysek masaüstümüze bulunduğumuz web sayfasının kısayolu ekleniyor. Bu kısa yola tıkladığımızda bilgisayarımızda yüklü programların açılışı gibi bir açılış oluyor. Web sitesi (sayfası) program şeklinde açılıyor.
Google Chrome ile gezdiğiniz site ve sayfaların bilgileri tarama geçmişinde tutulur. Bu sayede hangi tarih de nereler gezilmiş görebilirsiniz. Bu tutulan bilgileri istediğiniz gün olmak üzere silebilirsiniz.
- Ziyaret ettiğiniz web sayfalarının URL'leri Geçmiş sayfasından - Bu web sayfalarının önbelleğe alınmış metni - Küçük resimler için web sayfalarının anlık görüntüleri - Bu web sayfalarından getirilen IP adresleri
Bu sayfalar tarafından oluşturulan çerezleri veya indirme geçmişinizi temizlemez.
1. Araçlar menüsünü araçlar menüsü tıklayın. 2. Geçmiş'i seçin. 3. Temizlemek istediğiniz gün için en eski kayıt tarihine gidin ve sağdaki Şu gün için geçmişi sil bağlantısını tıklayın. Aşağıdaki resimde görüleceği üzere 'Bu sayfaları geçmişinizden silmek istediğinizden emin misiniz?' sorusu sorulacak. Tamam dediğimizde o güne ait bilgiler silinecektir.
Not: Varsayılan olarak, Google Chrome yalnızca son 24 saatte toplanan bilgileri temizler. Daha uzun bir döneme ait tarama bilgilerini temizlemek istiyorsanız, 'Şu döneme ait verileri temizle' açılan menüsünü kullanın. Tarama geçmişinizi tümüyle temizlemek için Her Şey seçeneğini işaretleyin. Şu döneme ait verileri temizle seçeneğinden herşey seçersek bütün günlerin bütün verileri silinir.
Nuri Bilge Ceylan (d. 1959, Istanbul) Türk yönetmen, senarist ve fotograf sanatçisi.
Bogaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisligi bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde iki yil sinema egitimi gördü. 1980'lerde kimi portfolyolari Gergedan gibi dönemin nitelikli kültür ve sanat dergilerinde yayinlanan Ceylan, yaptigi dört filmin de, yönetmenligini, senaristligini ve yapimciligini üstlendi. Sinemaya Koza adli kisa filmiyle adimini atan Ceylan bu filmiyle, Cannes Film Festivali'nin ilgili bölümüne katilma basarisini gösterdi. Ceylan 1997'de ilk uzun metrajli filmi olan ve basta Berlin Film Festivali olarak pek çok dünya festivalinde gösterilen üç bölümlü, otobiyografik ve pastoral Kasaba filmini, 1999 yilinda da bir ****-film olan ve ilk iki filmdeki otobiyografik izlegi sürdüren ve büyük basari kazanan Mayis Sikintisi'ni çekti. Film, Berlin Film Festivali'nin yarismali bölümünde gösterilmisti.
56. Cannes Film Festivali’nde yarisan ve favori filmler arasinda gösterilen Nuri Bilge Ceylan’in 2002 yapimli dram filmi Uzak, Altin Palmiye’den sonra festivalin ikinci önemli ödülü olan ‘Büyük Jüri Ödülü’nü (‘Grand Prix’) aldi. Filmde yalniz ve yabancilasmis iki kuzeni oynayan filmin basrol oyunculari Muzaffer Özdemir ve bir trafik kazasinda ölen Mehmet Emin Toprak da ‘En Iyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylasarak Türk sinema tarihinin en parlak basarilarindan birine imza attilar.
Ceylan'in dördüncü uzun metraji Iklimler, 2006 Cannes Film Festivali'nin yarismali bölümüne kabul edildi. Ceylan'in bugüne kadar çektigi en büyük bütçeli eser olan film, dijital görüntü teknolojisiyle kotarildi ve görüntü yönetmenligini Ceylan'in kendisinin üstlenmedigi ilk Nuri Bilge Ceylan filmi oldu. Filmin bir diger önemli özelligi ise, Nuri Bilge Ceylan'in bu kez kamera önüne de geçerek, esi Ebru Ceylan'la basrolleri paylasmis olmasidir.
Ödülleri
14.Ankara Film Festivali, 2002En Iyi Film.................................Uzak
En Iyi Yönetmen.......................Uzak
En Iyi Görüntü Yönetmeni.........Uzak
En Iyi Kurgu..............................Uzak
36.Antalya Film Senligi, 1999
En Iyi Yönetmen ......................Mayis Sikintisi
Dr. Avni Tolunay Özel Ödülü.....Mayis Sikintisi
39.Antalya Film Senligi, 2002
En Iyi Yönetmen ......................Uzak
En Iyi Film ................................Uzak
En Iyi Senaryo .........................Uzak
43.Antalya Film Senligi, 2006
En Iyi Yönetmen .......................Iklimler
Bangkok Film Festivali, 2001
En Iyi Senaryo .........................Mayis Sikintisi
Berlin Film Festivali, 1998
Caligari Ödülü ..........................Kasaba
Beyrut Film Festivali, 2001
En Iyi Yönetmen .......................Mayis Sikintisi
Beyrut Film Festivali, 2003
En Iyi Film ................................Uzak
En Iyi Senaryo .........................Uzak
Buenos Aires Uluslararasi Film Festivali, 2001
En Iyi Yönetmen .......................Mayis Sikintisi
56.Cannes Film Festivali, 2003
Büyük Jüri Ödülü ......................Uzak
59.Cannes Film Festivali, 2006
FIBRESCI Ödülü .......................Iklimler
39.Chicago Uluslararasi Film Festivali, 2003
En Iyi 2. Film ............................Uzak
Cinemanila Film Festivali, 2003
Büyük Ödül ..............................Uzak
Cinemaya Film Festivali, 2003
En Iyi Film .................................Uzak
Cologne Film Festivali, 1999
En Iyi Görüntü Yönetmeni ........Kasaba
Iskenderiye Film Festivali, 2000
En Iyi Kurgu ...........................Mayis Sikintisi
22.Istanbul Film Festivali, 2003
Dr. Nejat F. Eczacibasi Vakfi Yilin
En Iyi Türk Yönetmeni .............Uzak
En Iyi Film ..............................Uzak
FIPRESCI Ödülü ......................Uzak
Mexico City Film Festivali, 2004
En Iyi Görüntü Yönetmeni ........Uzak
En Iyi Yönetmen .....................Uzak
25.Montpellier Film Festivali, 2003
Altin Antigone ............................Uzak
Elestirmenler Birligi Ödülü ..........Uzak
Nantes Film Festivali, 1998
Jüri Özel Ödülü ..........................Kasaba
13.Orhan Ariburnu Ödülleri, 2002
En Iyi Film .................................Uzak
En Iyi Yönetmen .......................Uzak
21.Siyad Türk Sinemasi Ödülleri, 1999
En Iyi Yönetmen .......................Mayis Sikintisi
24.Siyad Türk Sinemasi Ödülleri, 2002
En Iyi Görüntü Yönetmeni ........Uzak
En Iyi Yönetmen .......................Uzak
En Iyi Film .................................Uzak
Tokyo Film Senligi, 1998
Gümüs Ödül .............................Kasaba
16.Trieste Film Festivali, 2004
En Iyi Film ................................Uzak
Koza (1995)
Yönetmen : Nuri Bilge Ceylan Yapimci : Nuri Bilge Ceylan Lütfü Özalay Senaryo yazari : Nuri Bilge Ceylan Oyuncular : Mehmet Emin Ceylan,Fatma Ceylan,Turgut Toprak Görüntü yönetmeni : Nuri Bilge Ceylan Kurgu : Yusuf Aldirmaz Nuri Bilge Ceylan Yapim yili, ülkesi : 1995, Türkiye Yapim sirketi : TRT, NBC Film Süre : 20 dakika Dil : Türkçe Cins : Kisa film
Konusu: Iki insanin birbirinden ayri gelisen, bir ara evlilikle birlesen ve sonra ayrilmis olan yollarinin görsel anlatimi. Duragan görüntüler esliginde ilerleyen diyalogsuz bir kisa filmdir.
Yönetmen : Nuri Bilge Ceylan Yapimci : Nuri Bilge Ceylan Senaryo yazari : Nuri Bilge Ceylan Oyuncular : Mehmet Emin Toprak,Mehmet Emin Ceylan,Fatma Ceylan Görüntü yönetmeni : Nuri Bilge Ceylan Kurgu : Ayhan Ergürsel Yapim yili, ülkesi : 1997,Türkiye Yapim sirketi : NBC Film Süre : 82 dakika Dil : Türkçe Tür : Dram - Psikolojik
Konusu: Kasaba, 1970`li yillarin tipik bir Anadolu kasabasinda geçen film üç kusagi bünyesinde barindiran dogayla birlikte yasayan bir ailenin hayatini çocuklarin gözünden anlatmaktadir film. Uzun planlari, agir ilerleyen temposuyla kasaba hayatini insanlarin gözüne Tarkovsky çarpiciligina benzer bir sekilde sunuyor.
Yönetmen : Nuri Bilge Ceylan Yapimci : Nuri Bilge Ceylan Senaryo yazari : Nuri Bilge Ceylan Oyuncular : Fatma Ceylan,Mehmet Emin Ceylan,Muzaffer Özdemir Görüntü yönetmeni : Nuri Bilge Ceylan Kurgu : Nuri Bilge Ceylan Ayhan Ergürsel Film müzikleri : Ismail Karadas Yapim yili, ülkesi : 1999, Türkiye Yapim sirketi : NBC Film Süre : 130 dakika Dil : Türkçe Cins : Sinema filmi Tür : Dram
Konusu: Muzaffer, bir bahar günü çocuklugunu geçirdigi Çanakkale`nin Yenice kasabasina geri döner. Kendince hayatini sürdüren kasaba, burada film çekmeyi kafasina koymus Muzaffer`in gelisiyle tedirgin olur. Nuri Bilge Ceylan`in bol ödül toplayan bu yalin filmi, izleyiciyi de kendi atmosferine katmayi basariyor.
Yönetmen : Nuri Bilge Ceylan Yapimci : Nuri Bilge Ceylan Senaryo yazari : Nuri Bilge Ceylan Oyuncular : Mehmet Emin Toprak,Muzaffer Özdemir,Zuhal Gencer,Nazan Kirilmis,Feridun Koc,Fatma Ceylan Görüntü yönetmeni : Nuri Bilge Ceylan Kurgu : Nuri Bilge Ceylan Ayhan Ergürsel Yapim yili, ülkesi : 2002, Türkiye Yapim sirketi : NBC Film Süre : 110 dakika Dil : Türkçe Cins : Sinema filmi Tür : Dram
Konusu: Hayallerini gerçeklestirmek için Istanbul`a gelen Yusuf, uzaklara gitmeyi düsleyen fotografçi akrabasi Mahmut`un yanina yerlesir. Mahmut ise Yusuf`u hos karsilamamistir.. Gene sevdigi oyuncularla çalisan Nuri Bilge Ceylan, bu filmiyle Cannes Film Festivali dahil olmak üzere birçok festivalden ödülle dönmüs, adini genis kitlelere duyurmustu.
01 Deliveren 02 Gidiyorum Bu Sehirden 03 Hayat Sana Tesekkür Ederim 04 Hos Geldin (The Long Goodbye) 05 Kahpe Kader 06 Keskin Biçak 07 O-Kudum-Da (Okudumda) 08 Oh Oh 09 Rumeli Havasi 10 Sari Odalar 11 Yalanci Dünya 12 Yine mi Çiçek
01. Hadi Bakalim 02. Tutsak 03. Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam 04. Gulumse 05. Gullerim Soldu 06. Vazgectim 07. Herseyi Yak 08. Namus 09. Seni Kimler Aldi 10. Deger Mi
01. Ud Taksim 02. Tutuklu 03. Kaderim 04. Hazan 06. Kusura Bakma 07. Ruhuma Asla 08. Adi Bende Sakli 09. Ben Sevdali Sen Belali 10. Simal Yildizi 12. Ince Mevzu 13. Denge 14. Adi Menekse
Seni Yerler Yarasi Saklim Bile Bile Kaçin Kurasi Le Le Le Rakkas (Remix 1) Yalnizlik Senfonisi Düs Bahçeleri Iki Gözüm Zalim Onursuz Olmasin Ask Rakkas (Remix 2)
01. Sen Aglama 02. Benimle Ol 03. Geri Dön 04. Yeter 05. Bu Gece 06. Daglar Daglar 07. Çocuklar Gibi 08. Tükenecegiz 09. Bir Baska Ask 10. Bindokuzyüzkirkbes
01. Isik dogudan yükselir 02. Davet 03. Son sardunyalar 04. Alaturka 05. Yaktilar Halim'imi 06. Rakkas 07. Onu alma beni al 08. Yenilige dogru 09. Ne aglarsin 10. Ben annemi isterim 11. Var git turnam 12. La ilahe illallah
Perisanim Simdi Ah Istanbul Eskidendi Firuze Herkes Yarali Ikili Delilik Keskin Bicak Rakkas Sari Odalar Sultan Süleyman Yanmisim Sönmüsüm Ben Potpori 1 Potpori 2
http://rapidshare.com/files/63743449/SEZEN_AKSU.ra r
Metallica’ nın 15. 8. 2006 tarihinde verdigi ”inanilmaz” konseri..DVD, 15 bolumden olusuyor.
MetallicA ABD’li Thrash metal grubu. Thrash metal akımının üyelerinden, ve 80′li yılların en iyi ve en ilham verici metal gruplarından birisi olarak kabul edilir. 60 milyonu ABD’de, 40 milyonu da dünyanın geri kalanında olmak üzere yaklaşık 100 milyon albüm satışı bulunan grup, müzik tarihinin ticari olarak en başarılı metal gruplarından biridir. Konser satışları açısından da Amerikan müzik tarihinin en büyük 13. topluluğu konumundadır.
Upload yapmak isteyen arkadaşlar için upload siteleri
SendOver File Size Limit: 2GB Download Limit: Unlimited File Life: 7 Days (Deleted only if there is no download activity in 7 days) URL: http://www.sendover.com
MegaShares File Size Limit: 1.5GB Download Limit: Unlimited File Life: 25 Days (Deleted only if there is no download activity in 25 days) URL: http://www.megashares.com
SendSpace File Size Limit: 1.2GB Download Limit: download bandwidth limit of 100GB File Life: 14 Days (Deleted only if there is no download activity in 14 days) URL: http://www.sendspace.com
zUpload File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.zupload.com
FileFactory File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 15 Days (Deleted only if there is no download activity in 15 days) URL: http://www.filefactory.com
mooload File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.mooload.com
CyberUpload File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 7 Days (Deleted only if there is no download activity in 7 days) URL: http://www.cyberupload.com
Uploading File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.uploading.com
Bigupload File Size Limit: 300MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.bigupload.com
RapidUpload File Size Limit: 300MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.rapidupload.com
MegaUpload File Size Limit: 250MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.megaupload.com
XtraFile File Size Limit: 250MB Download Limit: Unlimited File Life: 15 Days (Deleted only if there is no download activity in 15 days) URL: http://www.xtrafile.com
RapidShare File Size Limit: 100MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.rapidshare.de
myShareBox File Size Limit: 100MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.mysharebox.com
zSHARE File Size Limit: 100MB Download Limit: Unlimited File Life: 10 Days (Deleted only if there is no download activity in 10 days) URL: http://zshare.net
Store and Serve File Size Limit: 100MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://storeandserve.com
QuickDump File Size Limit: 100MB Download Limit: download bandwidth limit of 500MB per hour File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://quickdump.com
SaveFile File Size Limit: 60MB Download Limit: Unlimited File Life: 14 Days (Deleted only if there is no download activity in 14 days) URL: http://www.savefile.com
FileHD File Size Limit: 60MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.filehd.com
RapidSharing File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 60 Days (Deleted only if there is no download activity in 60 days) URL: http://www.rapidsharing.com
UploadSend File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.uploadsend.com
UploadFront File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.uploadfront.com
Momoshare File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 15 Days (Deleted only if there is no download activity in 15 days) URL: http://www.momoshare.com
FriendlyShare File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.friendlyshare.de
UltraShare File Size Limit: 30MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.ultrashare.net
UploadTown File Size Limit: 20MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.uploadtown.com
Ücretsiz Resim Hosting Maximum boyut: 500 Kb Yollanabilir: GIF, JPG, PNG, BMP, SWF Url: http://myehost.de
Birde size dosya ve resim upluod edmek isteyen arkadaslar yeni turkce bir site Url : http://www.hemenpaylas.com
Upload Etmek İsteyenlere Upload Siteleri
Upload yapmak isteyen arkadaşlar için upload siteleri
SendOver File Size Limit: 2GB Download Limit: Unlimited File Life: 7 Days (Deleted only if there is no download activity in 7 days) URL: http://www.sendover.com
MegaShares File Size Limit: 1.5GB Download Limit: Unlimited File Life: 25 Days (Deleted only if there is no download activity in 25 days) URL: http://www.megashares.com
SendSpace File Size Limit: 1.2GB Download Limit: download bandwidth limit of 100GB File Life: 14 Days (Deleted only if there is no download activity in 14 days) URL: http://www.sendspace.com
zUpload File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.zupload.com
FileFactory File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 15 Days (Deleted only if there is no download activity in 15 days) URL: http://www.filefactory.com
mooload File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.mooload.com
CyberUpload File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 7 Days (Deleted only if there is no download activity in 7 days) URL: http://www.cyberupload.com
Uploading File Size Limit: 500MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.uploading.com
Bigupload File Size Limit: 300MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.bigupload.com
RapidUpload File Size Limit: 300MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.rapidupload.com
MegaUpload File Size Limit: 250MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.megaupload.com
XtraFile File Size Limit: 250MB Download Limit: Unlimited File Life: 15 Days (Deleted only if there is no download activity in 15 days) URL: http://www.xtrafile.com
RapidShare File Size Limit: 100MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.rapidshare.de
myShareBox File Size Limit: 100MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.mysharebox.com
zSHARE File Size Limit: 100MB Download Limit: Unlimited File Life: 10 Days (Deleted only if there is no download activity in 10 days) URL: http://zshare.net
Store and Serve File Size Limit: 100MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://storeandserve.com
QuickDump File Size Limit: 100MB Download Limit: download bandwidth limit of 500MB per hour File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://quickdump.com
SaveFile File Size Limit: 60MB Download Limit: Unlimited File Life: 14 Days (Deleted only if there is no download activity in 14 days) URL: http://www.savefile.com
FileHD File Size Limit: 60MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.filehd.com
RapidSharing File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 60 Days (Deleted only if there is no download activity in 60 days) URL: http://www.rapidsharing.com
UploadSend File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.uploadsend.com
UploadFront File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.uploadfront.com
Momoshare File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 15 Days (Deleted only if there is no download activity in 15 days) URL: http://www.momoshare.com
FriendlyShare File Size Limit: 50MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.friendlyshare.de
UltraShare File Size Limit: 30MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.ultrashare.net
UploadTown File Size Limit: 20MB Download Limit: Unlimited File Life: 30 Days (Deleted only if there is no download activity in 30 days) URL: http://www.uploadtown.com
İyi yapılmış bir işi takdir etmeyi: “Bana bakın, gidin birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim…!!!”
Duaların Gücünü: “Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu farketmedi…”
Zamana karşı yarışmayı: “O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın..”
Mantıklı Düşünmeyi; “Ben öyle diyorsam öyledir…!!!”
İleri görüşlü olmayı: “Çıkmadan önce temiz bi çamaşır giy.. yolda Allah korusun başına birşey gelir kirli çamaşırla etrafa rezil olursun.”
Hayatın trajikomik yanlarını: “Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürecem….”
Hayatın çelişkilerle dolu olduğunu: “Kapa çeneni ve çorbanı iç ..!!”
Dayanıklı olmayı: ” O ıspanak bitene kadar sofradan kalkmak YOK..!!!”
Hava raporu tahmini yapmayı : “Şu dağınıklığa bak… yabancı biri görse odanın ortasından kasırga geçmiş sanır…”
Abartmayı: “Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabılarınla içeri girme diye…!!”
Davranış Psikolojisini: “Babana çekeceğine biraz bana çekseydin noolurdu ?…”
Olağanüstü durumlara hazırlıklı olmayı: “Dinleme bakalım anne sözü dinlemee…!!! ‘Kafana meteor düşecek kenara çekil” diye bağırsam onu bile dinlemezsin di mi……!!!!”
Kıskanmayı: “Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bi aileye sahip olmayan, kac milyon çocuk var biliyor musun…”
Sabırlı olmayı; “Baban eve gelsin, sen görürsün”
Hakkımızı alacağımızı; “Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı”
Diyalog kurmayı; “Sana bir şey sorduğumda cevap ver…!!” “Ne söyleyeyim anne?” “Sus!! Bana cevap verme!!!”
Tıp bilgilerini: “Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalıvereceksin”
Olgun olmayı; “Bu tabağın hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin.”
Genetik bilgileri; “Sen de o lanet olası babana çektin.”
Bilgeliği; “Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman.”
VE …..Adaleti; “Bir gün senin de çocukların olacak.. inşallah onlar da sana senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar
Büyük bir rus yazarı, fikir, eğitim, sanat dünyasının en ünlü kişilerinden biridir. Zengin bir ailenin çocuğu olarak Yasnaya-Polyana'da doğdu. Çok küçük yaşlarında önce annesini, sonra babasını kaybetti, yakınlarının elinde büyüdü. Çocukluğundan beri gerçekleri incelemeye karşı büyük bir ilgisi vardı. Öğrenimini tamamlamak için Moskova'ya gitti. Çalışkan zeki bir öğrenci olarak başarı ve sevgi kazandı. Fransızcasını ilerletmiş, Voltaire'i ve J. J. Rousseau'yu okumuş, bu iki yazarın kuvvetle etkisinde kalmıştı. Yasnaya-Polyana'ya döndü, yoksul köylüler arasına katıldı. İlk eseri olan Çocukluk'u bu sıralarda yazdı.
Bir süre sonra orduya girdi; Kafkasya'ya gitti. Kafkas halkının yoksulluk dolu yaşayışlarını ele aldığı izlenimlerle ilk gerçekçi hikayelerini yazdı. 1854'te Kırım Savaşı'na subay olarak katıldı. Sonra askerlikten ayrılıp Petersburg'a gitti. Bir kısım eserlerini oldukça sakin geçirdiği o yıllarda yazdı. Gene de içinde aradığını bulamayan bir ruh çalkalanıyordu. Batı Avrupa ülkerinde uzun bir gezintiye çıktı. Almanya, Fransa, İsviçre'de dolaştı. Yurduna dönüşünde gene Yasnaya-Polyana'ya yerleşti. Asalet ünvanlarından, lüksten sıkılıyordu. Köyünde bir okul kurdu. Bu okul, öğrenim, eğitim bakımından yepyeni bir kurumdu. Huzura kavuştuğuna kanaat getirdikten sonra, 1862'de evlendi.
Tolstoy üç çocuk sahibi olduğundan bu evlilik hayatının ilk yıllarında ömrünün en mutlu, en rahat devresini yaşadı. Eserlerinin en kuvvetli olan iki romanı Savaş ve Barış ile Anna Karenina'yı, bu sıralarda yazdı. Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı. Geniş halk yığınlarının, özelikle Rus köylüsünün yoksul, perişan durumu onu çok üzüyordu. Bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Kaba saba giyiniyor, giydiği her elbiseyi kendisi dikiyordu. Değişmeyen tek tarafı bıkıp usanmadan yazmasıydı. Kruetzer Sonat, Efendi ile Uşak, Karanlıkların Gücü, İman nedir, İnciler, Kilise ve Devlet, İtiraflarım hep bu yılların ürünleridir.
Eserlerinde insanlığın çeşitli meselelerine değinen Tolstoy'un dünya ölçüsünde bir sanat ve fikir değeri vardır. Kendi ülkesinin toplumsal siyasal çalkantılarını, halkının yaradılışını, yaşayışını gerçekten büyük bir ustalıkla yansıtmıştır. Gerçekçi edebiyatın en büyük temsilcilerinden olduğu kadar, bir filozof bir eğitimci olarak da ün kazanmıştı. Yukarıda sayılanların dışında Diriliş, Gençliğim, Çocukluk, Hacı Murat, Ayaklanış, Sergey Baba, Tanrı Bizim İçimizdedir, Kazaklar, Tesadüf, İki Süvari gibi eserleri vardır. Vasiyetinde mezarına Haç koydurtmaması Müslüman olarak ölmüştür diyenlerin en büyük kanıtı olup bir Azeri Generalinin hristiyan eşine de çocuklarının din olarak hristiyanlığı değil de müslümanlığı seçmesini tavsiye etmesi bunu da kanıtlar niteliktedir.O dönemde bir hristiyan kadın ile bir müslüman erkeğin evlenmesi sonucu olan çocuklar Katolik meshebi tarafından hristiyan olarak kabul edilir ve vaftizi istenirdi.Generalin eşi de bunu bir mektupla L.Tolstoy'a bildirmiş ve fikrini almıştır. 82 yaşında vefat eden Tolstoy birçok kez büyük sıkıntılar yaşamıştır.Tolstoy ömrünün son yıllarını büsbütün derbeder bir şekilde geçirdikten sonra, bir küskünlük sonucunda, evini bırakıp yollara düştü. Bir gün küçük bir kasaba istasyonunda, hayata gözlerini yumdu.
"Tolstoy İstanbul'a gelmek ve buradan hacca gitmek üzere yola çıkmıştı. Fakat ne yazık ki ömrü vefa etmedi!.."
Lev Nikolayeviç Tolstoy'un derlediği hadis-i şeriflerin, yazdığı mektuplarının yer aldığı küçük bir kitabı düzenlediniz, aslı Rusça olan kitabı Azerice'den Türkçe'ye çevirdiniz. Nasıl başladı bu macera?
Azerbaycan'da doktora yapıyordum. Bir Şubat gecesi, kitabı Azerice'ye tercüme eden Profesör Telman Hurşidoğlu Aliyev ve Vakıf Tehmezoğlu Halilov ile sohbet ediyorduk. Vakıf Bey'in evindeydik. Bana "Tolstoy'un Müslüman olduğunu biliyor muydun?" diye sordular. "Yo, bilmiyordum?" dedim.
Sonra? Onlara "Tolstoy'un Müslüman olduğunu nereden biliyorsunuz, nasıl öğrendiniz?" gibi sorular sordum; bana Tolstoy'un, Peygamberimizin hadislerini derlediği bu kitapçığı gösterdiler. Artı, Bayan Yelena Vekilova'ya yazdığı mektuplardan bahsettiler. Ben de, mektupları okumadan buna inanmanın zor olduğunu söyledim. Benim yerimde kim olsa aynı şekilde düşünürdü.
Vekilova'ya yazılan mektupları gördünüz ve hazırladığınız kitapta da yayınladınız. Peki ne diyorsunuz, Tolstoy Müslüman mı? Tolstoy Müslümandır. Sofya Andreyevna adında bir kadınla aralarında, 1909 yılının 13 Mart'ında şöyle bir konuşma geçiyor. Tolstoy diyor ki "Bir anneden mektup aldım [Yelena Vekilova] Yazıyor ki: Çocuklarımın babası Müslümandır, bense Hıristiyanım. İki oğlum var [Boris ve Qleb], biri öğrenci, diğeri subay. Her ikisi de İslam dinine geçmek istiyor.'" Bunun üzerine Bayan Andreyevna "Belki de oğulları çok eşli olabilmek için Müslümanlığa geçmek istiyorlardır" diyerek alay ediyor.
Tolstoy nasıl karşılık veriyor? Tolstoy sinirleniyor: "Ne var yani?! Bizde çok eşliler yok mu sanki?! Muhammed her konuda Hıristiyanlardan üstün. 0, insanı Tanrı saymıyor, kendini Tanrıyla bir tutmuyor. Müslümanların Allah'tan başka ilahı yok ve Muhammed onun peygamberi. Tam da olması gerektiği gibi."
Bayan Andreyevna şaşırmış olmalı? Sanırım. Sonra, Bayan Andreyevna "Pekala, hangisi daha iyidir, Hıristiyanlık mı, Müslümanlık mı?" diye sorunca, Tolstoy şu cevabı veriyor: "Benim nazarımda çok net bir biçimde Müslümanlık daha iyidir, daha Üstündür."
Vay canına?.. Şimdi siz söyleyin, Tolstoy Müslüman mı, değil mi?
Allah bilir. Bayan Andreyevna ile Tolstoy arasında, 1909'da geçmiş bu konuşma, hangi kaynaktan alıntı? 6 yıl boyunca Tolstoy'un özel doktorluğunu yapmış Slovak asıllı Duşan Petroviç Makovitski'nin kitabından. Makovitski, dostları Tolstoy'u ziyaret ettikleri sıralarda konuşulanları not etmiş. Ve 1904-1910 Yıllarında Tolstoy'un Yanında adlı hacimli bir kitap hazırlamış. Bu kitap, 1979'da Moskova'da yayınlanmış. Dört cilt. Bahsettiğimiz konuşma, III. ciltte geçiyor.
Doktor Makovitski... Tolstoy'un kimseye eyvallahı yoktu. Defalarca aforoz edilmişti. Okullardan kaçmış ya da atılmıştı. Hukuk fakültesinden, tıp fakültesinden atılmış... Fakat dünyanın en büyük yazarlarından biri. İslamiyet'i övmesi, Hz. Muhammed'e sevgi beslemesi, hususi bir anlam taşıyor olmalı. Bir Hıristiyan ya da ateistin Hz. Muhammed'den saygı ve sevgiyle bahsettiğine rastladınız mı hiç? Niye sevsin?
Gerçekten çok enteresan. 1909'da, İktisat dergisinin Fatih Murtazın adlı yazarı, Tolstoy'a din hakkında 5 soru gönderiyor. Tolstoy da bu soruları cevaplıyor. 9 Ocak 1910'da, cevaplar ulaşıyor, Fatih Murtazın'a. Derginin 11. sayısında yayınlanıyor. Tolstoy cevaplarla birlikte, bir de Her Gün İçin Bir Hadis adlı, kendisinin hazırladığı bir seçme hadisler risalesi gönderiyor. Bu risalede yer verdiği metinde Tolstoy "Bu ilahi ezgiler, hangi dinden olursa olsun, herkes için gerekli" diyor.
Yani bir bakıma, Tolstoy, İslam'ı tebliğ ediyor? Ayrıca, dergide yer alan cevaplarından birinde de, Arapça bilmediği için, İslam'ı Rus Müslümanlardan, sufilerden öğrendiğini ifade ediyor. Almanya'dan bir okur, bana Tolstoy'un, müzede yer alan ve kendi yorumlarının da bulunduğu bir hadis derlemesi olduğunu haber verdi. Kitap, bizim yayınladığımızdan daha hacimliymiş. Her Güne Bir Hadis kitabı olması muhtemel yani.
Sözünü ettiğiniz sufiler kimlermiş acaba? Profesör Sibgatullina'ya göre, Tolstoy'u İslam hakkında bilgilendirenler, Naksibendiler. Bahauddin Vaisov adlı bir şeyhe bağlılar. Şeyh, Tolstoy'un devlete ve kurumsal yapılara ilişkin sorgulayıcı tavrına da katkıda bulunmuş olabilir. Tolstoy'un inzivaya çekilmesinde, Şeyhin ve sufilerin etkisi olduğu söyleniyor. Bu hiç de akla aykırı değil. 13-19 Nisan günlerinde Profesör Sibgatullina, bir konferans için İzmir'e gelecek, isteyen gidip kendisiyle de görüşebilir.
Kanıtlarınız bunlar mı? İnanın bana, yüzlercesi var. Tolstoy, İktisat dergisine verdiği cevaplardan birinde, Muhammed Abduh, Cemaleddin Efgani, Reşid Rıza gibi dönemin Müslüman fikir adamlarıyla temas kurduğunu da kaydediyor. Nitekim, Tolstoy Hindistan'a gidip Abdullah El-Sühreverdi ile buluşuyor. Sühreverdi de ona bir Hadis kitabı hediye ediyor. Tolstoy da bugün bizim Türkçe'ye çevirdiğimiz hadis-i şerif derlemesini o kitaptan yapıyor.
Tolstoy'un Müslümanlarla ilk karşılaşması... Kazan Üniversitesi'nde okuduğu yıllarda, 1844-1848 yılları, Kadiri ve Nakşibendi gruplarıyla görüşüyor Tolstoy. Onlarla içli dışlı oluyor. Hattâ sarık ve cüppe de giyiyor. 0 zaman henüz çok çok genç. 18-20 yaşlarında. Hazırladığınız kitaba itiraz edenler de oldu.
"Tolstoy Müslüman değildir" diyenler... Hattâ bu konuda bir kitap da yazıldı?.. "Tolstoy'un Cevabı" adlı kitap, bizim kitabımıza karşı olarak yazılmış fakat, Tolstoy'un Müslümanlığını daha net bir biçimde ortaya çıkarıyor. Bu arkadaş, bizim internette rastladığımız fakat yayınlamakta tereddüt ettiğimiz mektupları da yayınlamış. 0 mektupta Tolstoy "Lütfen beni bir Müslüman olarak kabul edin, çok yoruldum, artık huzura kavuşmak istiyorum" diyor. Tolstoy'un, çağdaşı olan Abdullah El-Sühreverdi'nin kardeşine yazdığı ve kendi cebinde bulunan mektubu da yayınlamışlar. 0 mektupta da Tolstoy İslamiyet'i övüyor.
Tolstoy'un derlediği hadislerin orijinal adı, "Muhammed'in, Kur'an'a Girmemiş Sözleri", bu başlık, bir Müslüman tarafından yazılacak bir ibareye benzemiyor pek? Tolstoy'un, İslam'ı derinlemesine bilmemesi muhtemeldir ve tabiidir. O, sanırım, Kur'an'ın Cebrail tarafından indirilmesinden sonra, Peygamberimizin onları kendi kelimeleriyle kayda geçirdiğini sanıyordu. Bir Rus Edebiyatçının, İslam ilahiyatı metodolojisini bilmemesi mümkün yani. Kaldı ki, metnin, düşmanca bir duyguyla kaleme alınmadığı çok belli. Bir başka ihtimal de şu: Elimizdeki metnin çeviri olmasından kaynaklanan bir anlam kayması da söz konusu olabilir. Belki de Tolstoy, Hadislerin, Kur'an'ı açıklayıcı niteliğini hesaba katarak derlemesine bu adı vermişti.
Tolstoy'la karşılaşmak, sohbet etmek ister miydiniz? Tolstoy'u rüyamda gördüm.
Öyle mi? Nasıldı? Çok mutluydu. Ben de ruhunun ferahladığına hükmettim.
Kaç kere gördünüz? Bir kere.
Ne yapıyordu? Çok güzel bir mekanda, emin bir yerde, yeşil bir ovada oturuyor ve gülümsüyordu.
Konuştunuz mu? Hayır.
Tolstoy hacc yolunda öldü
Tolstoy bir Müslüman olarak mı öldü yani?.. Tolstoy, 20 Kasım 1910 sabahı, Astapovo'daki ıssız bir tren istasyonunda vefat etti. Benim de kabul ettiğim görüşe göre, İstanbul'a, buradan da Mekke'ye gidecek, Hacc vazifesini yerine getirecekti. Ömrü vefa etmedi, maalesef.
Ne?! Yeni ihtida etmiş Rus bir Müslüman'dan, Tolstoy'un Bulgaristan, Sofya'ya gitmediğini, İstanbul'a, Eyüp Sultan'a gelip, buradan Hicaz'a gitmek üzere yola çıktığını öne süren bir mektup aldım. Bu arkadaş, Tolstoy'un yaşam öyküsünün çok saptırıldığını belirtiyordu. Araştırmalarıma göre, Tolstoy'un pek de iyi geçinemediği, ilk yıllardan itibaren kavgalar ettiği eşinin bu saptırmalarda payı büyük. Düşünelim, Tolstoy niye Bulgaristan'a gitsin? Orada ne bulacaktı? Hiç.
Bilemiyorum, belki de?.. Tataristanlı Türkolog Prof. Dr. Elfine Sibgatullina, Tolstoy'un İstanbul'da yaşayan bazı alimlerle yazıştığını belirtiyor. Ve bu mektupların örneklerinin Tataristan'da bulunduğunu belirtiyor. Ben, Bayan Sibgatullina ile bağlantı kurdum ve bana Tolstoy'un İstanbullu Müslüman alimlere yazdıklarının birer özetini iletti. Tolstoy, İstanbul'daki alimlere şöyle diyor: "Sizleri çok takdir ediyorum. Sizlerle tanışmak, konuşmak, dertleşmek isterim. Ayrıca bu yazışmalardan büyük bir memnuniyet ve gurur duyuyorum..."
Ünlü Rus yazar Tolstoy'un Müslüman olarak öldüğü ididia edildi. Mezarında haç bulunmayan Tolstoy, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hadislerini derlediği bir de kitap yazmış...
Ünlü Rus yazar Tolstoy'un, ölümünden bir yıl önce Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hadislerini derlediği bir risalesi olduğu ortaya çıktı. Tolstoy'un bu eserinin, Rus halkında İslam’a ilgi uyandırmaması için komünizm döneminde gizlendiği belirtildi.
"Muhammed her zaman Evangelizmin (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah'tan başka İlah’ı yoktur ve Muhammed O'nun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur " Bu sözler tanınmış Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy'a ait.
1909 yılında neşredildi
Tolstoy, bu risalesini 1909 yılında neşretti. Ancak kitap Rusları etkilememesi için devlet tarafından bilinçli bir politikayla gözlerden uzak tutuldu. Sovyetlerin yıkılması ile 1990 yılında eser Rusça olarak yeniden yayımlandı. Tolstoy'u bu kitabı yazmaya yönelten olay ise 1908 yılında Hindistanlı alim Abdullah El Sühreverdi'nin "Hz. Muhammed'in Hadisleri" adlı kitabını okuması sonrasında gerçekleşti. Kitaptan oldukça etkilenen Tolstoy, seçtiği hadislerle hemen bir kitapçık oluşturdu. Tolstoy daha çok, Allah inancı, fakirlik, eşitlik, ölüm ve iyi insan olma gibi konuları içeren hadisleri toparladı. Tolstoy'un seçtiği hadislerden bazıları şöyle:
"Hakikat insanlar için ne kadar acı olsa da, hakikati söyleyin."
"Hiç kimse öfkesini yutmaktan daha güzel bir içki içmemiştir."
"Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz."
"İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz."
"Hz Muhammed" kitabını Rusça’dan Azerice’ye çeviren Prof. Dr. Telman Hurşidoğlu Aliyev, Tolstoy hakkındaki kitabında, bir Arapla evlenip İslam’ı kabul etmiş İman Valeriya Porohova isimli bir Rus yazarın anılarına da yer veriyor. Porohova, ünlü yazar Tolstoy'un son zamanlarında İslam’ı kabul ettiğini ve bir Müslüman gibi toprağa verilmeyi vasiyet ettiğini iddia ediyor. Tolstoy'un İslami usullere göre defnedildiğini iddia eden Porohova, mezarının başında Hıristiyanlığın sembolü olan Haç'ın da yer almadığını belirtiyor. Sovyet hükümetlerinin bu gerçeği uzun yıllar gizlemeye çalıştığını kaydeden Prof. Aliyev, Tolstoy'un Müslüman olduğunun öğrenilmesi halinde Rus halkında İslam’a yönelme akımının başlamasından korkulduğunu ileri sürüyor.
Kitap, Rus Yelena Vekilova'nın Tolstoy ile oğulları üzerine yaptığı çarpıcı mektuplaşmaya da yer veriyor. Azeri kökenli General İbrahim Ağa ile evli olan Vekilova, biri üniversitede, diğeri askeri okulda okuyan iki oğlunun babalarının dini İslam'a meylettiğini, Rus ve Hıristiyan olarak kendisinin ne yapması gerektiğini soruyor ünlü Rus yazara. Tolstoy şu cevabı veriyor; "Muhammediliğe, Hıristiyan dininden daha fazla önem vermelerine gelince, ben bütün kalbimle buna katılıyorum. Bunu söylemek ne kadar tuhaf olsa da benim için Muhammedilik, Haça tapmaktan mukayese edilmeyecek kadar üstündür." Tolstoy, mektubun devamında "Eğer insan seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Hıristiyan ve her bir insan şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği, tek Allah'ı ve O'nun peygamberini kabul ederdi "
Tolstoy’un kayıp risalesi: Hz. Muhammed
Ünlü Rus yazar Tolstoy’un, ölümünden bir yıl önce Hz. Muhammed’in (s.a.s.) hadislerini derlediği bir risalesi olduğu ortaya çıktı. Tolstoy’un eseri, Rus halkında İslama ilgi uyandırmaması için komünizm döneminde gizlenmiş.
‘Muhammed her zaman Evangelizmin (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah’tan başka ilahı yoktur ve Muhammed O’nun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur.” Bu sözler tanınmış Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy’a ait.
Sadece Rusça konuşulan ülkelerde değil dünya edebiyatında da büyük saygınlığa sahip Tolstoy’un yıllardır gizlenen risalesi Türkiye’de de ilk kez “Hz. Muhammed” adıyla yayımlanıyor. Tolstoy, bu risalesini 1909 yılında neşrediyor. Ancak komünizmin baskı yıllarında kitap Rus ve Müslüman halkları etkilememesi için devlet tarafından bilinçli bir politikayla gözlerden uzak tutulmuş.
Sovyetler’in yıkılması ile 1990 yılında eser “Hz. Muhammed’in Kuran’a Girmemiş Hadisleri” adıyla Rusça yeniden yayımlanıyor. Karakutu Yayınları tarafından Türkiye’de okuyucuya sunulan kitabın editörü Azeri Prof. Telman Hurşidoğlu Aliyev, kitabın orijinal adını İslami terminolojiye göre teknik olarak hatalı buldukları için sadece “Hz.Muhammed” koymayı tercih ettiklerini belirtiyor. Tolstoy’un da orijinal baskılarda “hazreti” sıfatını bizzat kullanmış olması dikkat çekici.
Tolstoy’u bu kitabı yazmaya yönelten olay 1908 yılında Hindistanlı alim Abdullah El Sühreverdi’nin “Hz. Muhammed’in Hadisleri” kitabını okuması oluyor. Kitaptan oldukça etkilenen Tolstoy, seçtiği hadislerle hemen bir kitapçık oluşturuyor. Tolstoy daha çok, Allah inancı, fakirlik, eşitlik, ölüm ve iyi insan olma gibi konuları içeren hadisleri toparlamış. “Hz. Muhammed” kitabının editörleri Tolstoy’un seçtiği hadislerin Kütüb-ü Sitte’de yer alanlarını da tek tek tespit etmişler. Tolstoy’un seçtiği hadislerden bazıları şöyle:
“Hakikat insanlar için ne kadar acı olsa da, hakikati söyleyin.”
“Hiç kimse öfkesini yutmaktan daha güzel bir içki içmemiştir.”
“Çok fazla yiyip içerek kendi kalbinize yüklenmeyin.”
“Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”
“Ölüm bir köprüdür, dostu dosta kavuşturur.”
“İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz.”
Yaşadığı dönemde de Rusya’da büyük saygınlığa sahip Tolstoy’un hadis kitapçığı yayınlaması önemli. Ancak tek başına buna dayanarak yazarın Müslüman olduğunu iddia etmek mümkün değil. Fakat “Hz.Muhammed” kitabı edebiyat dünyasında önemli tartışmalara sebep olacak, Tolstoy’un Müslüman olduğuna dair bilgi ve mektuplara da yer veriyor.
Prof. Aliyev, bir Arapla evlenip İslamı kabul etmiş Valeriya Porohova isimli Rus bir kadının anılarına yer veriyor. 11 yıl eşiyle Suudi Arabistan’da yaşayan bayan Porohova, Kur’an-ı Kerim’i Rusça’ya tercüme etmiş. Porohova, ünlü yazar Tolstoy’un son zamanlarında İslamı kabul ettiğini ve bir Müslüman gibi toprağa verilmeyi vasiyet ettiğini iddia ediyor. Tolstoy’un İslami usûllere göre defnedildiğini iddia eden Porohova, mezarının başında Hıristiyanlığın sembolü olan Haç’ın da yer almadığını belirtiyor. Sovyet hükümetlerinin bu gerçeği uzun yıllar gizlemeye çalıştığını kaydeden Prof. Aliyev, Tolstoy’un Müslüman olduğunun öğrenilmesi halinde Rus halkında İslama yönelme akımının başlamasından korkulduğunu ileri sürüyor.
Kitap, Rus Yelena Vekilova’nın Tolstoy ile oğulları üzerine yaptığı çarpıcı mektuplaşmaya da yer veriyor. Rusya’da 1904’te çıkarılan ve çocukların herhangi bir sebepten dolayı ayrıldıkları ana-baba dinine dönmelerine izin veren düzenleme sonrası yaşanıyor bu mektuplaşmalar. Azeri kökenli general İbrahim Ağa ile evli olan Vekilova biri üniversitede, diğeri askeri okulda okuyan iki oğlunun babalarının dini İslam’a meylettiğini, Rus ve Hıristiyan olarak kendisinin ne yapması gerektiğini soruyor ünlü Rus yazara.
Tolstoy’un bayan Vekilova’ya cevabi mektubu oldukça net. “Muhammediliğe, Hıristiyan dininden daha fazla önem vermelerine gelince, ben bütün kalbimle buna katılıyorum. Bunu söylemek ne kadar tuhaf olsa da benim için Muhammedilik, Haça tapmaktan mukayese edilmeyecek kadar üstündür.” satırlarıyla gençlerin tercihini destekliyor. Tolstoy, mektubun devamında çok daha ilginç bir tespitte bulunuyor: “Eğer insan seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Hıristiyan ve her bir insan şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği, tek Allah’ı ve O’nun peygamberini kabul ederdi.”
“Hz.Muhammed” kitabı Tolstoy’un ‘İtirafları’na yer veriyor. Söz konusu eseri Tolstoy, hasta olan erkek kardeşinin kendisinde uyandırdığı etkiyle kaleme alıyor. Tolstoy’un hayat hikâyesine de kısaca yer veren kitapta, araştırmacı ve edebiyatçılara belge özelliği taşıması için mektuplar ve hadislerin toplandığı risalenin Rusça orijinallerine de ek olarak yer veriliyor.
1828’de doğan Tolstoy, önce annesini, sonra babasını kaybetti. 9 yaşından itibaren halasının gözetiminde büyüdü. Asil ve zengin bir ailenin çocuğu olan Tolstoy, çocuk yaşında Fransızca ve Almanca öğrendi. 1844’te Kazan Üniversitesi’nde Doğu Dilleri üzerine eğitim görmeye başladığı halde, bohem yaşama olan düşkünlüğü ile bu eğitimi yarıda bıraktı.
19 yaşına geldiğinde ailesinden kalan servetin vârislerinden birisi olarak genç yaşında büyük bir servete kondu. 1851’de Kafkaslara askeri eğitim almaya gitti. İki yıl sonra Osmanlılara karşı savaşmak üzere cepheye katıldı. 1856’da ordudan ayrıldı. Çocukluk anılarını anlattığı ‘Çocukluk’u 1851’de henüz 23 yaşındayken kaleme almaya başladı.
Kafkas halklarının yaşamını ele aldığı ‘Hacı Murat’ ve ‘Kazaklar’ romanlarını 1852’de, Kırım Savaşı’nı anlattığı ‘Sivastopol Hikayeleri’ni 1855’te yayımladı. Ardından Fransa, İngiltere ve Belçika’ya seyahatler düzenledi. 1862’de evlendi. Ertesi yıl en önemli eserlerinden ‘Savaş ve Barış’ı yazmaya başladı, 6 yıl sonra 1869’da tamamladı. 1873’te bir diğer klasik eseri ‘Anna Karanina’yı kaleme almaya başladı ve 3 yılda bitirebildi. Bir diğer güçlü eseri ‘Diriliş’i yirmi yıl sonra yazmaya başladı ve 1899’da tamamladı. Ara dönemde ‘Din Nedir?’, ‘Ölüm Manifestosu’ ve ‘Üç Ölüm’ gibi insan, yaratıcı ve ölümü ana tema olarak ele aldığı hikâye ve romanları yazdı.
Tolstoy, 82 yaşında eşiyle yaşadığı geçimsizlik ve kavgalara kızarak çocukluğundan beri yaşadığı Yasnaya Polyana’daki evini terk etti. 20 Kasım 1910’da Odesa-İstanbul üzerinden Bulgaristan’a gitmeye çalışırken zatürreeye yakalandı ve Astapova’da metruk bir tren garında hayata veda etti. Vasiyeti sebebiyle Yasnaya Polyana’daki çiftliğinin sessiz ve gölgeli bir yerine gömüldü.
tolstoy ve müslümanlık.
“... Muhammediliğe, Provoslav (Rusya’da Hıristiyanlığın bir kolu) dininden daha fazla önem vermelerine gelince, ben bütün kalbimle buna katılıyorum. Bunu söylemek ne kadar tuhaf olsa da benim için Muhammedilik, Haça tapmaktan (Hıristiyanlıktan) mukayese edilemeyecek kadar yüksekte duruyor. Eğer hisarı, seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Provoslav (Hıristiyan) ve her bir insan, şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği; tek Allah’ı ve onun Peygamberini kabul ederdi.
Neden? Çünkü zor ve anlaşılmaz bir ilahiyatçılık olan Toritsn[1] (Baba-Oğul ve Kutsal Ruh), sırlarla dolu Meryem Ana, Mukaddesler ve onların resimleri, tasvirleri ve zor ayinlerle dolu... Başka türlü de olamazdı. Yani Muhammediliğin, dinî öğretilerin aslının yerine geçen birçok batıl inançların, kilise inançlarına çevrildiği bir dönemde, kilise inancından yüksekte durmaması mümkün değildi. Şuna dikkat edelim ki:
Muhammedilik, Hıristiyanlıktan 600 yıl sonra ortaya çıkmıştır. Dünyada her şey gelişiyor, mükemmelleşiyor. Her bir insanın geliştiği gibi bütün insanlık da gelişip mükemmelleşiyor. İnsan hayatının anlamı, esası, onların dinî anlayışlarıdır. Dinin mükemmeli eşmesi ise, onun anlaşılmasını kolaylaştırmaktan ve her türlü gizli kalan düşünceleri açıklamaktan ibarettir.
Dinî değerlerin ve gerçeklerin perde arkası, karanlık yerlerinin açıklanıp aydınlatılması, en eski devirlerden beri insanlığın büyük düşünürleri tarafından yapılmış, hayata geçirilmiştir. Onların, bütün büyük dinlerin esaslarını koydukları hesap edilmiştir. Her şeyden önce bizce bilinen dinlerin, böyle yani dinin en yüksek değerleri, “Veda”nın (Hinduizm) kitaplarında, daha sonraları Hz. Musa’nın, Buda’nın, Konfüçyüs’ün, Lao-Tse’nin, Hz. İsa’nın ve Hz. Muhammet’in öğretilerinde verilmiştir. Yani dinlerin bütün kurucuları, dinî eski anlamından çıkarmış onları daha derin, daha kolay ve akla uygun hale getirenler de insanlar idiler. Ancak yine de “insan” idiler ve bu yüzden de gerçeği, onu bütün aydınlığı, derinliği ve eskiden kalan herhangi bir yanlışlıktan temizlenmiş halde ifade edememişlerdir.
Düşünsek ki, bu insanlar yanlış yapmıyorlardı ve onun için onların kendilerinin çok aşağısındaki öğrencileri, gerçeği derinliğiyle kavrayarak, tabii ki süslemek amacıyla, herkese göre geçerli hale getirmek için birçok lüzumsuz ve özellikle de tuhaf şeyler ilave ederek çevirmişlerdir. Bunun sonucunda da insanların birçok gerçeği görmesi zorlaşmıştır. Dinler ne kadar incelenirse, bir o kadar fazla ilâhiyatçının açıkladığı gerçeklerin böyle aslından uzaklaştırılıp değiştirilmesi ise gerçeklerin yüzünü örter, karartır.
Bu konularda eri eski dinlerde her şeyden fazla tuhaflıklar ve her çeşit batıl inançlar, uydurmalar (hurafeler) vardır ki, bunlar da doğruyu saklıyor, perdeliyor. Bu da, ağırlıklı olarak eski dinlerden olan Budizm, Brahmanizm, Konfüçyüs dininde Taoizm gibi beşeri dinlerle Hıristiyanlık ve Musevilikte ve çok az da olsa en son ve en büyük din olan İslâm’da da vardır...”[2]
‘Kalbimizde Allah’ın nuru vardır,
onun adı da vicdandır.’
Tolstoy
Lev Tolstoy’a Mektup
Aradan altı yıl geçer. Ancak ne İbrahim Ağa’nın baba yüreği sakinleşir ne de Yelena Vekilova’nın ana kalbinin rahatsız çarpıntıları kesilir. Onların intizarının esas sebebi, oğullarının hangi dine hizmet edeceğidir. Allah, onlara üçüncü evlâdı da vermiştir. Kızları Reyhan da artık on üç yaşındadır. “Nereye gidip kimden akilli bir maslahat almalı?” diye düşünmektedirler. Resmî devlet daireleri ve din adamları, içinden çıkılmaz bir duruma düşen aile meselesine bu yönde bir yardım edememektedir.
General İbrahim Ağa’nın Petersburg Teknoloji Enstitüsü’nde tahsil yapan büyük oğlu Boris (Faris)’i ve Moskova’daki Alekseyev Askeri Okulu’nda subay olan kardeşi Qleb (Galip)’i de düşündüren ciddi bir durum söz konusudur.
“Biz kimiz, hangi millete mensubuz? “ şeklindeki inanç sorgulaması... Bu açıklanamaz sorgulamalar karşısında iki kardeş sık sık anne ve babaya müracaat edip sorunlarına çare arıyorlardır.
Evlâtlardan Fâris (Boris) Vekilov bakın bu durumu nasıl anlatıyor;
“Benim yaşım 19 olmuştu. Ders meşguliyetleri ile beraber Muhammed’in dinine geçme fikri de beni bırakmıyordu. 1904-1905 yıllarındaki şartlar bu niyetimin hayata geçmesine yardım etmeliydi. Kötü niyetli Rus-Japon savaşı, halk kitleleri arasındaki inkılâbı ruh haliyle Çar hükümetini bazı liberal kararlar almaya mecbur etmişti.
1904 yılında “Din özgürlüğü hakkında manifesto (karar)” yayınlandı. Herhangi bir sebepten dolayı ana baba dininden dönmüş olanlara tekrar o dine dönmeye izin verilmişti, insana öyle geliyordu ki, uygun dilekçe vermek yeterliydi ki konu hallolsun. Tecrübeli insanlar, olan ebeveynim Petersburg’a gelişimin ilk yılında Pravoslav (Hıristiyan) dininin savunucularının aracısız yakınlığında bu meseleyi kaldırmaya maslahat görmediler. Annemin Lev Tolstoy’a yazdığı mektupta da dikkatli davranması düşüncesi hakimdi. Hoş olmayan olaylardan yakayı kurtarmak için niyetimin hayata geçirilmesini bir o kadar geciktirdik. Babam (İbrahim Ağa Vekilov) ve annem Yelena Vekilova şu karara varmışlar ki, anlayışlı yazar Lev Tolstoy’dan başka hiç kimse bu ciddi aile meselesine akıllı bir cevap veremezdi.”
2 Mart 1909 yılında, anne Yelena Vekilova, Tiflis’ten Tolstoy’a bir mektup yazar ve aile bireylerinin inanç arayışlarını anlatır.
“Bizim çok sevdiğimiz hocamız Lev Nikolayeviç!
Mektubumla sizi rahatsız ettiğim için, size karşı özür dileyecek söz bulamıyorum. Biliyorum ki, benim gibi sizden akıl almak isteyenler çoktur. Bütün bunlara bakmayarak ben de size müracaat ediyorum. Çünkü hayat benim karşıma gücümün yetmediği bir konu çıkarmıştır.
Ben kısaca isteğimi size anlatmaya çalışacağım. Ben elli yaşındayım. Üç çocuk annesiyim. Kocam da Müslüman’dır. Ancak nikâhımız kanunidir (yani dinî nikâh yapmadık). Çocuklarımız Hıristiyan dinine inanıyorlar. Kızım on üç yaşında, oğlumun biri yirmi üç yaşında ve Petersburg Teknoloji Enstitüsü’nde okumaktadır. Diğeri yirmi iki yaşında, o da Moskova’daki Alekseyev Askeri Okulunda subaydır. Oğullarım, babalarının dinine geçmek için benden izin istiyorlar. Ben ne yapmalıyım? Ben biliyorum ki şimdi bu mümkündür ve aynı zamanda bizde yaşayan yabancı vatandaşlarla kötü ilişkileri de biliyorum. Onlarda bu fikrin uyanmasına sebep küçük ailevi meseleler değil. Ne maddi çıkar beklentisi, ne de makam mevki tutkusu da onları bu konuya sevk etmiyor. Ancak karanlıkta kalan Tatar (Azeri-Türk) halkına yardım etmek maksadını taşıyorlar. Onların halkla birleşip kaynaşmasına ve yardımlaşmasına dinleri engel oluyor. Ama ben korkarım ki, kendi düşüncemle onları kötü bir yola sevk edeyim. Ben kendi derdimle baş basayım... Ah... Eğer ben kendi dertlerimi ve çektiklerimi, savaşlarımı size yazabilseydim... Ben kendi evlâtlarını delicesine seven bir annenin gözyaşları ile yazıyorum. Artık azaptan aklımı yitirmiş halde sizden akıl isteme durumuna geldim. Siz, yalnız siz, kendi aklınızla hayatımızın bugünkü şartlarından bunun nasıl neticeleneceğini duyabilirsiniz. Benim derdim size küçük ve basit görünebilir. Ancak bana dehşetli azaplar vermektedir.
Lev Nikolayeviç, siz bize, bizim gibi küçük insanlara hiçbir zaman yürekten gelen değerli tavsiyelerinizi esirgemediniz. Bunu bildiğim için cesaret edip sizi kendi isteğimle rahatsız ettim. Beni teselli ateşine atın. Çok çok özür dilerim ki sizin kıymetli vaktinizi aldım. Bu adımı atmaya beni mecbur eden şey delicesine analık sevgisidir.”
Bütün kalbiyle size bağlı olan
Yelemi YEFİMOVNA VEKİLOVA
Tiflis, Uçebnıy Pereulok I, Ev 8.
‘Müslümanlık Hıristiyanlık
karşısında üstündür.’
Tolstoy
Lev Tolstoy’un Cevabı
Tolstoy, 15 Mart 1909 yılında “Yasnaya Polyan”dan gönderdiği cevap niteliğindeki mektubunda şöyle diyordu:
“Yelena Yefimovna (Vekilova)’ya
Sizin oğullarınızın Tatar halkının bilgilenmesine yardım etme arzusunu takdir etmemek olmaz. Böyle olduğu halde Muhammed’in dinini kabul etmenin de ne derece lâzım olduğunu da anlatamam. Genellikle size demeliyim ki, hükümete itiraf etmeden, insanın hangi dine mensup olması hakkında kime olursa olsun artık kendinin bilgi vermesini gerekli sayıyorum. Buna göre de sizin oğullarınızın Muhammed’in dinini Hıristiyanlıktan üstün tutarak kabul etmeleri yani bir dinden başka bir dine geçmeleri hakkında kimseye bilgi vermeleri gerekmez. Belki bu zaruridir. Fakat ben bu konuda bir şey diyemem. Ona göre de sizin evlâtlarınız bu konuda hükümet organlarına haber verip vermemeleri hakkında kendileri karar vermelidirler.
Müslümanlığın Hıristiyanlık karşısındaki üstünlüğüne ve özellikle sizin evlatlarınızın hizmet ettikleri maksadın âlicenaplığına gelince, bu konuya bütün kalbimle katılıyorum. Hıristiyan ideali ve öğretisini, onun hakiki manasında, her şeyden üstün tutan bir insan için bunu söylemek ne kadar garip olsa da demeliyim ki, Müslümanlığın kendine has dış görünüşüne göre Kilise Hıristiyanlığından kıyas kabul etmez derecede üstün durması, bende hiçbir şüphe doğurmuyor. Eğer ki, bir kimsenin karşısına kilise Hıristiyanlığı veya İslâm dinine girme hakkında bir tercih koyulsa, o zaman her bir akıllı adam, mürekkep ve anlaşılmaz ilahiyatın üç sıfatlı Allah’ın, günah çıkarma merasiminin, dinî ayinlerin, İsa’nın anasına yalvarışın, mukaddeslerin ve onların resimlerine sayısız hesapsız ibadetlerin yerine, hükümleri bir Allah’ı ve peygamberi olan İslâm dinini, şüphesiz ki üstün tutar. Bu başka türlü de olamaz. Ayrı ayrı fertlerin, bütün insanlığın ve bütün insanların hayatının esasını teşkil eden dinî şuurun mükemmelleştiği (olgunlaştığı) gibi, hayatta her şey gelişir ve mükemmelleşir. Dinin gelişip mükemmelleşmeği ise, onun sadeleşmesinden, anlaşılmasından ve onu anlaşılmaz yapan her şeyden kurtulmasından ibarettir. Dinî hakikatlerin, onu anlaşılmaz yapan her şeyden kurtarılması en eski zamanlardan beri dinlerin esasını koyan düşünürler tarafından hayata geçirilmiştir. Böylelikle bize malum olan bütün dinlerin hepsinden önce böyle yüce ve yüksek din anlayışı, Veda’nın (Veda-Hinduizm) kitaplarında, daha sonra Musa’nın, Buda’nın, Konfüçyüs’ün, Lao Tzu’nun, Hıristiyanlık ve Muhammed’in öğretilerinde verilmiştir. Dini, onun eski kaba manasından kurtarıp, daha derin, sade ve akla uygun hakikatlerle değiştiren bütün yeni din hadimleri (hizmetçileri/tebliğcileri) büyük adamlar olmuşlardır. Fakat sırf büyük adam olduklarındandır ki, hakikati olduğu gibi, bütün aydınlığı, derinliği ve sadeliği, saflığı ile eski yanlış fikirlerinden kurtarılmış şekilde ifade edememişler. Bu kimselerin hata yapmayacakları, onların bütün söylediklerinin tekzip edilmez asıl gerçekler olduğu farz edilse bile, onların kendisinden çok çok aşağıda bulunan şakirtleri/öğrencileri, hakikati bütün derinliği ile anlamadan, onu dala gösterişli ve herkes için uygun hale getirme arzusu ile ona pek çok gereksiz eklemeler, özellikle acayip şeyler karıştırdıklarından herkesin gerçeği görmesi oldukça zor olur.
Gerçeğin din tarafından böyle tahrifi ne kadar çok itiraf edilmişse, bu tahrifler o kadar çok artmış, neticede dine hizmet edenler tarafından keşfedilmiş asıl hakikat karanlıkta kalmıştır. Buna göre de en eski dinlerde gerçeği gizleyen mucize ve uydurmalar her şeyden çoktur. Bu, en çok en eski dinde, Brahman dininde, ondan az Yahudi dininde, ondan az Buda, Konfüçyüs, Taoizm dinlerinde, onlardan daha az Hıristiyan dininde ve nihayet en az, en son din olan İslâm dininde vardır. Bu bakımdan Müslümanlık en elverişli durumdadır.
İslâm dini, onda harici, tabiî olmayan ne varsa, hepsini atsa ve öz temeline Muhammed’in dinî -manevi öğretilerinin esaslarını koysa- tabiidir ki, bütün büyük dinlerin esasları ve özellikle, gerçeği itiraf eden Hıristiyan öğretilerinin esasları ile birleşir.[3]
Siz böyle uzun uzadıya yazıyorum ki, siz benim fikirlerimi oğullarınıza ulaştıracaksınız ve bu fikirler de onların güzel düşüncelerini hayata geçirmeye yarayabilirler. Dinin mahiyetini teşkil eden büyük hakikatlerin, onu karanlıklaştıran her şeyden temizlenmesine yardım etmek, insanın yapabileceği en güzel işlerden biridir. Eğer sizin evlâtlarınız bu işleri ailevi bir görev hesap etseler, o zaman hayatları dolu ve tam olacak.
Bilmiyorum; Müslümanlıkta benim bildiğim, yüksek esaslı hakikatleri gizleyen yanlış fikirlerden ve mevhumlardan kurtarılmasına hizmet ettiklerini iddia eden iki öğreti sizce ve sizin evlatlarınızca biliniyor mu bilinmiyor mu?
Bunu göre söz konusu her iki grup, araştırılmış ve hâlâ da araştırılmaktadır. Bunlardan biri İran’da çıkmış sonra Türkiye’ye geçmiş olan ve orada yerleşmeye çalışan Bahaîlik’tir. Bahailik, Akka’da yaşayan Bahaullah’ın oğlunun adından yola çıkılarak kurulmuştur. Ancak bütün insanlık için bir olan sevgi dinini kabul eden bu dinî mezhep, ibadetin hiçbir şeklini kabul etmiyor.
İkincisi, Kazan’da ortaya çıkmış, taraftarları, kendilerini kurucularının adıyla adlandırıp kendilerine “Allah’ın ordusu” veya “Vaisovçular” diyorlar. Bunlar da inancın aslını sevgide görürler ve sevgiye zıt olan her şeyden uzak dururlar. Bu mezhep veya tarikat da takip edilmekte, rehberleri yakalanıp hapse atılmaktadır.
(*) Lev Tolstoy’un da yanlış ve batıl bir inanç olarak nitelendirip dik¬kat edilmesini istediği I3ahaî Dini; inananları tarafından Bahaullah olarak adlandırılan Mirza Hüseyin Ali Nuri ( 1817-1892 ) liderli¬ğinde İran’da kumlan batıl bir dindir. Mirza Hüseyin Ali, 1863 yı¬lında Bağdat’ta daha önce Tebriz’de öldürülen ve müridi olduğu Şeyhi Bab Mirza Ali Muhammed’in ve diğer dinler tarafından ge¬leceği vaat edilen Peygamber - Tanrı Elçisi - olduğunu açıklayarak Baha dinini kurmuş ofdu. Mirza Hüseyin kendinî peygamber ola¬rak açıkladıktan sonra Osmanlı Devleti içerisinde değişik bölgelere sürgüne gönderilmiş ve Bahaî inancını yaymıştır Mirza Hüseyin Ali’nin (Bahaullah) ölümünden sonra büyük oğlu Abdülbaha El844—1957) öğretinin liderliğini yapmış, Abdülbaha’nın vefatın¬dan sonra ise büyük torunu Şevki Efendi, Babaîliğin liderliğine ge¬tirilmiştir. Başlangıçta islâm dininin bir mezhebini andıran Baha¬ilik zamanla bağımsız bir din halini almıştır. Bahailik’te Yahudilik ve Hıristiyanlıktan alman esaslarda vardır. Günde üç vakit özel namaz kılarlar. Namaz kılarken, İslâm’dan ayrılan önceleri mez¬hep sonra ayn bir din hüviyetine dönüşen inanç^sistemi olmaları¬na karşın Kabe’yi kıble olarak kabul etmezler. Bahaulîah’m otur¬duğu evin bulunduğu yeri kıble sayarlar. Bahaîlerin inançlarını düzenleyen iki Kutsal kitapları vardır. Bunlar: El-ikan v
Büyük boyutlu bir dosyanız var ve mail ile gönderemiyorsunuz.
Bu durumda ne yaparsınız?
İşte çözümü:
Aşağıdaki linki tıklayın, karşı tarafın mailini girin, dosyayı bilgisayardan alın ve son olarak kendi mailinizi ve açıklamanızı yazın.
Ve send leyin.... Dosyanız siteye alınacak (bu arada beklemelisiniz) ve karşı tarafa bir mail gidecek. Maildeki linki tıkladıklarında sizin dosyanızı siteden indirecekler....
Bazen elinizdeki videoların (.mpeg, .dat vs.) bir kısmını kesip ayrı bir arşiv oluşturmak istersiniz... Bazen de VCD'lerdeki uygunsuz kısımları nasıl yok edebilirim diye düşünürsünüz...
Programı açtığımızda "File" dan işlem yapacağımız videoyu programa almamız gerekiyor...
("Open Video File...")
Bundan sonra iş kolay...
Mesela videoda bir yeri silmek istiyoruz....
Silmek istediğiniz yere gelin... alt bölümdeki işaretlerden sol ok işaretini tıklayın... keseceğiniz son yere kadar gelin.... sağ ok işaretini tıklayın...
Bu bölümde mavi bir şerit çıkacak...
Şimdi Edit ten Delete a basıyoruz.... (Edit / Delete)
Bu bölüm silinmiş oldu...
Son olarak Save as... yapıyoruz....
Videomuzun yeni hali hazır....
Mesela videodaki bir yeri aynı taktikle işaretleyip edit/copy yapıp, yine videonun başka bir yerine yapıştırabiliyorsunuz...(Paste ile)
Azerbaycanlı besteci Üzeyir Hacıbeyov, 1875'te doğdu. Küçük yaşlarında müziğe ilgi duymaya başladı. Gori Öğretmen Lisesi'ne devam ederken keman ve teori dersleri aldı. Daha sonra müzik eğitimini Moskova ve St. Petersburg'ta sürdürdü. 1907 yılında Fuzulî'nin "Leyla ile Mecnun" adlı şiirini opera olarak besteledi. Daha sonra "Şeyh Sinan", "Rüstem İle Zöhreb", "Şah Abbas ve Hurşid Banu", "Kerem ile Aslı", "Harun ve Leyla" adlı operalarını ve "Karı ile Koca", "O Olmazsa Bu Olsun / Meşhedi İbad" ve "Arşın Mal Alan" adlı müzikli komedileri besteledi.
"Arşın Mal Alan" müzikli komedisi birçok dile çevrildi ve eser büyük ün kazandı. Hacıbeyov, 1922 yılında Azerbaycan Konservatuvarı'nı kurdu. Aynı okulda öğretim üyeliği ve rektörlük yaptı. Eserlerinde, Azeri halk müziğini çağdaş bir şekilde yorumlayarak kullanan Hacıbeyov, aynı zamanda bir yazar ve şairdir. Eserlerinin metinlerini kendi yazmıştır. Hacıbeyov'un Azeri halk müziğinin esasları ile ilgili eserleri okullarda ders kitapları olarak okutulmaktadır. Ü. Hacıbeyov, 1937 yılında "Köroğlu" operasını besteledi, bu eser "Arşın Mal Alan" müzikli komedisi ile birlikte SSCB döneminde "Devlet Mükafatı"na layık görüldü. Hacıbeyov, Azerbaycan Besteciler Kurumu Başkanlığı yaptı ve Sovyetler Birliği Yüksek Prezidium üyeliğine de getirildi. Besteci Hacıbeyov'un eserleri arasında, Azerbaycan Milli Marşı da bulunmaktadır. Besteci, 1948 yılında yaşama veda etti.
"Laylay Dedim Yatasan" Türkü Sözü
Laylay dedim yatasan Kızıl güle batasan Gül yastığın içinde Şirin uyku tapasan
Laylay gözüm ağlama yüreğimi dağlama Yat uykun şirin olsun Uykuma taş bağlama
18 Eylül1885'te doğdu. Küçük yaşlarında müziğe ilgi duymaya başladı. Gori Öğretmen Lisesi'ne devam ederken keman ve teori dersleri aldı. Daha sonra müzik eğitimini Moskova ve St. Petersburg'ta sürdürdü. 1907 yılında Fuzulî'nin "Leyla ile Mecnun" adlı şiirini opera olarak besteledi. Daha sonra "Şeyh Sinan", "Rüstem İle Zöhreb", "Şah Abbas ve Hurşid Banu", "Kerem ile Aslı", "Harun ve Leyla" adlı operalarını ve "Karı ile Koca", "O Olmazsa Bu Olsun / Meşhedi İbad" ve "Arşın Mal Alan" adlı müzikli komedileri besteledi.
"Arşın Mal Alan" müzikli komedisi birçok dile çevrildi ve eser büyük ün kazandı. Hacıbeyov, 1922 yılında Azerbaycan Konservatuvarı'nı kurdu. Aynı okulda öğretim üyeliği ve rektörlük yaptı. Eserlerinde, Azeri halk müziğini çağdaş bir şekilde yorumlayarak kullanan Hacıbeyov, aynı zamanda bir yazar ve şairdir. Eserlerinin metinlerini kendi yazmıştır. Hacıbeyov'un Azeri halk müziğinin esasları ile ilgili eserleri okullarda ders kitapları olarak okutulmaktadır. Ü. Hacıbeyov, 1937 yılında "Köroğlu" operasını besteledi, bu eser "Arşın Mal Alan" müzikli komedisi ile birlikte SSCB döneminde "Devlet Mükafatı"na layık görüldü. Hacıbeyov, Azerbaycan Besteciler Kurumu Başkanlığı yaptı ve Sovyetler Birliği Yüksek Prezidium üyeliğine de getirildi.
Besteci Hacıbeyov'un eserleri arasında, Azerbaycan Milli Marşı da bulunmaktadır. Besteci, 1948 yılında yaşama veda etti.
Azerbaycan’da sanata değer verildiğinden daha önce söz etmiştim. Bunların içinde bir tanesi biz Türkiye’de yaşayanlara tanıdık. 16. asrın büyük şairi Fuzuli. Aslında Fuzuli bugünkü Kuzey Azerbaycan’da değil, daha ziyade güneyde ve Bağdat civarlarında yaşamıştır. Ancak şiirlerini Farsça ve Arapça yanında bugün halen yaşayan Azerbaycan Türkçesiyle yazmış olması bugün Azerbaycan’da el üstünde tutulmasına sebep oluyor. Fuzuli’nin her üç dilde şaheserler ortaya çıkaran bir deha olmasına bakıldığında Azerbaycanlı dostlarımızın bu övünçlerinde haksız olmadıklarını düşünebiliriz. Mehemmed Fuzuli büyük bir şair evet, ama Azerbaycan’da onun ünü biraz da baş eseri Leyla vü Mecnun’u besteleyen Azerbaycan’ın yetiştirdiği bir başka büyük sanatkar olan Üzeyir Hacıbeyov’dan gelir. Üzeyir Hacıbeyov 1883-1948 yılları arasında yaşamış. 1908 yılında henüz 25 yaşındayken Fuzuli’nin Leyla vü Mecnun’unu bir opera şeklinde bestelemiş. Üzeyir Bey bugün tüm dünyada bilinen büyük bir bestekâr. Azerbaycan halk türkülerinin derlenmesi konusunda da önemli çalışmaları vardır. Belki Türkiye’de yaşayanların fikri yoktur ama 1911 yılında “Çırpınırdı Karadeniz” müziğini besteleyen de Üzeyir Hacıbeyov’dur. 1920 yılında komünist idare Azerbaycan’a yerleştikten sonra yaşanan kıyımda Nerimanov tarafından ölümden kurtarılan Üzeyir Bey uzun süre küskün bir hayat yaşamış, büyük eseri Köroğlu’na kadar da önemli bir beste yapmamıştır.
Buraya geldikten sonra sahnelendiği ilk fırsatta Leyla vü Mecnun operasına gittik. Aynı zamanda Azerbaycan’ın görkemli mimari eserlerinden biri olan Azerbaycan Dövlet Akademik Opera ve Bale Teatrında sahnelenen Leyli ve Mecnun’dan çıkarken Üzeyir Bey ve Fuzuli’nin ortak eseriyle ilgili övgülerin hiç de abartma olmadığını düşünüyorduk. Tabii tiyatro binasına yanlış kapıdan girmemiz neticesinde kuliste Mecnun’un babası ve bir iki papyonlu müzisyenle selamlaşma şansımız da oldu, o ayrı bir hikayedir. Bu arada bilmek isteyenler için tiyatroda bilet fiyatları 3-5 milyon TL civarında.
Bakü’ye yolu düşeceklere tavsiyem, fırsat bulup Üzeyir Hacıbeyov’un bestelediği Leyli ve Mecnun ve en az onun kadar ünlü “Köroğlu”, “Arşın Mal Alan” ve “O Olmasın Bu Olsun” adlı eserleri izlemeleridir. Tabii önce Fuzuli ve Üzeyir Bey kimdir biraz bilgi edinmek şartıyla. Bu konuda linki izleyerek hem müziklere hem de bilgilere ulaşabilirsiniz.
Öte yandan Bakü’ye sırf görkemli meydanlarda büyük şair ve sanatkarların heykellerini izlerken oturup düşünmek için bile gelmeye değer. Tabii Bakü demişken Dede Korkut adına dikilecek heykelin yerini belli etmek üzere konulan koca bir kaya anıtı unutmamak gerek. Çoğumuzun zaten bildiği gibi Nasreddin Hoca, Köroğlu gibi halk kahramanlarımız diğer Türk devletlerinde olduğu gibi Azerbaycan’da da benzer özelliklerle mevcut. Ancak, başka bir yazıda belirttiğim gibi Azerbaycan ile yakınlığımız takdir edilir ki, Hazar’ın ötesine göre biraz daha yakındır.
"Azerbaycan Milli Marşı" Türkü Sözü
Azerbaycan Azerbaycan Ey kahraman evladın şanlı vatanı Senden ötürü can vermeye cümle hazırız Senden ötürü kan dökmeye cümle hazırız
Üç renkli bayrağınla mes'ud yaşa Binlerle can kurban oldu Sinen harabe meydan oldu Hukukundan kaçan asker Hara bir kahraman oldu
Sen olasın gülistan Sana her an can kurban Sana bin bir muhabbet Sinende tutmuş mekan Namusunu hifz etmeye
Bayrağını yükseltmeye Cümle gençler müstaktır Şanlı vatan şanlı Vatan Azerbaycan Azerbaycan
"Pencerenin Milleri (Beri Bah)" Türkü Sözü
Pencerenin milleri ay beri bah beri bah Açıb gızıl gülleri ay beri bah beri bah Oğlanı yoldan eyler ay beri bah beri bah Gizin şirin dilleri ay beri bah beri bah
Pencereden daş gelir ay beri bah beri bah Humar gözden yaş gelir ay beri bah beri bah Seni mene verseler ay beri bah beri bah Her görene hoş gelir ay beri bah beri bah
Pencereni bağlama ay beri bah beri bah Men gedirem ağlama ay beri bah beri bah Gedib gine gelerem ay beri bah beri bah Özgeye bel bağlama ay beri bah beri bah
SAYILARLA DANS Aslında saymak yol yürümeye benzer… Hani yola çıkarsınız da gideceğiniz yeri tespit etmeden ufuk çizgisine doğru yürürsünüz ya işte öyle bir şey… Sadece bir sayısını ele alalım… Bire bir ekleyin iki olur bir daha ekleyin 3 olur böylece tüm sayma sayılarını elde edebilirsiniz… İyi de sonu yoktur bunun… Tıpkı gideceğiniz yeri belirlemeden yola çıkmak ve sürekli yürümek gibi… Ya da akan sudaki molekülleri saymak gibi… Veya Dünya’da her an kaç sayfa kağıt kullanılıyor saymak gibi, sonuna gelseniz, o anda birkaç kişi birkaç kağıt daha kullanacak… Kısaca yalnız bir sayısını kullanarak bile sonsuza kadar gidebilirsiniz…
O zaman öteki rakamlara ihtiyaç mı yok? Öyle olsaydı o rakamları bulmak için matematikçiler bunca yıl uğraş verir miydi? Ama asıl ilginç olanı şu: 1x1=1;11x11=121;111x111=12321;1111x1111=1234321… Bu böyle 9 rakamını bulana kadar gider… Ama dikkat edin, sıfır yoktur aralarında… Hani sonsuza ulaşmak zor ya… Sonu gelmiyor işte… Sıfırda öyle! Ona ulaşmak ta zor…
Elinize bir kağıt parçası alın, önce ikiye; sonra tekrar ikiye, sonra tekrar ikiye bölerek devam edin, yakalayabilir misiniz sıfırı? Sonunda şöyle bir sayı çıkar:0,…0001 ama hiç sıfır olmaz… İşte hiç sıfır olamayacağı içinde bir sayıyı sıfıra bölemezsiniz… Ortaokulda hocam: “Sayının sıfıra bölümü sonsuz olur!” deyince afallamıştım! Yıllar sonra buldum: mesela 4:0=? Hani sıfıra tam kavuşamıyorduk ya! Şu sıfırın o uzun halini (0) ın yerine yazalım:(4:0,…001) Paydayı ondalık sayıdan kurtarmak için yukarı paydadaki sıfır kadar sıfır yazarsanız pay kaç olur dersiniz? (4 ...000:1)İşte o zaman sonsuz kavramını yakalarsınız.
Sıfırın bir başka ilginç hikayesi daha var: 0? 0? 0?=3 denkleminde ? işaretli yerlere sadece matematiksel işaretler koyarak eşitlik sağlanabilir mi? Sizi hemen meraktan kurtarayım; evet sağlanır…0!=1 dir. O halde: 0!+0!+0!=3 olmaz mı?
Öğretmek özen isteyen bir iştir… Anı kurtarmak için çocuklara yanlış şeyler öğretiriz… pi sayını yaklaşık 3 aldırırız ya da 22/7 ye eşit alın deriz… Halbuki pi sayısı bu sayılarla ayni kümeden bile değildir… Üstelik çocuğu yanıltmak için bunu sınav sorusu yapabiliriz… Ya da 6,02x10 üzeri 23 teki 0,2 yi ihmal edin deriz… İhmal edilen nedir biliyor musunuz? 2.000.000.000.000.000.000.000 dir. Şimdi bu sayıyı okumaya kalksak okuyamayız… (iki seksilyon) Sahi “katrilyondan sonraki sayılar nasıl okunur?” Merak eder misiniz? İşte bir kaçı: Kentilyon, seksilyon, septilyon, oktilyon, nonilyon, desilyon, undesilyon, dodesilyon, tredesilyon, kattuordesilyon, kendesilyon, sexdesilyon, septendesilyon, novemdesilyon, unvigintilyon, dovigintilyon, trevigintilyon,….Siz de merak ettiğiniz bir sayının okunuşunu BURAYA TIKLAYARAK öğrenebilirsiniz
Yanlış eşitliklere bir örnek daha verelim: 1,…..9999=2 deriz! Yani 1,devirli9 =2 ve genellikle de bunun yaklaştırma olduğunu söylemeyiz… Laf devirli sayılara gelmişken meşhur bir bilmeceyi hatırlatmadan olmaz: Ali,Veli ve Şaban pideciye gitmişler… Karınlarını doyurduktan sonra hesap istemişler hesap 25.00.- lira tutmuş. Her biri onar lira vermiş… 2 lira garsona bahşiş vermişler, geriye birer lira almışlar… Şimdi yeniden hesap edelim her biri 9 lira verdi mi? Evet… Eder 27 lira. 2 lira da bahşiş etti mi 29? Bizim bir lira nerede? Soruda şaşırtmaca var, ama hani 0,devirli9 =1 denklemini de sanki sanal olarak ispatlamıyor mu?
Orta okul yıllarından beri, bazı çarpmaları akıldan yapmaya alıştım. Mesela sonu 5 li sayıların karesini alırken onlar basamağındaki sayıyı bir fazlası ile çarpıp sonuna 25 yazarım... Örneğin 35 in karesi 3 ün bir fazlası 4, 4 kere 3= 12 sonuç 1225. İki basamaklı bir sayının karesini alırken baştaki ve sondaki sayıların karelerini başa ve sona yazar sayıların çarpımlarının iki katını ortaya yazarım, elde kalıyorsa soldaki sayıya eklerim... Söz gelimi 27 nın karesi başa 4 sona 49 2 kere 7 =14 iki katı 28 sondaki 49 un elde var 4 ü eklersek eder 32 elde var 3 ü baştaki dörde eklersek eder 7 demekki sonuç:729. Sonu birle biten iki basamaklı sayıları çarparken onlar basamağındaki sayıyı önce çarpar, sonra toplarım ve sıra ile yazıp önüne bir koyarım:41x51=209 1 demekki sonuç:2091. İki basamaklı bir sayıyı 11 ile çarparken baştaki sayıyı başa sondaki sayıyı sona yazıp, rakamlar toplamını ortaya yazarım: 41x11=4(4+1)1=451. Bu böyle uzar gider: mesela aralarında iki fark olan sayıların çarpımı için ortadaki sayının karesi eksi 1: 39x41= 40ın karesi eksi 1 =1599 Aralarındaki fark 4 olursa ortadaki sayının karesinden 4 çıkartarak siz de yapabilirsiniz... 101x(ab)=abab, 1001x(abc)=abcabc gibi bir takım sonuçlar ne kadar ilginç değil mi?
Şu asal sayılardan bahsetmeden olur mu? Hani şu kendinden başka hiçbir sayıya bölünmeyen sayılar… Ben bu sayıları kimyadaki soy gazlara benzetirdim öğrencilik yıllarımda…Asal Sayılar bölünmez! Soy Gazlar birleşik yapmaz! Mesela 19 hiçbir sayıya bölünmez… Ama ilginçtir Atamızla neredeyse akraba gibidir, 19 sayısı.. O yüzden de benim uğurlu sayımdır.. BİR SAYIYI 19 İLE BÖLMENİN NE KADAR ZOR OLDUĞUNU BİLİRSİNİZ. PEKİ YA ULU ÖNDERİMİZİN KISACIK YAŞAMINDAKİ BU ONDOKUZ SAYSININ ROLÜ NE KADAR İLGİNÇ DEĞİL Mİ? 1881, 19 MAYIS 1919, 1938 SAYILARI HEP ONDOKUZUN TAM KATI... ULU ÖNDER 57 YAŞINDA HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU.YANİ: 19x3 ....PEKİ (MUSTAFA KEMAL ATATÜRK) HARFLERİ SAYIN LÜTFEN! Birden büyük her sayı ile iki katı arasında en az bir tane asal sayı vardır. Deneyin göreceksiniz…2 ile 4 arsında3 var. 12 ile 24 arsında 13,17,19,23 var... Ve yine çok ilginçtir… Her çift sayı iki asal sayının toplamıdır… 8=3+5 , 12=5+7 Ama çok büyük asal sayıların akıbetlerini bilmeyiz...
(abcabc) biçiminde bir sayı yazın lütfen… Mesela 123123bu sayı 7,11,13,77,91,143,1001 sayıları ile kalansız bölünür.
Şimdi çok ilginç bir sayı dizisinden bahsedeceğim... 1,1,2,3,5,8,13,21,34.55,... dikat ederseniz ilk iki sayıdan sonraki her sayı, kendisinden önce gelen iki sayının toplamı, ve bu sayıları sonsuza yaklaştırdığınızda son iki sayının oranı 1,618.. e yakın bir sayıdır. Bu sayı bir düzgün beşgenin bir köşegen uzunluğunun bir kenar uzunluğuna oranına eşittir.Asıl ilginç olanı bu sayı güzelliğin sırrıdır. Güzel bir insanın kafasının sığdığı bir dikdörtgenin boyunun enine oranı yaklaşık 1,618.. dir. Bu dikdörtgene Altın Dikdörtgen, bu sayıya da Altın Oran denir.. 6,28,496,8128 sayıları bir yönden, akrabadır... Peki ortak özelliklleri nedir? Bakın 6 nın bölenleri 1,2,3 toplarsanız 6 eder… 28 in bölenleri 1,2,4,7,14 toplayın 1+2+4+7+14=28 ötekiler için siz deneyin…Ama tavsiye etmem, bayağı zamanınızı alır çünkü... İşte bu sayılara da mükemmel sayılar denir…
Öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmayıp, eserlerinden islami bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Su Kasidesi'nin 2.beytinde "Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su" diyerek astronomi bilgisininde iyi olduğunu ortaya koymuştur.Ayrıca hamse sahibidir.
Azerice divanının önsözünde
“
İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir
”
demektedir.
Azerice, Arapça ve Farsça divan şiirlerini yazmıştır. Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.
Bedensel zevklerden ziyade tasavvufi bir aşk, ehlibeyte duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre'dir. Leyla ve Mecnun mesnevisi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevilerden biridir.
İran şiirinden Hafız, Türk şiirinden ise Nesimi ve Nevai çizgisini en başarılı şekilde kemale erdirmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir.
Kanuni'nin Bağdat'ı fethinden sonra (1534) padişaha kasideler sunmuştur. Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında 9 akçelik maaşla ödüllendirilmiştir. Maaşını alamayınca Şikâyetnâme'yi yazmıştır. Şikâyetnâme Fuzuli'nin en önemli eserlerinden biridir. Şikâyetnâmesinde Fuzuli şöyle der:
“
Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar
"fuzûlî her daim ulvi lüzum yoktur beyane anın dek şuara-i dahi gelmez hiç cihâne" diyen sevgili şairimizin sayfasına hoşgeldiniz. Cevabı, Fuzuli Kerbela'da öldüğünde, daha gençlik çağında olan Baki veriyor: "baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş" Lakin, Fuzuli'nin 'sada' sının internette yankılanmadığı aşikar, elimizden sadece Şeyh Galib'in: "gele bir devr ki bu Galib'i yadedeler" duasını herbiri için söylemek geliyor. Burada sadece şairle ilgili kısa bilgi ve şiirlerinden seçmeler bulacaksınız.
Fuzuli'nin Yaşami:
Fuzûlî'nin yaşamı üzerine çok fazla bilgi yoktur. Bağdat yakınlarında Hille veya Kerbela'da doğduğu
tahmin edilmektedir. Asıl adı Mehmet'tir. Toplum bilimcilere göre Oğuz'ların Bayat aşiretindendir. Doğum tarihinin bilinmemesine karşın, ölüm tarihi 1556 yılıdır.
Türkçe divanının önsözünden öğrendiğimize göre, yaşamı boyunca Irak dışına çıkmamıştır. Bazı Farsça kaynaklara göre ömrünün büyük bölümünü halife Ali'nin Necef'deki mezarına hizmet ederek geçirmiştir. Bu hizmetinden dolayı Safevi hükümdarları tarafından ona bir aylık bağlanmıştır. Fakat günün birinde bilinmeyen bir sebeple bu aylığı kesilmiştir. Irak Safavi'lerin elindeyken şah İsmail ve Safavi ileri gelenlerine şiirler sunan Fuzûlî, Irak'ın Osmanlı'ların eline geçmesiyle de Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı ileri gelenlerine şiirler sunmuştur. Osmanlı'lar döneminde de Fuzûlî'ye dokuz akçelik bir aylık bağlanmıştır. Fakat Fuzûlî'nin o dönemin Nişancı paşasına gönderdiği şikayet-nâme'sinden anlaşılıyor ki, Fuzûlî kendisine bağlanan bu aylığı hiçbir zaman alamamıştır. Her iki dönemde de değeri anlaşılamayan ve gereken önem verilmeyen şairin yaşamı yoksulluk içinde geçmiş, 1556 yılında Irak'ı kasıp kavuran veba salgınında ölmüştür.
Farsça ve Türkçe divanlarının önsözlerinden anlaşıldığına göre daha çocuk yaşta şiirle uğraşan Fuzûlî genellikle şiirlerini Azeri lehçesiyle yazmış. Ona göre divan edebiyatındaki şiir türlerinin en önemlisi gazeldir. O nedenle kendi gönlüne de gazeli seçmesini önermiştir.
Fuzûlî'nin şiirleri diğer divan şairlerinin şiirlerinden bambaşka bir özelliğe sahiptir. Onun şiirleri genellikle din dışı şiirlerdir. Bu şiirlerde çoğunlukla aşk teması işlenmiştir. şair bir anlamda aşkı şiirlerinde metalaştırmış ve aşk derdinden mutlu olduğunu söylemiştir. Hatta bu dertten hiç kurtulmak istemediğini vurgulamıştır. Ayrıca Fuzûlî divan şiirinin bir özelliği olan söz sanatlarını en ustaca kullanmış bir şairdir. O nedenle gazelleri ve diğer şiirleri hayli süslü ve anlaşılması çok zor şiirlerdir.
ıyi şiirin yalnızca bilimle elde edilebileceğine inanan Fuzûlî, bu düşüncesini Türkçe divanının önsözünde "ılimsiz şiir, temeli yok duvar gibi olur, temelsiz duvar da sonunda itibarsız olur" diye açıklar. Bu düşüncesini her zaman savunduğunu ve "ilimsiz şiirden ruhsuz kalıp gibi nefret ettiğini" vurgular.
Fuzûlî, Eski Türk Edebiyatı'nda ünü ve etkisi en yaygın olan şairlerden biridir. Azeri ve Çağatay lehçeleriyle yazan şairler üzerinde olduğu gibi, Türkiye lehçesiyle yazan pek çok divan, tasavvuf, halk ve modern Türk edebiyatının ilk dönem şairlerine de büyük etkisi olmuştur.
Yapıtları: Türkçe, Farsça ve Arapça üç divan, Leylî vü Mecnun mesnevisi, Kerbela olayını anlattığı nesir ve nazım karışımı Hadıkat-üs-Suada ve şikayet -nâme adlı mansur mektuplardır.
Yapıtlarının bugünkü Türkçe ile basılmış örnekleri; Abdulbaki Gölpınarlı tarafından hazırlanmış Fuzuli Divanı, K. Akyüz - S. Yüksel -M. Cumbur tarafından hazırlanmış Türkçe Divan'ları vardır.
KASÎDE DER NA'T-I HAZRET-İ NEBEVÎ (Su Kasidesi)
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.)
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
(şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.)
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
ıhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez. )
Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)
Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su
(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.)
ıste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su
(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)
Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da kevser istiyorlar.)
Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su
(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)
Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.)
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su
(Dostlarım! şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.)
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından) kurtarabilir.)
ıçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su
(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.)
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
ıktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su
(Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.)
Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su
(ınsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.)
Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydana çıkarmıştır.)
Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su
(Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)
Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su
(Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da olsa o eşikten dönmez.)
Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su
(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.)
Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
(Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)
Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc’da
şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
(Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)
Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.)
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.)
Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su
(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası) gibi birer inci olmuştur.)
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı) döktüğü zaman,)
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.)
Gazel
1- Hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı
Garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı
2- Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cismimde hevâdan gayrı
3- Yetti bîkesliğim ol gaayete kim çevremde
Kimse yoh çevrile girdâb-ı belâdan gayrı
4- Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-i sebâdan gayrı
5- Bezm-i aşk içre Fuzûlî nice âh eylemeyen
Ne temettu bulunur bende sadâdan gayrı Açıklama:
1-Senin sokağının başında beladan başka elde ettiğim (bir şey) yok -aşkının yolunda yok olmaktan (ölmekten) başka da bir amacım yok.
2-Ey ah! Gam (hüzün) meclisinin ney'iyim, ateşe yanmış kuru vücudumda arzudan başka ne bulursan yele ver (savur) dağıt.
3-Kimsesizliğim o dereceye vardı ki, çevremde -bela girdabından başka dönen kimse yok.
4-Bana, ne gönül ateşinden başka kimse yanar,-ne de tan yelinden başka kimse kapımı açar.
5-Fuzûlî! Aşk meclisinde nasıl ah etmeyeyim? -bende sesten başka ne kâr bulunur.
Gazel 1 bende mecnundan füzun aşıklık istidadı var aşık-ı sadık benem mecnunun ancak adı var
2 kıl tefahür kim senin hem var ben tek aşıkın leylanin mecnunu şirinin eğer ferhadı var
3 ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var
4 öyle bed-halem ki ahvalim görende şad olur her kimin kim dehr cevrinden dil-i naşadı var
5 gezme ey gönlüm kuşu gafil feza-yı aşkta kim bu sahranın güzer-gahında çok sayyadı var
6 ey fuzuli aşk men'in kılma nasihten kabul akl tedbiridir ol sanma ki bir bünyadı var
Açıklama
1 bende mecnundan daha fazla aşıklık özellikleri var sadık olan aşık benim, mecnunun sadeece adı var
2 ben senin aşığınım ki bununla övünmelisin nasıl leylanın mecnunu şirinin ferhadı var
3 aklım başımda ey gül beni bülbüle benzetme onun derde sabrı yok her an feryadı var
4 öyle kötü haldeyim ki halimi görenler mutlu olur zamanın çarkından kimin neşesiz bir gönlü varsa
5 ey gönlümün kuşu, aşk aleminde boş boş gezme cunku bu alemin her yolunda birçok avcısı var
6 ey fuzuli! aşkı yasaklayan nasihatçıya uyma o aklın tedbiridir sanmaki onun bir temeli var
İsviçre Patent Ofisi (Bern) Zürih Üniversitesi Karlova Üniversitesi (Prag) Prusya Bilim Akademisi (Berlin) Kaiser Wilhelm Enstitüsü (Berlin) Leiden Üniversitesi Princeton Üniversitesi
Albert Einstein, 1879 yılında Güney Almanya'nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası Einstein & Cie adında bir elektrik fabrikası sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda sağlıklı bir çocuk olduğu anlaşıldı.1880 de ailesiyle Münih'e taşındı. Babası Hermann ve abisi Yakob burada Einstein&cie adında elektrik mühendisliği ile bir şirket kurdular. 1894 yılında ailesin iflası nedeni ile İtalya'ya taşındılar.
1921'de Albert Einstein
Lise öğrenimini 1894'te İsviçre'de tamamladı ve 1896'da Zürih Politeknik Enstitüsü'ne (ETH) girdi. Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrencisi ile evlendi. Mileva, Einstein'nın 1905'te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur.1921 yılında teorisi üzerinde çalışmak için New York'a gitti 1933 de hitler'in ırkçı politikası sebebiyle Alman vatandaşlığından çıkartıldı ve Amerika'ya gitti ve buranın vatandaşı oldu
1933 de Almanya'da Nasyonal Sosyalist Partisi'nin İktidar olmasıyla çalışmalarına izin verilmeyen 40 bilim adamı adına Başbakan İsmet İnönü'e bir mektup yazarak onların Türkiye'de çalışmalarına devam etmelerini istemişti.[1] İsmet İnönü bu isteği nazikçe red etmişti.
Bu Dönemde Einstein'a İsrail Başbakanlığı teklif edildi ancak kabul etmedi.Dr. Chaim Weizmann ile Kudüs Musevi Üniversitesini Kurdu.
1955'te yaşamını yitirene kadar bilim dünyasına pek çok katkıda bulundu. 1916'da yayımladığı "Genel Görelilik Kuramı", 1921'de "fotoelektrik etki ve kuramsal fizik alanında çalışmalarıyla Nobel Fizik Ödülü'nü aldı.
Bern'de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde bir çok araştırma yaptı. Önce atomun yapısı ve Max Planck'ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını ve fotoelektrik olayını açıklayabilmesini sağladı.
1905 yılında "Annalen der Physik" dergisinde bu çalışmalarını açıklayan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görecelik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909'da Zürih Üniversitesi'nde öğretim görevlisi oldu. Prag'da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü'nde profesör oldu. 1913'de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsü'nde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi.Bir bilim adamı olarak 1. Dünya Savaşı'nda tarafsız kaldı. İlk eşinden Hans ve Eduard isminde iki erkek çocuk sahibi olan bilim adamını 1914 yılında eşi terk etti. Birinci Dünya Savaşı nedeniyle yiyecek kıtlığı sırasında mide ağrıları çeken bilim adamına kuzeni Elsa bakmış ve ikinci defa kuzeni Elsa (takma ismi Else) ile evlenmiştir.
Einstein'a Amerikan yurttaşlığı belgesi verilirken
Yabancı ülkelere birçok gezi yapmakla birlikte 1933'e kadar Berlin'de yaşadı. Almanya'da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya'dan ayrıldı. Paris'te College de France'ta ders verdi; burdan Belçika'ya oradan da İngiltere'ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study'de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti.
Küçük oğlu Eduard akıl hastalığı nedeni ile Zürih yakınlarında bir bakım evinde hayatını geçirmiş; büyük oğlu Albert, babası ve annesinin karşılaştığı Zürih Polytechnic'te mühendislik okumuş ve daha sonra University of California, Berkley'de profesörlük yapmıştır. 1955'de Princeton'da ölmüştür; oğlu Albert yanında bulunmuştur.
Einstein, İsrail'li diplomat ve politikacı Abba Eban'la birlikte.
Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümünden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sunmaktadır.
Buluşları
Einstein'ın gazetecilere dil çıkarması
Einstein'ın fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık İzafiyet Teorisi ile tanındı.
Bu teori üç bölüme ayrılır:
Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren Özel Görelilik (1905);
Eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren Genel Görelilik (1916);
Elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri.
İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein atom ile ilgili olarak: "Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar." demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken "Neden Sosyalizm?" adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır.
Dini ve siyasi inançları
Einstein, Spinoza'nın tanrı düşüncesine inandığını söylemiştir.[2] Koyu bir Musevi olan Einstein[kaynak belirtilmeli], İsrail devletinin kurulması için[kaynak belirtilmeli]Siyonist aktivitelere büyük destek vermiştir. Bu yıl ortaya çıkan mektubu ile musevilik dahil tüm dinlere çocukluk nitelemesi yaptığı anlaşılmıştır.
Hayatı,Eserleri,Çalışmaları Einstein, 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.
Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklit geometrisi.Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!”
Lise öğrenimini 1894′te İsviçre’de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi.
Einstein, Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrenci ile evlendi. Mileva, Einstein’nın 1905′te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur.
1955′te hayata gözlerini yumana kadar bilim dünyasına çok şey kattı. 1916′da yayımladığı “Genel Görelilik Kuramı“, 1921′de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü, dahinin en önemli başarılarından sadece ikisi ya bilinmeyen dünyası… Bern’de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünme fırsatı buldu. Önce atomun yapısı ve Max Planck’ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını ve fotoelektrik olayını açıklayabilmesini sağladı.
1905 yılında “Annalen der Physik” dergisinde bu çalışmalarını açıklayan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görecelik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909′da Zürih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Prag’da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü’nde profesör oldu. 1913′de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsü’nde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi.Bir bilim adamı olarak 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı. . İlk eşinden Hans ve Eduard isminde iki erkek çocuk sahibi olan bilim adamını 1914 yılında eşi terk etti. 1. Dünya Savaşı nedeniyle yiyecek kıtlığı sırasında mide ağrıları çeken bilim adamına kuzeni Elsa bakmış ve ikinci defa kuzeni Elsa (takma ismi Else) ile evlenmiştir.
Birçok özlü inceleme yazısı yayımladı ve bunlarda teorilerini geliştirdi. 1921′de Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı.
Yabancı ülkelere birçok gezi yapmakla birlikte 1933′e kadar Berlin’de yaşadı. Almanya’da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya’dan ayrıldı. Paris’te College de France’ta ders verdi; burdan Belçika’ya oradan da İngiltere’ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study’de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti.
Küçük oğlu Eduard akıl hastalığı nedeni ile Zürih yakınlarında bir bakım evinde hayatını geçirmiş; büyük oğlu Albert, babası ve annesinin karşılaştığı Zürih Polytecnic’te mühendislik okumuş ve daha sonra University of California, Berkley’de profesörlük yapmıştır. 1955′de Princeton’da ölmüştür; oğlu Albert yanında bulunmuştur.
Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümunden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sunmaktaydı.
Çalışmaları
Fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık (izafiyet) teorisiyle tanındı.
Bu teori üç bölüme ayrılır:
Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren sınırlı bağlılık (1905); eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren genel bağlılık (1916); elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri. İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar.
Söylediği güzel bir söz vardır: “Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar”
Ayrıca birçok kişini ilgisini çeken “Neden Sosyalizm” adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin ilk sayısının ilk yazısıdı
Görelilik Kuramları
Görelilik konusundaki ilk makale (bugün özel Görelilik kuramı olarak biliniyor), Newton’un zaman ve devinimle ilgili sabit ölçüm görüşünü alt üst etti. Einstein, bütün hareketlerin göreli olduğunu, bütün ölçebildiğimizin, bir başka şeye göre ne kadar hızlı hareket ettiğimiz olduğunu gösterdi. Hareket eden nesnelerin kütlesi ile enerji arasında E=mc² denklemiyle dile getirdiği bir ilişki vardır.
Bu denklem, bir madde parçacığının sağladığı enerjinin (E), o madde parçacığının kütlesinin (m) ışık hızının karesiyle(c²) çarpımına denk olduğunu söyler. Bu formül, bütün nükleer enerji elde etme yöntemlerinin temelidir.
Einstein, 1915′de Görelilik konusunda ikinci bir makale yayımladı (Genel Görelilik kuramı). Burada bir nesne hızlanıp yavaşlarken neler olduğunu ele aldı.Yazısında ışığın bir kütlesi olduğu, bunun için de yerçekimden etkilendiği düşüncesini ortaya attı. Bu kuram, 1919′daki güneş tutulması sırasında iki yıldızdan gelen ışığın fotoğrafı çekildiğinde, ışığın yer çekimiyle büküldüğü fark edilince doğrulanmış oldu.
Einstein’ın buluşları heyecan yarattı, ona uluslararası bir ün sağladı.
Einstein’in 1905′te Annalen der Physik ’te yayımladığı beş makalesinin dışındaki başlıca yapıtları,gene aynı dergide yayımlanan 1906; Brown Hareketi Kuramı Üzerine,1906; Işıkı salımı ve Soğurumu Kuramı Üzerine,1907; Işınımın Planc Kuramı ve Özgül Isı Kuramı,1916; Genel Görelilik Kuramının temelleri ile Zeitschrift für Mathematik und Physik’te yayımlanan 1913; Bir Kütleçekimi Kuramı ve Genelleştirilmiş Görelilik Kuramına Bir Gönderme,1917; Işınımın Kuantum Kuramı, Prusya Bilimler Akademisi Oturum tutanakları,1924; Tek Atomlu İdeal Gazların Kuantum Kuramı. Ayrıca; Görelilik ( İzafiyet) teorisi (1920) ve Fiziğin Evrimi (1938) adlı yapıtlarını yayımlamıştır.
Modern fiziğin kuramlarının oluşmasında büyük katkıları olan Albert Einstein’nın en bilinen teorilerinden biri İzafiyet Teorisi’dir. Döneminde tartışmalara sebebiyet vermiş bu kuram ile uzay-zaman kavramları yeni şeklini almıştır. Avrupa ve Amerika’da birçok üniversitede fizik, tıp ve felsefe alanlarında onursal doktora almaya hak kazanmıştır. 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü alan Einstein, bunun dışında birçok ödül ve nişan almıştır. Bunlar arasında Copley Nişanı(1925) ve Franklin Nişanı(1935) da bulunmaktadır. Ayrıca “Time” dergisinde yapılan “Yüzyılın İnsanı” adlı ankette “Yüzyılın İnsanı” seçilmiştir.
Albert Einstein, 14 Mart 1879 yılında Almanya’da Württemberg’de doğdu. 1880 yılının Haziran ayında ailesi Munich’e taşındı. Babası Hermann ve abisi Yakob burada Einstein&Cie adında bir elektrik mühendisliği ile ilgili bir şirket kurdular. Einstein, konuşmaya geç başlaması dışında normal bir çocukluk geçirdi. 1884 yılında eğitimi için özel dersler ve 1885 yılında da keman dersleri aldı. Aynı yıl Yahudi olduğu halde Munich’deki Katolik Okulu’nda eğitimine başladı. 1888′de yine bu şehirdeki Luitpold Gymnasium’a geçerek eğitimine devam etti. Eğitim hayatından hoşlanmıyordu. 1894 yılında ailesinin iflası sonucu İtalya’ya yerleştiler.
Bugünkü adı “ETH Zürich” olan “Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü”ne gitmek için başvurdu ancak giriş sınavında başarısız olduğu için, İsviçre’de Aarau’da eğitimine devam etti. Babasının istediği gibi elektrik mühendisi olamayacağını anladı. İki yıl sonra 1896′da “Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü”ne matematik ve fizik öğretmeni olmak için gitti. Maxwell’in “Elektromanyetik Teorisi” üzerinde çalıştı. Bu okulda tek kadın öğrenci olan Mileva Maric ile tanıştı. Evlenmek için ailesiyle tanıştırdı ancak Mileva’nın yaşının büyük olması ve Yahudi olmamasından dolayı annesi evliliğe karşı geldi. Mileva’nın evlilik dışı hamile kalmasıyla doğan kızlarını evlatlık olarak vermek zorunda kaldılar.
1900 yılının Haziran ayında mezun oldu. Ardından 21 Şubat 1901′de İsviçre vatandaşlığına başvurdu ve kabul edildi. Mayıs 1901′den, Temmuz 1902′ye kadar Winterthur ve Achaffhausen’de özel ders verdi. Öğretmenlik için başvurduğu yerlerden çok genç olması nedeniyle olumlu cevap alamıyordu. Sonra İsviçre’nin başkenti Bern’e gitti. Geçimini sağlamak için matematik ve fizik dersleri vermeye devam ediyordu. Bernese’deki “Akademie Olypia”ya katıldı. Bu sırada birçok bilim adamıyla tanışma fırsatı buldu. Kariyeri için önemli bir adımdı. Ardından teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisi’nde işe başladı. Einstein, mucitlerin patent alabilmesi için yaptıkları aletleri inceliyor ve elektromanyetik cihazların denetimini yapıyordu. Cihazların farklılıklarını ve zayıf yönlerini görerek, nasıl düzeltebileceği üstünde çalışıyordu. Bazen o kadar çok değişiklik yapması gerekiyordu ki alet artık onun tasarımı haline bile gelebiliyordu.
6 Ocak 1903 tarihinde ailesinin tüm karşı gelmelerine rağmen okul yıllarında tanıştığı Mileva Maric ile evlendi. Kendisi de bir matematikçi olan Milena Maric ile birçok ortak noktaya sahipti. 1904 yılında ilk oğlu Hans Albert, 1910 yılında da ikinci oğlu Eduard doğdu. İleriki yıllarda Eduard şizofreni teşhisiyle Zürich’deki bir akıl hastanesine yatıldı ve hayatını da burada kaybetti. Albert ise ileriki hayatında California Üniversitesi’nde profesörlük yaptı.
1903 yılında artık İsviçre Patent Ofisi’deki işinde ilerlemeye başlamıştı. Makina Teknolojisine hakim bir duruma gelmişti. Bir yandan Max Planck’ın kuantum teorisi üzerinde çalışıyordu.1905 yılında Zürich Üniversitesi’de “A New Determination of Molecular Dimensions” adlı doktora tezini verdi ve doktor ünvanını aldı. Aynı yıl modern fiziğin temellerini oluşturan makalelerini yazmaya başladı. “Annus Mirabilis Papers” adlı bu çalışması ile birçok bilim okulunda teorileri tartışılmaya başladı. Bu makalelerden üçü (Brownian Motion, The Photoelectric Effect ve Special Relativity) Nobel Ödülü’ne aday gösterildi. Nobel Ödülü’nün komitesindeki birçok tartışmadan sonra “The Photoelectric Effect” adlı çalışması ile 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü aldı. “The Photoelectric Effect” adlı çalışmasında Quantum Fiziği üzerinde çalışmıştı. Işık tanecikleri veya fotonlar ile ilgili hipotezini hazırladı.Yüzeyden elektron koparmak için son elektron seviyesinde az elektron bulunan alkali metalleri kullanmıştır. “hv=k+w” formülüyle fotonun olay sonundaki enerjisini hesaplamıştır. Bu makalelerin içinde yer alan “On The Electrodynamics of Moving Bodies” adlı çalışmasıyla farklı koordinat sistemlerinde bulunan sabit hızdaki farklı nesnelerin birbirlerine göre hareket prensiplerini açıklıyordu. Ardından yayımlanan “Does the Inertia of a Body Depend upon its Energy Content?” adlı makalede “E = m.c ²” formülünü ortaya atmıştır. 1906 yılında son olarak “Planck’s Theory of Radiation and the Theory of Specific Heat”i yayımladı.
“Sadece iki şey sonsuzdur, evren ve insan ahmaklığı, ilkinden o kadar da emin değilim.” Albert EINSTEIN
1908 yılında Bern’de okutman olarak göreve geldi. 1909 yılına gelindiğinde Zürich Üniversitesi’de profesör olarak çalışmaya başladı. Bir süre Prague Charles Üniversitesi’nde çalıştıktan sonra 1912′de Zürich’deki görevine geri döndü. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra Berlin’de profesör olarak yerel bir üniversitede çalışmaya devam etti. Prusya’da Academy of Science’a üye oldu. Prusya vatandaşlığına başvurdu. 1914′den 1933 yılına kadar Kaiser Wilhelm Fizik Entitüsü’nde müdürlük yaptı. Yine 1920′den 1946 yılına kadar Leiden Üniversitesi’nde üstün profesörlük ünvanıyla çalışmalarını sürdürdü.
1917 yılında “On the Quantum Mechanics of Radiation” (Radyasyonun Quantum Mekaniği Üzerine) adlı makalesini yayımladı. 1919 yılında Mileva’dan boşandı, ardından kuzeni Elsa Löwenthal ile evlendi. Elsa, Einstein’nın yaşlılık yıllarında yanında oldu ancak hiç çocuk yapmadılar. 1915 yılında Prusya’da Academy of Science’da bulunduğu sırada genel izafiyet kuramını oluşturdu. Newton’nun çekim yasalarından yararlanarak kendi teorisini oluşturdu. 2. Dünya Savaşı’ndan dolayı yayımları Almanya’dan dışarıya ulaşamadı. Einstein’nın bu yeni teorisi Hendrik Antoon Lorentz ve Paul Ehrenfest tarafından keşfedildi. İngiltere’deki birçok astronom bu teoriyi inandırıcı bulmadı. 1917 yılındaki güneş tutulmasındaki gözlemler ile teorinin gerçekliği ortaya çıkacaktı. Ertesi yıl güneş tutulmasına ait fotoğraflar incelendi. Einstein, kütlenin uzay- zamanı geometrik olarak eğmesi, uzak yıldızlardan gelen ışıkların eğrilmesine neden olduğu savunuyordu. Bu eğrilik iç bükey olmalıydı. Bu teori bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı.
1921 yılında Einstein teorisi üzerinde çalışmak için New York’a gitti. 1933 yılında Hitler’in ırkçı politikasından dolayı Alman vatandaşlığından çıkarak Amerika’ya geçti ve buranın vatandaşlığına geçti. Amerika Birleşik Devletleri’nde Princeton Üniversitesi’nde Institute of Advanced Study’de profesörlük hayatına ve çalışmalarına devam etti. 1945 yılında Princeton Üniversitesi’nden emekli oldu. 1926 yılında ise Leo Szilard ile zehirli gaz çıkarmayan buzdolabı projesi üzerinde çalıştı.
1933 yılında Almanya’da Nasyonal Sosyalist Partisi’nin iktidara gelmesiyle yasalar yüzünden çalışmalarına izin verilmeyen 40 bilim adamı adına Mustafa Kemal Atatürk’e bir mektup yazarak onların Türkiye’de çalışmalarına devam etmelerini istemişti. Atatürk bu isteği kabul ederek İstanbul Üniversitesi’nde çalışma imkanı tanımıştı.
Bu dönem Einstein’a İsrail Başbakanlığı teklif edildi ancak Einstein teklifi kabul etmedi. Dr. Chaim Weizmann ile Jerusalem Musevi Üniversitesi’ni kurdu.
1945 yılında Roosvelt’e yazdığı mektupta nükleer silahların yapılabileceğinden bahsetti. Daha sonra nükleer silahların oluşumuna ve kullanılmasına neden olduğu için büyük pişmanlık duyduğunu hep dile getirdi. Hayatının geri kalanında da Atom Bombası’nın kullanım şeklinden rahatsızlığını dile getirerek, buna karşı bir tutum izledi.
1948 yılında Brendeis Üniversitesi’nin komitesinde görev aldı. 18 Nisan 1955 yılında 76 yaşında iç kanama sonucu hayatını kaybetti. “Generalized Theory of Gravitation” adlı çalışması yarım kaldı.
Ölümünden sonra otopsisini yapan Dr. Thomas Stoltz Harvey beynindeki anormaliyi fark etti. Paryetal lobunun normal insanlarınkinden %15 daha büyük olduğunu keşfetti. Beynin bu bölgesi matematik ve görsel yetenekle ilgili becerilerinin geliştiği bölge idi. Ayrıca Einstein’nın beyninin normal insanlardan %73 daha kıvrımlı olduğu gözlemlendi.
Einstein’ın araştırmaları (kronolojik sıra ile); Özel Görelilik Teorisi (1905), Görelilik (İngilizce çevirileri 1920 ve 1950), Genel Görelilik Teorisi (1916), Brown Devinimi Teorisi Üzerine Araştırmalar (1926), ve Fiziğin Evrimi (1938). Bilimdışı çalışmaları arasında Siyonism Hakkında (1930), Neden Savaş? (1933), Benim Felsefem (1934) en önemlileridir.
Buluşları
Einstein’ın fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık İzafiyet Teorisi ile tanındı.
Bu teori üç bölüme ayrılır:
1. Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren Özel Görecelik (1905); 2. Eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren Genel Görelilik (1916); 3. Elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri.
İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein’ın atom ile ilgili olarak: “Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar.” demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken “Neden Sosyalizm?” adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır.
Özel Görelilik Kuramı, Albert Einstein tarafından 1904′te ortaya atılan bir fizik kuramıdır.
Kuram, Einstein’ın 1905′de sunduğu “Hareketli cisimlerin elektrodinamiği üzerine” adlı 2. makalesinde açıklanmış ve ardından 5. makalesi “Bir cismin atıllığı enerji içeriği ile bağlantılı olabilir mi?” başlıklı makalesiyle pekiştirilmiştir.
Kuram olarak Görelilik, ilk olarak Galileo Galilei’nin hızlarla ilgili düşüncesinde ortaya çıkmıştır. Galilei’ye göre sabit hızla giden bir gözlemci veya sabit duran gözlemci aynı fiziksel yasaları kullanmalıdır. Örneğin sabit hızla giden bir gemide yukarı doğru bir taş atarsanız aynı yere düşecektir - sabit durduğunuzda olduğu gibi. Bu anlayış Newton fiziğinde formülasyona dökülmüştür. Sabit hızla giden bir cisim veya sabit duran bir cisim için geçerli olan Newton denklemlerinin şekli aynıdır. Burada şunu belirtmekte fayda var. Sabit hızla giden bir cisim gözlemciye göre tanımlanmaktadır. Eğer bir cisimle beraber aynı sabit hızla gidiyorsanız sizin için cisim hareketsiz görünecektir. Fakat dışarıdan bakan bir gözlemci için cisim hareketli kabul edilir. Görelilik kelimesi burada ortaya çıkmaktadır. Bizim gözlemlediğimiz hızlar mutlak değildir. Ancak gözlemciye göre tanımlanmaktadır. Ama gözlemlenen olay için geçerli olan yasaların şekli aynıdır.
Sabit hızla giden (ivmelenmeyen) referans sistemlerine eylemsiz referans sistemi denir. Bu kavramın özel görelilik kuramında çok önemli bir yeri vardır. Özel görelilik kuramına göre hiç bir eylemsiz referans sisteminin bir diğerine bir üstünlüğü yoktur ve hepsinde yapılan gözlemler aynı derecede geçerlidir.
* Bizler 3 uzay ve 1 zaman boyutunun meydana getirdiği, 4 boyutlu uzay-zaman evreninde yaşıyoruz. * Zaman boyutu ve akışı, hareketli cisimlerin hızına bağlıdır. * Kütle, hareketli cisimlerin hızına bağlıdır. * Cismin hareket doğrultusundaki boyu, cismin hızına bağlıdır. * 4 boyutlu evrende “aynı anda olma” kavramı da mutlak değildir, görelidir, yani aynı andalık gözlemciden gözlemciye değişir. * Farklı hızda hareket eden cisimlerin uzay-zaman referansları birbirinden farklıdır. * Işık hızı evrendeki üst hız limitidir.
Özel görelilik kuramının gücü ve sağlamlığının en önemli nedeni,sadece iki kabullenim (postulate)üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Bu kabullenimler:
* Fizik yasaları evrenin her yerinde ve bütün eylemsiz referans sistemlerinde aynı şekilde işler.(Bu kabüllenim evrensel bir referans sitemin yokluğundan kaynaklanmaktadır.Eğer fizik yasaları birbirine göre bağıl harekette bulunan farklı gözlemcilere göre farklı olsalardı ;gözlemciler,bu farklılıkları kullanarak uzayda hangisinin “durgun”,hangisinin “hareketli” olduklarını bulabilirlerdi.Fakat böyle bir farklılık yoktur ve görelilik ilkesi bu gerçeğin ifadesidir.) * Işığın hızı, bütün eylemsiz referans sistemlerinde aynı ve sabittir.
Kuramın temel aldığı bu iki kabullenimden biri çürütülemediği sürece kuram doğruluğunu koruyacaktır.
Özel görelilik, kendi zamanı için inanılması güç pek çok öngörülerde bulunmuştur, bunlardan en önemlileri:
* Cisimler hızlandıkça zaman cisim için daha yavaş akmaya başlayacaktır, ışık hızına ulaşıldığında zaman durmalıdır. * Cisimler hızlandıkça kinetik enerjilerinin bir kısmı kütleye dönuşür, durağan kütleye sahip cisimler hiçbir zaman ışık hızına erişemeyeceklerdir. * Cisimler hızlandıkça hareket doğrultusundaki boyları kısalmaya uğrayacaktır.
Özel görelilik, mantığımıza ve sağ duyumuza aykırı bir evren tanımladığından bilimciler 100 yılı aşkın bir süredir bunun doğruluğunu gözleri ile görmek ve bir açık bulmak umudu ile deneyler yapıp durmaktadırlar. Bu öngörülerin pek çoğu 1905′dan günümüze dek defalarca denenmiş ve doğru çıkmıştır:
* İçlerinde çok hassas atom saatleri taşıyan uçaklar değişik yönlere doğru değişik hızlarla hareket ettirilmiş ve saatlerin kuramın hesaplarına yeterince uygun olarak yavaşladığı/hızlandığı gözlenmiştir. * Zamandaki yavaşlamanın sadece saatte meydana gelmediğini, gerçekte yaşandığının kanıtı ilk olarak nötrino ve mü-mezon deneylerinde ortaya çıkmıştır. Güneşten dünyamıza gelen nötrino ve müonların ışık hızına çok yaklaştıkları (%99.4) için ömürlerinin (yaşam sürelerinin) Dünya’da üretilen durağan olanlara göre çok daha uzun olduğu görülmektedir. * Parçacık hızlandırıcılarındaki hızlandırma deneylerinde bugüne kadar kütlesi olan hiçbir cisim, atom veya elektron ışık hızına çıkarılamamıştır. Hız arttıkça kütlesi de arttığı için ivmelendirilmesi zorlaşmaktadır.
Genel görelilik kuramı
Genel görelilik kuramı, ivmeli devinim ile kütleçekimi açıklamasını özel göreliliğe birleştiren, genelleyen kuramdır. 1916′da Einstein tarafından ortaya konmuştur. Genel görelilikten önce, Newton’un kütleçekim kuramı geçerli kabul ediliyordu. Newton’un formülleri (yatay atış, dikey atış vb) bugun de duyarlılık gerektirmeyen uygulamalarda geçerlidir. Ancak aya roket göndermek gibi duyarlı işlerde Einstein formülleri kullanılmaktadır. Genel olarak Newton mekaniğinde Kuvvet (F), Görelilik kuramında ise Kütle (M) önemli ve önceliklidir. Genel görelilik ile Einstein şunları ortaya çıkartmıştır:
* Yerçekimi (kütleçekimi) ve ivmeli devinim birbirinden ayırt edilemez (Eşitlik ilkesi) * Kütle, içinde bulunduğumuz uzay-zaman’ı eğip bükmektedir. * Yerçekimi bir kuvvet değildir, uzay-zaman’ın geometrik eğriliğinden ortaya çıkar.
Genel görelilik, kendi zamanı için inanılması güç pek çok öngörülerde bulunmuştur; bunlardan en önemlileri:
* Eğer kütle uzay-zamanı geometrik olarak eğiyorsa, Güneşin çok yakınından geçip gelen uzak yıldızların ışıkları eğrilmiş olmalıdır. Bu eğrilik güneş çektiği için dış bükey değil de uzay-zamanın eğriliğine uygun iç bükey olmalıdır. * Çok çok yoğun kütleler uzay-zamanı öylesine bükebilir ki, uzay-zaman kendi üstüne katlanır ve içine çöker, böylesine yoğun bir kütle görülemez çünkü ışık dahi bu uzay-zaman eğriliğinden, çökmesinden kurtulamaz. * Kütle uzay-zamanı eğiyorsa bu eğilmeden zaman da etkileniyor(göreceli) olmalıdır. Eğilmiş zaman yavaş akmalıdır. * Hareketli büyük kütleler etraflarındaki bir kısım uzay-zamanı da sürükleyebiliyor olmalıdır. * Kütle uzay-zamanı eğiyorsa, kütle yakınındaki eğrilikten ilerleyen ışık, uzağındaki düzgün uzay-zamanda ilerleyenden daha uzun yol almalıdır. * Yüksek kütleli oluşumların ani hareketleri uzay-zamanda ani değişimlere, eğrilik dalgaları oluşmasına neden olabilir.
Bu öngörülerin hemen hepsi 1916′dan günümüze dek gözlenebilmiş, defalarca kez denenmiş ve doğru çıkmıştır:
* 1919′da ilk kez İngiliz bilimciler güneş yakınından gelen ışığın eğri çizdiğini gözlemlediler. Daha sonraları yapılan bütün gözlemler eğriliğin GG’nin hesapladığı ile oldukça yakın olduğunu gösterdi. * Evrende hiç ışık vermeyen ve etrafındaki her şeyi içine çekecek kadar yoğun kütle gösteren oluşumların varlığı tespit edildi. Karadelik adı verildi. * Kütle yakınında ve uzağında çok hassas atom saatleri ile yapılan deneylerin hepsi kütle yakınında zamanın GG’nin hesaplarına uygun olarak yavaşladığını gösterdi. * Geçen yıl açıklandığı üzere çok hassas jiroskoplarla donatılmış LEGOS1 ve LEGOS2 uydularının 11 yıl süren ölçümleri dünyanın etrafındaki uzay-zamanı sürüklediğini ortaya koydu. * Güneşin ardına geçen Viking uzay araçlarından dünyaya gönderilen sinyallerin olması gerekenden daha uzun sürede dünyaya ulaştığı, yani uzay-zamanın güneş tarafından eğilmesinden etkilendikleri ortaya çıktı. * 1993′te Hulse ve Taylor, ikiz yıldızların spiral hareketinden uzay-zaman eğrilik dalgalarının oluşumunu gözleyerek nobel kazandılar.
Kütle, uzayı olduğu kadar zamanı da bükmektedir. Zamanın bükülmesi kütlenin merkezinde geleceği işaret eder şekildedir. Etkiyen hiçbir kuvvet olmadığı için, cisim kendi geleceğine doğru ilerlemektedir (düşmektedir).
14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm kentinde doğan , 1896’da Zürich Politeknik Enstitüsü’ne girdi. 1909’da profesör olan Einstein, önce Zürich’te sonra da Prag’da çalıştı. 1913’te Almanya’da Berlin Kaiser Wilhelm Enstitüsü Direktörlüğü’nü yaptı. 1922’de Nobel Ödülü aldı. 1933’e kadar Berlin’de yaşayan Einstein, Nazilere karşı tavır aldığı için Almanya’dan ayrılmak zorunda kaldı. Fransa, Belçika, İngiltere ve son olarak da ABD’de yaşadı.
’in fizik alanında bilime yaptığı katkılar hiç kuşkusuz 20. yüzyılın en büyük katkılarıdır. 1905’te yayınladığı dört önemli çalışması; Rölativite Teorisi, Kütle-Enerji Eşitliği (E=mxc^2), Brownsal Devinmenin Açıklanması ve Işığın Foton Teorisi, Einstein’i fizik biliminin yaşayan en önemli otoritesi durumuna getirdi. Fakat onun bilime en önemli katkısı 1916’da açıkladığı “Genel Rölativite” teorisidir. Fizik biliminin eski mekanik fiziği aşarak kuantum fiziği aşamasını yakalamasında en büyük pay sahibi olan Einstein, hayatının son yıllarını elektromanyetik ve çekim alanlarını birleştiren Birleşik Alanlar Teorisi’ni oluşturmak için harcadı.
20. yüzyılın dehası olarak da anılan ünlü fizikçinin oluşturduğu teoriler astronomi başta olmak üzere birçok bilim dalının önünü açıcı bir işlev yüklendi. 1955’te ABD’de Princeton’da ölen Einstein, yalnızca bilimsel dehasıyla değil, alçak gönüllü oluşu ve sadeliğe düşkünlüğüyle de anılırdı. Ayağında terlikler ve dağınık saçlarıyla ünlü üniversitelerin salonlarında konferanslar veren bu büyük deha insancıllığını hiç yitirmedi.
1879 yılında doğan Albert Einstein Almanya’daki okulların sıkı disiplininden ve Alman sisteminin militarist olmasından mutsuz olarak 16 yaşında İsviçre’ye gitti. Eğitimini orada tamamlayan Einstein İsviçre patent bürosunda işe başladı. 1905′den itibaren modern fiziğin gidişatını değiştirecek 3 makale yayımladı.Fotoelektrik olay hakkında olan ilk makale ışığın parçacık ve dalga özelliği gösteren ikili bir karakteri olduğu hakkındaydı. İkinci makalenin konusu ise Brown hareketi olarak bilinen akışkanlardaki taneciklerin hareketi üzerineydi. Bu makale kuşku duyanları ikna ederek kuram ve deney arasında sağlam bağ kurulmasını sağladı. Üçüncü makale ise özel görelilik kuramı hakkındaydı. Albert Einstein’ın Avrupa yılları Fizik dünyasının çoğu Einstein’ı kuşkuyla karşılamasına rağmen Einstein’ın en beklenmedik sonuçları bile kısa sürede doğrulandı. Einstein 1913′de Berlin’de çalışmaya başladı. Bu dönemde kütle çekimi kuramını iki yüzyıl önce Newton’un bıraktığı noktadan alarak 1916′da genel görelilik kuramı olarak ortaya koydu. Genel göreliliğin ortaya koyduğu uzay-zaman bükülmesi gibi bütün sonuçlar daha sonraki yıllarda yapılan deneylerle doğrulandı. Daha sonra kuram evrenin genişlemesinin bulunmasıyla da uyum sağladı. Albert Einstein A.B.D’de Kızılderili bölgesini ziyarette
Einstein’ın 1917′de ortaya attığı ışınımın uyarılmayla yayımlanması fikri kırk yıl sonra lazerin bulunmasıyla sonuçlandı. 1920′lerde gelişen kuantum mekaniğinden rahatsız olan Einstein klasik belirlenimci görüş yerine olasılıkçı görüşü kabul etmedi. Kuantum mekaniğine karşı “Tanrı zar atmaz” diyen Einstein ilk defa yanılmış oldu.Medyanın peşinde olduğu Albert Einstein
Bütün dünya çapında büyük bir üne kavuşan Einstein Nazi iktidarıyla birlikte 1933′te Almanya’yı terk etti. Hayatının gerisini A.B.D’de geçirdi. Einstein hayatının son yıllarını kütle çekimi ile elektro-magnetik kuramı birleştirecek olan kuramı aramakla geçirdi, ama bunda başarısız oldu. Halen bu problem çözüm beklemektedir. Einstein 1955′te Princeton’da hayata gözlerini yumdu. Time dergisinin yaptığı ankette 20. yüzyılın en büyük kişisi seçildi. İnsanlık tarihinin en yaratıcımzekâlarından oduğu daha sağlığında kabul edilen Alman asıllı ABD’li fizikçi. 20. Yüzyılın başlarında geliştirdiği kuramlarıyla ilk kez kütle ile enerjinin eşdeğerliliğini kanıtlamış, ayrıca uzay, zaman ve kütleçekimi üzerine tümüyle yeni düşünme yolları önermiştir. Özellikle görelilik ve kütle çekimi kuramları, Newtondan sonra fizik alanında yeni bir çığır açmış, bilimsel ve felsefi araştırmaları baştan aşağı değiştirmiştir. 1921’de Nobel Fizik Ödülü’nü almıştır.
BİLİME KATKILARI
Einstein’ın 1905’te Annalen der Physic’te yayımladığı “ Über die von der molekularkinetinhen Theorie der Wärme geforderte Bewegung von in ruhenden Flüssigkeiten suspendierten Teilchen” ( Durağan bir sıvı içindeki asıltı parçacıklarının Moleküler kinetik kuramı çerçevesindeki hareketleri üzerine ) başlıklı makalesi Brown hareketi üzerineydi. 1827’de İskoçyalı Robert Brown, su içinde asılı haldeki çiçektozlarını mikroskop altında incelemiş ve sıvının durgun olmasına karşın çiçektozlarının sürekli ve rastgele biçimde devindiğini gözlemişti. 1879’da ise İngiliz kimyacı Sir William Ramsay, bu hareketlerin, sıvı moleküllerinin bombardımanından kaynaklandığını ileir sürmüştü. Einstein, istatistiksel yöntemle gerçekleştirdiği çalışmalarının soncunda Brown hareketi yapan bir parçacığın katedeceği uzaklığın, bu aradaki zamanın kareköküyle ters orantılı olduğunu belirledi ve birim hacimdeki sıvı moleküllerinin sayısının hesaplanabileceğini gösterdi.
Einstein’ın kuvantum fiziği alanındaki ilk önemli çalışması ise, fotoelektrik etkiyi incelediği ve 1905’te Annalen der Physic’te yayımladığı “ Über einen die Erzeugung und Verwandlung des Lichtes betreffenden heuristischen Gesichtspunkt” ( Işığın oluşumu ve dönüşümü üzerine bir görüş ) başlıklı makalesidir. Kara cisim aşınması üzerine çalışan Alman fizikçi Max Planck, enerjinin süreksiz olduğu varsayımını ortaya atmış, ve atomlar arasındaki enerji alışverişinin, ışımanın frekansıyla doğru orantılı olarak ve kuvantum adını verdiği enerji paketleri biçiminde gerçekleştiğini öne sürmüştü. Einstein ise ışığın dalga ve parçacık özelliğindeki ikili yapısını vurgulayarak, bu kesikli enerji alışverişinin, ışığın maddeyle etkileşime girdiği her durumda geçerli olduğunu savundu. Fotoelektrik olayında, üzerine ışık düşen bazı cisimlerin elektron salması olgusunu da, daha sonraları foton olarak adlandırılan bu ışık enerjisi kuvantumlarıyla açıkladı.
Einstein’ın gene 1905’te yayımladığı özel görelilik kuramına ilişkin “ Zur Elektrodynamik bewegter Körper” ( Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği) adlı makalesi, elektro magnetik olguları açıklayan Maxwell yasalarına yeni bir bakış açısı getiriyordu. 19. Yüzyılın sonlarında ışığın elektromagnetik bir dalga özelliği taşıdığı ve uzaydaki hızının da saniyede yaklaşık 300,000 km olduğu görüşü ağırlık kazanmıştı. Bu dalgaların boşlukta ilerleyebilmesini sağlayan ve madde dışındaki tüm boşluğu dolduran “esir” ya da “eter” adlı ağırlıksız esnek bir ortamın da var olduğu kabul ediliyordu. Ama, esirin varlığını kanıtlamak için yapılan tüm deneyler ve yeni varsayımlara dayalı olarak gerçekleştirilen tüm deneyler olumsuz sonuç veriyordu. Einstein, fizikte devrim yapan makalesinde iki nokta arasında yol alan ışığın hızının nasıl belirleneceği sorunundan yola çıktı. Bu amaca yönelik olarak postula niteliğinde iki temel ilke geliştirdi. Bunlardan birincisine göre, mekanik denklemlerin geçerli olduğu her başvuru sisteminde, elektrodinamik ve optik için de ayni yasalar geçerliydi. Öteki ilke ise, ışığın, kendisini yayan cismin hareketinden bağımsız olarak boşlukta her zaman aynı hızla yol aldığı niteliğindeydi. Bu ilkelerden de, birbirine göre hareket halinde olan iki gözlemcinin, hızları sabitse, iki ayrı yerde gerçekleşen iki olay arasındaki süreyi aynı biçimde değerlendiremeyecekleri sonucunu çıkardı. Gözlemcilerden biri, bu iki olayı aynı anda yani eş zamanlı olarak gördüğünde, ötekinin olayları belirli bir zaman aralığıyla gözlemesi gerekiyordu. Eşzamanların göreliliği denilen bu olgunun nedeni, olayların gerçekleştiğine ilişkin en hızlı belirti olan ışığın hızının, her iki gözlemci içinde aynı ve sonlu olmasıydı.
Einstein’ın gene 1905’te Annalen der Physic’de yayımlanan “Ist die Trägheit eines Körpers vonseinem Energieinhalt aphängig?” ( Bir Cismin Eylemsizliği Enerji İçeriğine Bağlı mıdır? ) başlıklı makalesi, özel görelilik kuramına düştüğü matematiksel bir dipnoy özelliği taşıyordu. Bu yazısında, bir cismin kütlesi ile enerjisinin eşdeğerli olduğunu ve bu enerjinin (E) cismin kütlesi (m) ile ışık hızını (c) karesinin çarpımına (E=m.c²) eşit olduğunu belirtiyordu. Buna göre bir cismin hızı arttıkça kütlesinin artmasının nedeni, o cismin kazandığı kinetik enerji idi. Her enerjinin bir kütlesi vardı ve kütle ya da madde bir enerji biçimiydi. Bu nedenle de kütle ve enerji, aynı şeyin iki değişik biçimde ortaya çıkışını simgeleyen eşdeğerli iki kavramdı.
Einstein’ın özel görelilik kuramı, deneyle ve gözlemle saptanmamış ve yalnızca amaca uygun olarak geliştirilen, mutlak uzay, mutlak zaman esir ve eşzamanlılık gibi kavramların fizikten çıkartılmasına yol açmıştı. Özel görelilik kuramıyla varılan uzunluk kısalması, saat yavaşlaması ve kütle artması gibi sonuçlar, önce sağ duyuya aykırı bulunduysasda, daha sonraki araştırmalar bu kuramın geçerliliğini kanıtladı.
Einstein 1907 ve 1911’de özgül ısılar üzerine gerçekleştirdiği çalışmalarla, bir kıtadaki tüm moleküllerin özdeş frekansla titreşim yaptığını ve bu titreşimlerin kuvantumlu olduğunu varsayarak, düşük sıcaklıklarda özgül ısının sıcaklıkla nasıl değiştiğini açıkladı. 1912’de ise, ışık indüklenen bir kimyasal tepkimede yer alan her molekülün, tepkimeye yol açan ışınımdan bir kuvantum soğurduğunu belirledi.
Einstein, çalışmalarının asıl ağırlığını, görelilik kuramını daha genel bir çerçeveye yerleştirme çabası üzerinde yoğunlaştırmıştı. Bu amaca yönelik olarak, gözlemcilerin birbirlerine göre sabit değil, değişen hızlarda yani ivmekli olarak hareket ettikleri durumda ortaya çıkan olayları araştırmaya girişti ve elde ettiği kuramsal bulguları 1916’da, Annalen der Physic’te “Die Gurundlagen der allgemeinen Relativitätstheorie” (Genel Görelilik Kuramının Temelleri) başlıklı makalesinde yayımladı. Bu kurama göre, uzaydaki herhangi bir noktada kütle çekimi ile hızlanma hareketinin etkileri eşdeğerdir ve birbirinden ayırt edilmez. Bu postula, kütle çekiminin bir kuvvet değil, uzay-zaman süreyinde, bir kütlenin etkisiyle oluşan eğrilmiş bir alan olduğunu öngörür. Bu nedenle, büyük kütlelerin yakınından geçen kuvantumlu ışık ışınlarının doğrultusunda bir sapma ortaya çıkar. Genel görelilik kuramı yalnız Newton’un fiziğinden değil eukleidesçi geometriden de kopuşu simgeliyordu ve dört boyutlu uzay-zaman yerine “eğri” bir uzay-zaman tanımı getiriyordu. Einstein’ın yeni denklemleriyle, Merkür gezegeninin günberi noktasında ortaya çıkan şaşırtıcı düzensizlikleri ve daha güçlü kütle çekimi alanlarında bulunan yıldızların, tayfın kırmızı ucuna daha yakın ışık yaymalarının nedenini açıklamak olanaklı duruma geldi.
Einstein, genel görelilik kuramını everenin bütününe uygulayarak sonlu ve sınırsız bir evren modeli kurdu ve bunun matematiksel yapısını geliştirdi. Ama 1929’da ABD astrononom Edwin Powell Hubbule, gerçekleştirdiği gözlemlerle, uzak gökadaların ışığının kırmızıya kaydığını, buradan kalkarak da bunların Yer’den uzaklaştığını ortaya koydu. Böylece, genişleyen evren modeli Einstein’ın durağan modelini geçersiz kıldı.
Einstein, yaşamının sonuna değin elektromagnetik alan ile kütle çekimi alanını bir tek denklemler kümesinde birleştirerek bir birleşik alan kuramı geliştirmeye çalıştıysada, bunda başarılı olamadı.
Einstein, gençlik yıllarında Avusturyalı fizikçi ve filozof Ernst Mach’ın etkisindee kalmıştır. Fiziğin matefizikten arındırılması gerektiğine, doğanın anlaşılabilir olduğuna, rastlantısal olguların daha derin ve kapsayıcı kurumlar çerçevesinde belirlenimci (determinist) yorumlarla açıklanabileceğine inanıyordu. 1925’e değin kuvantum mekaniğinin en yaratıcı sonuçlarını ortaya çıkaran kendisi olduğu halde, özellikle Heisenberg’in belirsizlik ilkesini öne sürmesinden sonra bu alandaki gelişmelere karşıt bir tutum içine girdi. Schrödinger’in dalga denkleminin neyi temsil ettiği üzerine Bohr, Heisenberg, Born gibi bilginlerle yaptığı tartışmalar bir uzlaşmayla sonuçlanmadı ve Einstein yeni akımın dışında yalnız kalarak kendi çalışmalarını yürüttü. Bu tartışmalarından birinde şöyle yazmıştı: “ Bilimden beklediklerimiz açısından birbirimize karşıt kutuplarda toplandık. Siz (Bohr), zar atan bir tanrıya, bense gerçek nesneler olarak var olan şeyler dünyasındaki yetkin yasalara inanıyorum”…
Einstein’ın 1905’te Annalen der Physic’te yayınladığı beş makalesinin dışındaki başlıca yapıtları, gene ayni dergide yayımlanan “Zur Theorie der Brownischen Bewegung” (1906; Brown Hareketi Kuramı Üzerine),”Zur Theorie der Lichterzeugung und Lichtabsorption” (1906; Işık Salımı ve Soğurumu Kuramı Üzerine), “Plancksche Theorie der Strahlung und die Theorie der spezifischen Wärme” (1907; Işınımın Planck Kuramı ve Özgül Isı Kuramı),”Grundlagen der allgemeinen Relativitätstheorie” (1916;Genel Görelilik Kuramının Temelleri) ile Zeitschrift für Mathematik und Pyhysic’te (Matematik ve Fizik Kuramı) yayımlanan “Entwurf einer verallegemeinerten Relativitätstheorie und einer Theorie der Gravitation” (1913; Bir Kütle Çekimi Kuramı ve Genelleştirilmiş Görelilik Kuramına Bir Gönderme ),Hysikalische Zeitscerift’te “Quantentheorie der Strahlung” (1917; Işınımın Kuantum Kuramı), Sitzungsberichte der Preussischen Akademie der Wissenschaften’de (Prusya Bilimler Akademisi Oturum Tutanakları), “Quantentheorie des einatomigel idealen Gases” tir. ( 1924; Tek Atomlu İdeal Gazların Kuvantum Kuramı ). Ayrıca relativity, the Special and the General Theory : A Popular Exposition ( 1920; İzafiyet Teorisi, 1976) ve L. Infield ile birlikte The Evolution of Physics ( 1938; Fiziğin Evrimi, 1972) adlı yaptlarını yayımlamıştır. Princeton üniversitesi firestone kütüphanesi eski kuratörlerinden johanna fantova, einstein’a hayatinin son yillarinda onunla bir gönül iliskisi yasamisti. fantova’nin einstein’in hayatinin detaylarini aktardigi 62 sayfa, kütüphane görevlileri tarafindan subat ayinda tozlu raflara saklanmis olarak bulundu. almanca kaleme alinan günlükte fantova, yasaminin son demlerini yasayan einstein’in kendisine yazdigi ask siirlerini, hastaligina karsi gösterdigi tepkileri, ölüme ve hayata dair duygularini ve bilimsel tefekkürlerini kagida aktardi. eintein 1955’te 76 yasinda, fantova ise 1980’de 80 yasinda ölmüstü. einstein’in el yazmalarini yayimlayan princeton üniversitesi eski editörlerinden alice calaprice, günlügün einstein’a yakin bir kimse tarafindan yazilmis tek ve en mahrem belge oldugunu, dahinin günlük yasamina ait detaylari tasidigini belirtti. fantova’nin günlügü gelecek ay kütüphanenin dergisi the princeton university library journal’da yayimlanacak.
sans eseri kesfedildi einstein ile fantova arasindaki gönül iliskisi princeton çevrelerinde biliniyordu. bilim adaminin kaleme aldigi tüm yazilari toplamaya çalisan editörler, fantova’nin kütüphanedeki özel dolabini açarak, eintein’in kendisine yazmis oldugu ask mektuplarini arastirirken, günlüge rastladilar. fantova’nin resmettigi einstein, bilim kitaplarinin aksine oldukça olagan, hatta kusurlu bir kisilik olarak göze çarpiyor. günlükteki ilginç satirlardan biri de einstein’in kendini ziyarete gelenlere sürekli agriyan kemiklerinden yana dert yanmasi.
einstein ile fantova sik sik yazlik evlerini bulundugu caputh’da yelkenliyle gezerlerdi.
agrilarindan sikayetçi einstein princeton üniversitesi matematik profesörlerinden ve günlügü ilk okuyanlardan dr. freeman dyson, günlük sayfalarindanki einstein’in bilindik ikna gücünden uzak, yasliligin üzerinde yarattigi yikim ve katlanmaz acilardan müsdarip yasli bir kimse olarak okucuyu sasirttigini söyledi. kendini zinde hissetmediginden sürekli olarak yakinan yasli eintein, unutkanliktan ve kapisini asindiran misafirlerinden de sikayet ediyor. dyson’un okuduguna göre, günlük çogu zaman kendinden fotograf isteyen misafirlerini yatakta hasta oldugunu söyleyerek geri çevirdigini yaziyor.
“nazi” heisenberg einstein’in bilinen unutkanligi ve kendi içine kapanik imajinin tersine, fantova sevgilisi albert’i politikaya ve günlük olaylara merakli bir kisilik olarak sunuyor. kuantum mekanigi’nin kuramcisi werner heisenberg. fantova, einstein’in kendisine haberleri izlemesi yönünde baski yaptigini hatirliyor. günlük, kuantum mekaniginin kuramcisi werner heisenberg için einstein’in, ikinci dünya savasi’nda atom bombasina verdigi bilimsel destekten ötürü, “koca nazi” diye bahsettigini yaziyor. fantova ayrica, einstein’in soguk savas döneminde nükleer silahlanma yarisindan ciddi olarak çekindigini ve abd’de 50’li yillarda basgösteren kömünist düsmanligini da endise ile izledigini dile getiriyor. günlük, einstein’in komünistleri vatan haini ilan ederek, sicil tutulmasini isteyen senatör mccarthy’yi fransiz devrimi’ndeki basibos elesbaslarina benzeterek, “kim kimi önce asarsa kazanir yarasina girdik” sözünü not düsüyor.
fislenme korkusu son yillarinda einstein’i endiselendinen konulardan biri de yakin dostu ve abd’nin atom bombasinin mimari robert oppenheimer’in akibetiydi, zira oppenheimer herkesçe bilinen solcu politik tavrindan dolayi sürekli saldirilara ugruyordu. benzer bir sekilde de, einstein sovyetler birligi tarafindan kendisine verilen bir baris ödülünü, “bana bolsevik derler” korkusuyla reddetmisti.
nazi almanyasi’ndan kaçis 1919 yilinda ingiliz astronomlar bir tutulma sirasinda, uzaktaki yildizlarin isiklarinin günes tarafindan büküldügünü gözlemlediginde, isigin bükülmesini öngören ve maddelerarasi çekimin uzay-zamani büktügünü iddia eden einstein’in izafiyet teorisi dogrulanmis oldu. bilinen diger tüm teoriler çöpe atilmis ve dünya tersine dönmüstü. 1933’te naziler almanya’da iktidari ele geçirince, yahudi profesörleri üniversiteden emekli edilmisti, einstein belki de bir yahudi olarak basina gelecekleri önceden sezmis gibi, karisi elsa, kizi margot ve sekreteri helen dukas ile birlikte abd’de kendisine yeni kurulmus olan institute for advanced study’de is öneren princeton üniversitesi’nin yolunu tuttu. 1936 yilinda ölen elsa, einstein’in hayatindaki tek kadin degildi.
abd’de kurulan yeni yasamlar çek cumhuriyeti’nde 1901’de johanna bobasch olarak dünyaya gelen fantova ile einstein, ilk olarak 1929 yilinda berlin’de tanisirlar. fantova’nin yeteneklerine güvenen einstein, ona binlerce sayfayi bulan el yazmalarini düzenleme görevini verecektir. einstein’in ardindan johanna fantova da 1939 yilinda nazi isgalindeki prag’tan abd’ye göçer ve einstein’in kapisini çalar. einstein’in tavsiyesiyle university of north carolina’da kütüphanecilik okur, daha sonra da princeton üniversitesi firestone kütüphanesi’nde harita kuratörü olarak ise baslar.
nostaljik birliktelik 70’lerindeki einstein ile 50’lerindeki fantova arasindaki gönül iliskisinin baslangici 1940’li yillarin sonlarina rastlar. einstein’in 1948 karsh imzali fotografi. ortak dostlari ve einstein’in yemek sofrasinin degismez ziyaretçilerinden gillett g. griffin bu iliskiyi, “abd’de kendini hiç bir zaman evinde hissetmeyen ve sürekli savas öncesi almanya’yi özleyen einstein için fantova, avrupa’dan, eski kitadan degerli bir parça gibiydi” seklinde özetliyor. gerçekten de, princeton çevrelerinde fantova’nin sevgilisine her gece alman yazar goethe’den parçalar okumasi einstein’in çok hosuna gittigi bilinirdi.
‘beynimin çati kati’ 1955 yilinda einstein’in ölümünden sonra fantova, einstein’in mektup ve siirlerini griffin’e verdi, griffin ise bu degerli eserleri kütüphaneye bagisladi. 1996 yilina kadar kapali kalan mektuplar, eistein’in el yazmalarinin telif haklarini elinde bulunduran ibrani üniversitesi’nin de izniyle arastirmacilara açildi. bu mektup külliyati içinde eintein’in cilveli ve sakaci tonuyla kaleme aldigi fantova’ya adanmis ask siirleri de bulunuyor. uzun sessizligin yordu beni. bu siir, sana olan duygularimin beynimin çati katinda sapasaglam oturdugunu göstermek için, einstein yakin dostu griffin’e, sevgilisi fantova’nin karamsar bir yapiya sahip oldugunu ve bu nedenle ona neselendirici siirler yazdigini aktarmisti. ne einstein ne de fantova’nin herhangi bir arkadasi, fantova’nin eintein ile iliskisini günlügüne aktardigini bilmiyordu. fantova önceleri günlük tutma fikrinin kendisine garip geldigini, fakat daha sonra eintein’in bilim ve düsün dünyasindaki konumunu göz önüne alarak, dahinin agzindan çikan her sözü not etmeye basladi. her ne kadar fantova eintein’in insancil yönüne vurgu yapmak istemis olsa da, simdilerde açilan mektuplar dünyanin en büyük bilim adamlarindan birinin psikolojisini anlamak için kullanilacak.
“unutuldum” einstein teorilerinin bilim dünyasinda artik demode ilan edildiginden yana sitem duyuyordu. 1950’lerde fizik dünyasindaki egilim einstein’in izafiyet teorisi’nden nükleer fizige yönelmisti. günlükteki einstein meslektaslarini, “atomlari bölerek bombalar üreten ve üstüste yeni altparçaciklar kesfederek bilimsel basari arayan, kuantum mekanigi’nin sonu öngörülemeyen yollarinda kendilerini kaybetmis insanlar” olarak görüyordu. günlük satirlarinda fantova’nin notuyla “ben tamamiyle yalniz kaldim” diyen einstein, çalismalarinin çagdas bilim adamlari tarafindan ciddiye alinmadigindan sikayetçidir: “matematikçilere sorarsan, benim için fizikçi derler, fizikçilere sorarsan matematikçi derler”
En ünlü fizikçinin kim olduğu bir kimseye sorulduğunda; cevap büyük olasılıkla Albert Einstein olacaktır. 1905′de; Einstein, fiziğe bakışımızı değiştirecek olan beş makale yayınladı. Onun modern fiziğe büyük katkısından dolayı, makalelerinin yüzüncü yılı anısına, 2005 Dünya Fizik Yılı için tema olarak “21. yüzyılda Einstein” alınması kararlaştırıldı.
Einstein içine kapanık, oyundan hoşlanmayan, geç konuşmuş (bazı rivayetlere göre 4 yaşında) bir çocuktu. Bu yalnızlık döneminin izlerini tüm yaşamı boyunca korudu. Annesi Paulin’ in isteği üzerine 6 yaşında keman dersleri almaya başladı. Klasik müzik kültürü, yaşamı boyunca onun için dinlendirici bir uğraş olacaktı.
Cep pusulasının esrarıyla soru sormaya başladı. Bir pusulanın iğnesi neden hep aynı yönde dönüyordu? 4-5 yaşlarında kendisine sorduğu bir soruydu bu. 12 yaşına geldiğinde Pisagor teoremiyle tanıştı ve görünürdeki karmaşıklığa karşın bir dizi olgunun basit bir açıklaması olacağına inanmaya başladı. Liseye yazıldı. Sonra 1894′ te babasının işi bozuldu ve aile, İtalya’ nın Milano kentine göç etti.
Einstein da Bir Zamanlar Üniversite Sınavını Kazanamamıştı! Einstein, bir delikanlı olarak pek az zeka umudu verdi. Bir öğretmeni “sen asla bir şey olamayacaksın Eistein” sözleri üzerine katı bir disiplini ve skolastik eğitim uygulayan Alman okul sistemini terk etti. 16 yaşında iken Zürih Teknik Üniversitesi’ne girmek istedi. Ama matematik dışındaki konularda -modern diller, zooloji ve botanik bilgisi- eksik olduğu için üniversiteye alınmadı. Ancak o yılmadı. Bir liseye devam etti, lise diploması aldı, 1896′ da Zürih Teknik Üniversitesi’ nin fizik ve matematik öğretmeni yetiştiren bölümüne kaydolmayı başardı . Zürih Teknik Üniversitesi, onun düşüncelerini şekillendirdi. Öğrenime başladığı zaman büyük matematikçi Hermann Minkowski ile karşılaştı. Her bilim adamının iyi bir öğretmen olduğu söylenemez. Einstein, Minkowski’ nin derslerini pek ilgi çekici bulmadı; ama kuramlarının matematiksel formülasyonunda Minkowski, ona esin kaynağı oldu. Doğrusu, Minkowski de o zamanlar Einstein’i sevmiyordu, çünkü ona “tembel köpek” diyordu. Einstein, Teknik Üniversiteden 1900′ de mezun oldu; İsviçre vatandaşlığına geçti; kısa bir süre öğretmenlik yaptı. Disipline karşı tutumu yüzünden öğrencilerin tarafından çok sevilen, fakat başarısız bir öğretmendi. Einstein Halya’da bir tatilden sonra, eğitimini İsviçre Federal Politeknik Okulu’nda 1901′de tamamladı; çok az derse girdiği halde, bir arkadaşının tuttuğu mükemmel ders notları sayesinde kursları geçmeyi başardı. Einstein akademik bir görev bulamayınca, 1902′ de İsviçre’ nin Bern kentindeki patent bürosunda memur (”üçüncü sınıf teknik uzman”) olarak çalışmaya başladı. Görevi, bürodan onay almak üzere teslim edilmiş birçok icat arasından seçim yapmaktı.
Einstein Kendi Formulünü Kendisi anlatıyor.
It followed from the special theory of relativity that mass and energy are both but different manifestations of the same thing — a somewhat unfamiliar conception for the average mind.
Furthermore, the equation E is equal to m c-squared, in which energy is put equal to mass, multiplied by the square of the velocity of light, showed that very small amounts of mass may be converted into a very large amount of energy and vice versa.
The mass and energy were in fact equivalent, according to the formula mentioned above. This was demonstrated by Cockcroft and Walton in 1932, experimentally.”
EINSTEIN ‘DAN ALINTILAR John Hopkins Yayınevi tarafından Ze’ev Rosenkranz imzasıyla yayınlanan Einstein’dan Alıntılar (Einstein Scrapbook) isimli kitap, 20 yüzyılın en çok ilgi çeken bilim adamının hayata bakışını gözler önüne seriyor. Ünlü fizikçinin sözlerinden derlenen kitap, Einsten’ın sadece parlak bir zekaya değil, alçak gönüllü ve korkusuz bir kişiliğe sahip olduğunu da gösteriyor. 3/4/2003
İşte Einstein’dan bazı alıntılar:
“Özel bir yeteneğim yok. Sadece fazlasıyla meraklıyım.”
” Modern öğretim metodlarının, araştırmanın kutsal merakını boğazlamamış olması mucizeden başka bir şey değildir.”
“Ricanıza kabul edemedeğim için üzgünüm, ancak analiz edilmemiş olmanın karanlığında kalmakt
Bir web sitesi yaparken genelde site içeriğini hazırlama aşamasını uzun tutar, yayınlama aşamasını ise pek önemsemeyiz. Oysa web yayıncılığının temel ilkeleri, amatör bir siteyle profesyonel bir siteyi birbirinden ayıran en önemli etkenlerdendir. Sitenizi web'e yerleştirirken bilmeniz gereken 25 ipucunu sizler için derledik.
01 İki basamaklı FTP
Web editörlerinin pek çoğu sitenizi doğrudan yayınlama özelliğine de sahiptir, böylece değişikliklerinizi doğrudan web sitenize aktarabilirsiniz. Fakat yayınlamadan önce değişikliklerinizi kontrol etmek istiyorsanız, web editörünüzü sayfalarınızı sabit diskinize kaydedip tarayıcınızda açacak şekilde ayarlayın.
02 ASCII FTP
FTP aracılığıyla HTML sayfalarınızı (veya CSS ve script dosyaları) aktarırken ASCII modunda aktardığınızdan emin olun, böylece satır araları doğru kullanılmış olur. Aksi halde bir sürü kısa satır veya upuzun tek bir satırla karşılaşabilirsiniz. Grafiklerin, seslerin, EXE dosyalarının ve Notepad ile açamayacağınız her şeyin binary modunda gönderildiğinden emin olun. Çalıştığınız her dosya uzantısı için gerekli transfer modunu bir kez ayarlarsanız daha sonra elle değişiklik yapmanız gerekmez.
03 Pasifleşin
Web sitenizi işyerinizden upload ediyorsanız ve ofisinizde geniş çaplı bir güvenlik duvarı (firewall) kullanılıyorsa, sunucunuza erişebilmek için pasif modda bağlanmanız gerekebilir. FTP programınızın bağlantı ayarlarını bunu otomatik yapacak şekilde ayarlayın ki her seferinde değiştirmenize gerek kalmasın.
04 Otomatik yayın
Otomatik olarak web sayfası oluşturan programlar sadece web editörleri değildir; bunu Excel'le de yapabilirsiniz. İstediğiniz hücreleri seçin, Dosya > Web Sayfası Olarak Kaydet'i seçin ve seçiminizi gösteren radyo düğmesine basın. Temel Excel kontrollerinin sayfada yer alması için ‘Etkinlik Ekle'yi seçin ve Yayımla'ya tıklayıp ‘Bu sayfa her kaydedildiğinde otomatik olarak yeniden yayımla'yı işaretleyin. Böylece dosyayı her güncellediğinizde upload etmeniz için bir web sürümü de hazır olacaktır.
05 Sürükle ve bırak
Hiçbir FTP programı kurulu olmayan bir sistemden FTP sunucunuza ulaşmanız gerekebilir. Basit işlemler için yeni bir FTP programı kurmak yerine Internet Explorer'ı kullanabilirsiniz. ftp://ftp.websiteniz.com/ şeklinde FTP adresini yazın ve kullanıcı bilgilerinizi girin. Kullanıcı bilgileriniz sorulmadan anonim kullanıcı girişi yapılıyorsa, ftp://kullanıcı@şifre:ftp.websiteniz.com şeklinde giriş yapabilirsiniz. Fakat bu durumda şifrenizin adres satırında görüneceğini unutmayın. Bu pencerede tıpkı sabit diskinizdeymiş gibi dosyaları yönetebilirsiniz. Yüklemek istediğiniz dosyaları sürükleyip pencereye bırakmanız yeterli. Tüm tarayıcı pencerelerinizi kapattığınızda oturum da kapanmış olur.
06 Günlük tutun
Sitenizi güncellemenin en kolay yollarından biri de web günlüğü (blog) hesabı kullanmaktır. Çünkü günlüğü sayfanıza bir kez adapte ettikten sonra web'e erişebildiğiniz her yerden güncelleme yapabilirsiniz. Bir web günlüğü sahibi olmak için www.blogger.com veya www.livejournal.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.
07 Doğrulayın
Web sayfalarınızı kendiniz kontrol ettikten sonra bir kez de http://validator.w3.org/ adresindeki W3C DoğrulamaHizmeti'ni kullanarak kontrol edin. Bu hizmet sayfalarınızın standartlara uygun olmadığını belirlemenize yardımcı olur.
08 Renkleri görün
Size şaşırtıcı gelebilir ama sandığınızdan çok daha fazla renk körü internet kullanıcısı var. Web sitenizi nasıl gördüklerini merak ediyorsanız sitenizi http://colorfilter.wickline.org/ adresindeki ‘Renk Körü Web Sayfası Filtresi'nde inceleyebilirsiniz.
09 Sahip olduklarınızı bilin
Web sunucunuzda çalışması gereken script'ler kullanacaksanız, sunucunuzun gerekli dili (Perl, ASP, PHP vs.) desteklediğinden emin olun ve bunları nasıl kullanabileceğinizi öğrenin. Perl ve PHP script'leri için bazı dosyalarda CHMOD değişikliği yapmanız gerekebilir, karmaşık bir script'le çalışmaya başlamadan önce tüm bunlar için yetkiniz olup olmadığını öğrenin.
10 Boyutunuzu seçin
Herkesin aynı ekran çözünürlüğünü kullanmasını veya tarayıcı pencerelerinin ekranı kaplamasını bekleyemezsiniz. Bu yüzden web sitenizi farklı çözünürlüklerde test etmeniz gerekir. Web editörünüzün tarayıcı pencerelerini istediğiniz boyutta açma gibi bir özelliği yoksa, http://www.dqsd.net/ adresinden indirebileceğiniz Quick Search Deskbar ile pencereleri belli boyutlarda açabilirsiniz.
11 Varsayılanları kullanın
Çoğu web sunucusu dizin adını yazdığınızda otomatik olarak INDEX, MAIN veya DEFAULT adlı .htm veya .html uzantılı bir sayfayı yükler. Böylece dizinleriniz için daha kısa adresler kullanabilirsiniz. Yine de her dizinine bir varsayılan sayfa koymayı unutmayın, çünkü bazı web sunucuları varsayılan sayfası olmayan dizinlerin tüm içeriğini gözler önüne serebilir.
12 Index'e bağlantı vermeyin
Index sayfanız yerine dizin adına link vermeniz daha sağlıklıdır, çünkü bazı tarayıcılar www.siteniz.com/kitaplar/ adresinin www.siteniz.com/kitaplar/index.html ile aynı olduğunu anlayamaz ve bu yüzden ziyaretçileriniz girmiş oldukları sayfaların renk kodlarını doğru olarak görmez.
13 Arama motorları
Arama motorlarının yardım sayfalarını inceleyin. Sayfalarınızın listelenmesi için neler gerektiğini öğrenin ve uygulayın. Google gibi bazı arama motorlarının arama sonuçları çok ince hesaplamalara dayanır, bu nedenle sitenizin sıralamadaki yeri sürekli değişebilir. Bunu fazla önemsemeyin. Zamanınızı arama sonuçlarıyla uğraşmak yerine sitenizi geliştirmek için harcayın. Tüm sayfalarınızın açıklayıcı bir başlığa sahip olduğundan ve TITLE etiketinin HEAD bölümünün başında bulunduğundan emin olun. Grafiklerinizin tümünü ALT etiketi kullanarak açıklamaya çalışın. Sayfalarınızda kullanacağınız META etiketleri önemlidir, fakat Google başta olmak üzere bazı arama motorları çok fazla suistimal edilen bu etiketleri dikkate almamaktadır. Yine de META etiketlerini doğru kullanın ve içeriğinizle ilgisi olmayan anahtar kelimelerden sakının.
14 Yapılanın
Tüm web sitenizin aynı klasörde bulunması gerekmez. Dosyalarınızı doğru şekilde klasörlere ayırırsanız daha sonra yönetmesi kolaylaşacaktır. Böylece belli bir bölümde sorun yaşandığında doğru klasöre odaklanabilir veya sıkça güncellediğiniz bir bölüm varsa ilgili dosyaları daha rahat bir şekilde silebilirsiniz. Klasör yapınızı siteniz üzerinde çalışmaya başladığınızda oluşturun, çünkü yolun yarısına geldiğinizde dosya ve klasör isimlerini değiştirmeniz tüm linklerinizi de değiştirmenizi gerektirecektir. Üstelik arama motorları yeni sayfalarınızı keşfedene dek sitenizi arayanlara size ulaşamayabilir
15 Slash kullanın
Dizin adıyla biten tüm adreslerinizin sonunda bölme (slash) işareti (/) kullanmayı unutmayın. Slash'le bitmeyen www.siteniz.com/kitaplar adresini kullandığınızda tarayıcınız kitaplar adlı dosyayı ister, web sunucusu bu dosyayı bulamaz ve tarayıcının adresin sonuna slash ekleyip tekrar denemesini söyler. Bu işlemler otomatik olarak gerçekleşse de sayfanın yüklenme süresini uzatır, hatta bazı çok eski tarayıcılarda sayfa görüntülenemez.
16 Uyumlu olun
Web sunucunuzdaki dizin yapısı sabit diskinizdekiyle aynı olmayacaktır. Bu yüzden linklerinizde sabit diskinize ait tam dosya yolları kullanmaktan kaçının, dosyayı web sunucunuza yüklediğinizde bu linkler çalışmaz hale gelecektir.
17 E-posta adresinizi gizleyin
Ziyaretçilerinizin size ulaşabilmesi için e-posta adresini sitenizde mutlaka belirtmeniz gerekiyor, fakat hiçbir koruma olmadan sitenize yerleştireceğiniz e-posta linki de spam robotlarına kolay lokma olacaktır. Bunun yerine e-posta adresinizi belirten bir grafiği JavaScript'le linklemeyi deneyebilirsiniz. Size ulaşmak isteyenler yine tek tıklamayla eposta gönderebilirler, fakat adresinizi ele geçirmek isteyen tarayıcıların işi çok zorlaşacaktır. Bu uygulamayla ilgili bilgi için www.joemaller.com/jsmailer.shtml adresini inceleyebilirsiniz.
18 Veritabanınızı hazırlayın
Web sunucunuzdaki veritabanınıza bilgisayarınızda olduğu kadar hızlı ve rahat şekilde veri yazamazsınız. Veritabanınızda bulunması gereken veriler fazlaysa, bunları kendi bilgisayarınızda hazırlayın ve daha sonra veritabanı sunucunuza gönderin.
19 Kısa mı uzun mu?
Web sayfası dosyalarınızın uzantısı olarak .html ya da .htm kullanmanız herhangi bir fark yaratmaz. Çünkü günümüz tarayıcıları her türlü uzantıyı sorunsuz olarak okuyabiliyor. Yine de çok uzun, boşluk ve Türkçe karakterler içeren dosya isimleri kullanmaktan kaçınmalısınız.
20 Harflerinizi küçültün
Birçok web sunucusu Unix veya Linux tabanlı bir işletim sistemi üzerinde çalışır. Bu sistemlerde dosya isimleri büyük - küçük harflere duyarlıdır. Yani PCnet.JPG adlı bir dosya yükler ve pcnet.JPG adresine bağlantı verirseniz resmi göremezsiniz. Karışıklığı önlemek için her zaman küçük harfleri kullanmanızı öneririz. Hosting seçenekleri
21 FrontPage uzantıları
FrontPage uzantıları (Extensions) tek satır kod yazmanıza gerek kalmadan sitenize ziyaretçi defteri, arama motoru, form gibi özellikler eklemenizi sağlar. Bu özellikleri kullanmak istiyorsanız hosting sağlayıcınızın FrontPage uzantılarını desteklediğinden emin olun.
22 Bant genişliği
Sınırsız bant genişliği sağladıklarını iddia eden sitelere inanmayın. Her şeyin bir sınırı vardır. Bu sitelerin sözleşmelerini dikkatle okuyun, fazla bant genişliği kullanırsanız hesabınızı kapatabilir veya daha fazla para talep edebilirler. 20 bin sayfa izlenimi için ortalama 500 MB bant genişliğine ihtiyacınız olacağını unutmayın.
23 Yedekleme
Bazı hosting sağlayıcılar bunu tüm müşterilerine sunsa da, genel olarak siz talep etmedikçe dosyalarınız yedeklenmeniz. İşinizi garantiye alın ve sitenizin güncel bir kopyasını her zaman sabit diskinizde saklayın.
24 Veritabanı seçimi
Siteniz için küçük bir veritabanına ihtiyacınız varsa Access veya ODBC kullanmayı düşünebilirsiniz. Daha detaylı sistemler için MySQL, SQL Server veya ASP.NET kullanmalısınız. Genelde Linux tabanlı sunucularda MySQL, Windows tabanlı sunucularda SQL Server kullanılır.
25 İstatistikler
Site istatistiklerinize nasıl erişebileceğinizi öğrenin. Hosting sağlayacınızın böyle bir hizmeti yoksa bedava bir sayaç servisinden yararlanabilirsiniz. Sayfalarınızı kaç kişinin ziyaret ettiği, hangi sayfalara baktığı, hangi arama motorundan geldiği gibi bilgiler sizin için önemli olmalı. İstatistiklerinizi inceleyerek sitenizin ziyaretçi profilini kolayca çıkarabilirsiniz. _uacct = "UA-2594508-11"; urchinTracker();
Son zamanlarda Türk halkının kadirşinaslığından, hiç bir Dünya devletinin yapamayacağı olgunluktan ve medeniyetten fırsat bilip karanlık suda balık avlamak isteyen zat-ı muhteremler(!) Sarı Gelin türküsünün bir Ermeni türküsü olduğu iddiasını yeniden gündeme getirmeye başlamıştır. Madem öyle birazcık bildiğimiz ve bununla yetinmeyip araştırdıklarımızı paylaşmak istedim.
Kıpçaklar tarihte Kuman adıyla da anılmaktadır. Ruslar "Polovets" Ermeniler "Xartes" Almanlar ise "Falben" derler ki bütün bu tanımlamaların hepsi sarışın anlamına gelmektedir. Kıpçaklar sarışın uzun boylu, güzellikleriyle ve yakışıklılıklarıyla ünlü bir Türk boyudur.
Kıpçaklar 12. YY'da Gürcistan'da yaşamaktaydı ve Gürcistan'a parlak bir devir yaşatan Kubasar da Kıpçaktır. Selçukluların Anadoluya girişini ve Gürcistanın zor durumda kalışını tarih sayfalarına not düşen tarih 1080 ve sonrasıdır. Kıpçaklar Gürcüler gibi Ortodoks Hristiyandır. Bugün Kür ve Çoruh ırmakları çevresinde yaşayan halk da Kıpçakların torunlarıdır.
Bu bölgede yaşayan bir kavimin buralara ait bir kültür birikimi bırakmaması olanaksız. Bunlardan birisi de Abdülkadir Geylani'nin arkadaşı olan Şeyh San'an ve Kralın sarışın kızının da anlatıldığı bir efsanedir. Şeyhin çile doldurduğu yıllarda kıza aşık olması ve kızın da kendisini sevmesini istemesi bu efsanede anlatılmıştır.
Değişik varyantları aşağıdaki gibidir:
Erzurum yöresinde söylenen ve şu anki bildiğimiz hali şöyledir:
Erzurum çarşı pazar İçinde bir kız gezer Elinde divit kalem Dertlere derman yazar... (bu dörtlüğün son mısrası bazı yerlerde katlime ferman yazar diye geçer)
Palandöken yüce dağ Altı sümbüllü bağ Seni vermem yadlara Nice ki bu canım sağ
Diyarbakır çevresinde söylenen eski bir varyantı:
Vardım kilisesine baktım haçına Mail oldum bölük bölük saçına Kız seni götürem İslam içine Vay Sinan ölsün Sarı Gelin Ah seni vermem Dünya malına..
Tarihlere dikkat edelim. Bu tarihlerde Erivan ve dolaylarında Ermeniler yaşamıyorlar. İşte bu da Erivan varyantı:
İrevan çarşı pazar içinde bir kız gezer elinde divit kalem dertliye derman yazar sarı gelin sarı kız sarı gelin dünyanın varı gelin...
Bir de Azeybaycan-Bakü taraflarında söylenen bir varyantı vardır bu türkünün:
Saçın uzun hörmezler Gülü gonçe dermezler Bu sevda ne sevdadır Seni mene vermezler Neynim aman Sarı Gelin.
Bu mısralarda geçen Sinan'ın Şeyh San'an ve Sarı gelinin de Kıpçak kralının kızı olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yoktur herhalde.
Sarı Gelin bizim türkümüzdür
Sarı Gelin, Erzurum'da 18.yy'ın ikinci yarısı ve 19.yy'ın başlarında yaşamış, adına türkü yazılacak kadar güzelliğe sahip olan bir Türk güzeli için yakılmış bir türküdür. Türkü için birçok yakıştırmalar yapılmış, hatta içerisinde icra edenler, yazarlarında bulunduğu bazı gruplar türküyü başka millete dahi mal etmişlerdir. Ancak bu düşüncelerin hiçbiri bilimsel bir temele ve mantık zeminine oturmadığından, hepsi duygusal bir yorumla yapılmış, popülist bir yaklaşımdan öteye gitmemiştir. Öncelikle konuya şuradan bakmak gerek. Türkü nedir?? Türkü kelimesi nasıl bir anlam taşır?? Bu soruların cevabını tam olarak bulmak, probleminde çözümünü tam bulmak demektir. Türküyü Ermenilere maletmeden önce, acaba Ermeniler yaptıkları müzik eserlerine "türke ait", veya "türke özgü" anlamına gelen "türkü" adınımı veriyorlar?? sorusunu cevaplandırmak gerekir. Elbetteki bu mümkün değil. Zaten eserin müzikal yapısına bakıldığında bir Türk yapıtı ve Anadolu coğrafyasının müzik türlerinden biri olan "türkü" olduğu net olarak görülmektedir. Ölümleri üzerinden bin yıllar geçmiş olan canlı varlıkların kimlikleri veya orijinleri hakkında bilgi sahibi olmak için fosil kalıntılarının; cansız varlıkların ise element yapılarının incelenmesinin yeterli olabileceği gerçeği edebi eseler içinde geçerlidir. Türkü, şarkı, şiir ve benzeri edebi yapıtların -şayet anonimlerse- kökenleri hakkındaki en güçlü bilgi kaynağı güfte, ezgi, ritim, makam ve içerdikleri deyimlerdir. Zira bu gibi edebi yapıtların hücre ve dokularıda bu öğelerdir. Sarı Gelin türküsü de böyle bir analize tabi tutulduğunda yorumuyla, ritmiyle, sözleriyle tam vede tartışmasız bir Erzurum, bir Türk türküsü olduğu görülür. Türkünün kaynağına inme amaçlı yapılan araştırmalara bakıldığında, bulguların sadece halk ağzında dolaşan efsanelerden öteye gitmediği görülür. Ve yine yapılan folklorik araştırmalarda Kuzeydoğu Anadolu'da benzer adla bazı eserlere rastlanmıştır. Ancak bu eserler dikkatli biçimde ele alındığında coğrafik bölge aynı olsa bile, farklı kesimlerden kaynaklandığı görülür. Bu durum bazen geniş bir coğrafik bölge içindede görülür. Örneğin Erzurum'da hareketli bir oyun havası olarak söylenen eserin adı "karakız" iken, halk ozanı Karacoğlan'ın farklı işlemeleriyle daha değişik söz, ezgi ve yorumlarda söylenen birkaç türküsünün adıda yine "karakız"dır. Eserler arasında ki bu durum bazen şair veya ozanlar arasında da görülür. Erzurumlu Emrah ile Ercişli Emrah'ın aynı kişi oldukları konusunda düşünce bildirenlerin çıkması, hatta bu iki ayrı ozanın eserlerinin de birbirine karıştırılması bu durumun bir başka örneğidir. Türkünün kaynağına inilirken anlatılan efsanelere ve bu efsanelerdeki türkülere bakıldığında hiçbirinin ne söz olarak, ne yer olarak "Erzurum çarşı pazar, İçinde bir kız gezer" diye başlayan "Sarı Gelin" türküsüyle bağdaşmadığı görülmektedir. Bir yerde bulunan bir tarihi eserin, kimler tarafından hangi devirde yapıldığını anlattığı gibi, türküler de konu oldukları yeri, ortaya çıktıkları devri, yaşadıkları insanları ve olayları anlatırlar. Bu düşünceyle konuya bakıldığında söz konusu olan Sarı Gelin türküsünün, varyantları veya yapılan yakıştırmalar ile hemen hemen hiçbir uyum göstermediği görülür. Yapılan araştırmalar, ne Sarı Gelin türküsünün nede varyantlarının Ermenilerle uzaktan yakından alakasının olmadığını ortaya koymuştur. Ve bu araştırmalar herkesin bu konuda hemfikir olması için yeterli düzeydedir. Bu yüzden türkünün Ermenilere mal edilmesinde iddialarda bulunan sanatçı yada yazarların hiçbir folklorik araştırma yapmadıkları, sadece duygusal bir beyanda bulundukları görülmektedir. Elbette müziğin evrensel olduğu konusunda hiçbir tereddüt yoktur. Ancak evrensellik anlayışıyla yola çıkıpta milletin öz bağrından çıkmış kültürel değerlerin de başkalarına mal edilmesi o millete yapılan hakarettir. Üzerinde ehemmiyetle durulması gereken bir husus, türkünün sözlerinin ve bu sözlerdeki bazı yöresel kelimelerin incelenmesidir. Ermenilerle bu bölgelerde çok uzun yıllar birlikte yaşamışlığımız tarihi bir gerçektir. Bu yüzdende kültürler arasında bir etkileşimin olması da doğal bir şeydir. Ancak bütün bu birlikteliğe rağmen dünya üzerindeki tüm Ermeni lehçelerinin hepsi incelensin. Bu konuda bilimsel veriler varsa ortaya konulsun. Hangi ermeni lehçesinde "büyükanne" ye "nene" denilmekte. Nene kelimesi özbeöz Türk ve Erzurum deyimidir. Öyleki bu kelime Erzurum'da bayan adı olarak dahi kullanılmaktadır ki dünyaya destan kahramanı olarak geçmiş "3. ordunun anası" ünvanını alan Nene Hatun bunun bir örneğidir. Türkünün sözlerindeki "vay nenen ölsün sarı gelin" nakaratı bu gerçeğin net bir delili ve belgesi olarak ortada durmaktadır. Türkünün birkaç varyantı vardır. Ancak hiç biri "Erzurum çarşı pazar" diye başlayarak söylenen Sarı Gelin türküsü değildir ve benzememektedir de. Bahsedildiği gibi türküler konu oldukları kişileri, olayları veya yerleri anlatırlar. Örneğin "karahisar kalesi" diye başlayan türkü o yer ve o zaman için yaşanmışların bir anlatıcısı değimlidir. Bu gerçek gözönüne alınarak yola çıkıldığında, Sarı Gelin türküsündeki kültürel anlatım, kelimeler, lehçe, ezgi ve yer bu türkünün Ermenilerle hiçbir ilgisinin olmadığını açıkça göstermektedir. Bu türkünün en yakın varyantı, İslamiyeti yayma görevi üslenmiş Arap bir şahsın Çoruh vadisine yerleşmesini konu alanıdır. Efsane, Arap ülkelerinin birinden Şeyh Sanen adıyla gelen bir şahsın Çorun vadisinde yanına yerleştiği Hıristiyan bir beyin sarışın kızına aşık olmasını konunu anlatmaktadır. Sarı Gelin türküsünün kaynağı olabileceği düşünülerek anlatılan en yakın varyantıda budur. Ancak bu konuda kesin yada kesin denebilecek karar verilmeden önce iyi bir tahlil yapmak gerekir. Elbetteki öyle bir olay yaşanmamış veya öyle bir şiir yazılmamış denilemez. Zira bu yönde bazı bilimsel bulguların olduğu bildirilmektedir. Ancak Çoruh vadisine yerleşen ve bu vadide yaşayan bir kişi Erzurum ve Palandöken Dağlarını içeren bir türküyü neden yazsın. Bu durum üzerinde durmak gerek. Çünkü bu vadinin Erzurum'a ve Palandöken Dağlarına en yakın noktası 150 km civarındadır. Bu noktalar İspir ve Yusufeli ilçeleri olarak düşünülürse Erzurum'la aralarında Mescit, Dumlu ve Kargapazar Sıra Dağları mevcuttur. Biraz daha kuzeye inildiğinde yani Çoruh Nehri'nin Artvin il sırına girdiği noktalardan Şenkaya, Olur bölgeleriyle Erzurum arasında tarihte birçok dram ve efsaneye sahne olmuş Allahuekber Sıra Dağları mevcuttur. Bu durumda Çoruh vadisinde yaşayan bir kıza aşık olan bir şahıs aşkını anlatmak için -Erzurum ve Palandöken gibi- hiç görmediği veya göremeyeceği yerleri konu alarak neden bir türkü yaksın. Bu konuda gözden kaçırılmaması gereken bir hususta, yaklaşık 1000 yıl önce bir Arap milliyetli kişi tarafından yazılan eserin, günümüz Türkçesine çevrilmiş hali olsa bile, bu kadar akıcı, bu kadar sade olması durumudur. Zira bir nazım türü eser, yazıldığı dönem dilinden günümüz Türkçesine çevrildiğinde kafiye, vezin ve anlatım bakımından uygunluk göstermesi mümkün değildir. Hulasa olarak denilebilirki Anadolu coğrafyası çok geniş kültürlerin vede medeniyetlerin beşiğidir. Bu yüzden bağrında çokça sevdalar yaşanmış ve çokça türkü, deyiş, koşma, ağıt ve maniler söylenmiştir. Bu edebi varlıklar aralarında benzerlik göstermiş olsa da, birbirlerinin aynı demek değildir. Eğer böyle bir saplantıda ısrar edilirse o olayın kahramanlarına ve sevdalılarına en büyük haksızlık yapılmış olur. Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde benzerlik gösteren bazı eserler var olabilir. Ancak bunların hiç biri bir diğerinin aynı değildir. Bu yüzdende şu an çok popüler olan ve "Erzurum çarşı pazar" diye başlayan Sarı Gelin türküsü tamamen Erzurum il sınırları içinde yaşanmış bir olayın ürünüdür. Bu türkü ile en yakın varyantının sözlerini karşılaştırmak bu konudaki en berrak delil olacaktır.
SARI GELİN Erzurum çarşı Pazar leylim aman sarı gelin İçinde bir kız gezer hop nenen ölsün sarı gelin Elinde divit kalem leylim aman sarı gelin Katlime ferman yazar hop nenen ölsün sarı gelin
Palandöken yüce dağ leylim aman sarı gelin Altı morsümbüllü bağ hop nenen ölsün sarı gelin Seni vermem ellere leylim aman sarı gelin Niceki bu canım sağ hop nenen ölsün sarı gelin
VARYANTI Vardım kilisesine baktım haçına Mail oldum bölük bölük saçına Kız seni götürem İslam içine Vah Sinan ölsün sarı gelin
Vardım kilisesine kandiller yanar Kıranta keşişler pervane döner Tersa sevmiş deyin el beni kınar Ah Sinan ölsün sarı gelin
MP3 koleksiyonu olmayanınız ya hiç yoktur ya da çok azdır. Olmayanlar da hemen başlasın zaten. Arkadaşlarınız eve geldiği zaman da havanızı ata ata dinletiyorsunuzdur. Ama ününüz sadece arkadaş çevrenizle kısıtlı kalsın istemiyorsanız artık bir radyo yayınına başlamanız lazım. Evinizden çıkmadan elbette.
İhtiyacınız olanlar çok basit. Bir internet bağlantısı (ki bu yazıyı okuduğunuza göre bir bağlantınız var), WinAmp 2.78 (muhtemelen bu da vardır), Nullsoft SHOUTcast Server ve bir adet WinAmp eklentisi.
Önce bu malzemeleri bulabileceğiniz adresleri verelim:
Şimdi bir yandan bunları indirirken, bir yandan da neler yapacağınıza bir göz atalım.
Bu arada küçük bir uyarı: SHOUTcast ile internet üzerinden radyo yayını yapmak istiyorsanız WinAmp’ın 2.x versiyonlarından birini kurmanız gerekiyor. 3.0’ı çoktan kurduysanız üzülmeyin, iki versiyon makinanızda aynı anda barınabiliyorlar.
Şimdii...
İlk olarak WinAmp 2.81’i kuralım. Yapacağınız iş son derece basit. İndirdiğiniz dosyaya (winamp281_full.exe) çift tıkladığınızda kurulum fazla müdahale etmenize gerek kalmadan halloluyor.
Şimdi WinAmp’ı kapatıyoruz ve DSP Plugin’ini kuruyoruz. Bunun için de “shoutcast-dsp-1-8-2b-windows.exe” dosyasına çift tıklayın. Böylece WinAmp eklentimizi de kurmuş olduk.
Son olarak da yayın yapmamızı sağlayacak olan uygulamayı kurmak için “shoutcast-1-8-9-windows.exe” dosyasına çift tıklayın. Bu uygulamayı da kurduktan sonra ufak tefek bazı ayarlar yapmamız gerekiyor.
Ayarlar:
Winamp için SHOUTcast DSP Plugin
Ayar yapmaya WinAmp eklentisinden başlayalım. Bunu yapabilmek için WinAmp’ı çalıştırın. Tekrar hatırlatalım, sisteminizde WinAmp’ın hem 2.81 hem de 3.0 sürümleri yüklüyse, 2.81 versiyonunu çalıştırmanız gerekiyor. Programı çalıştırdığınızda bildiğiniz WinAmp penceresi açılacaktır. Eklentinin ayarlarını yapmak için program penceresinin sol üst köşesinden menüye girmeniz gerekiyor. Menüde de Options’ı, oradan da Preferences’ı seçeceksiniz.
Karşınıza gelen pencerede, Plug-ins bölümünün altında yer alan DSP/Effect seçeneğine tıklayın. Sağ tarafta bu eklentiyi etkin hale getirmek için (none) yazan satırın bir altındaki satıra tıklayın. Yeni bir pencere açılacak ve oradan da gerekli ayarları yapacağız.
ayınımızı gerekli şekilde yapabilmemiz için bu eklentinin ayarlarını halletmemiz gerekiyor. Gayet basit işlemler:
Main
Bu bölüm, yayına başladıktan sonra çeşitli bilgiler veren bir bölüm dolayısıyla şu anda burada yapacak bir işlem yok.
Output:
Bu pencerede, bizi ilgilendiren 3 bölüm var: “Connect”, “Connection” ve “Yellowpages” butonları. Connect butonuna tüm ayarlarımızı yaptıktan sonra geri döneceğiz.
Connection:
Bu butona tıkladığınızda karşınıza alttaki pencere gelecektir. Buradaki alanları şu şekilde doldurun:
Address: localhost
Password: İstediğiniz herhangi bir şifre. Bir yere not edin tekrar gerekecek.
Encoder: Burada “1” i seçin.
Geri kalan ayarları değiştirmeniz gerekmiyor.
Yellowpages:
Yellow Pages Configuration yazan kısımda çok da gerekli olmayan ama dinleyicilerinize ek bilgiler verebilecek alanlar var:
“Make this server public”: Bu seçeneği işaretlerseniz, SHOUTcast’in sayfalarında listelenirsiniz. Eğer yayınınıza herkesin erişmesini istiyorsanız bu kutuyu işaretleyebilirsiniz.
Description: Yayınınızın adı
URL: Web sitenizin adresi
Genre: Çaldığınız müziğin türü
AIM: AOL Instant Messenger numaranız
ICQ: ICQ numaranız
IRC: IRC kanalınız
“Enable Title Updates”: İşte bu bölümdeki en işe yarayan ayar. Eğer bu kutuyu işaretlerseniz, çaldığınız parçalar değiştikçe, dinleyicileriniz de bu değişikliği görebilecekler.
Bu ayarlar arasında en çok oynayacağınız bu sonuncusu olacaktır. Burada seçtiğiniz ayarlara ve bağlantı hızınıza göre dinleyicilerinizin yayınınızı hangi kalitede ve ne kadar rahat dinleyeceğini belirleyeceksiniz.
Kısaca anlatmak gerekirse, burada seçtiğiniz kalite ne kadar düşük olursa ses o kadar bozuk fakat dinlemek o kadar kolay olacaktır.
Yayın sırasında aynı anda kaç kişinin sizin makinanıza bağlanıp müzik dinleyeceğine bağlı olarak da bu ayarlarda deneme yanılma yoluyla doğru yolu bulacaksınız.
Input:
Input Device menüsünden WinAmp(Recommended) seçtiğiniz zaman eklenti ile ilgili ayarlar sona ermiş oluyor.
Bundan sonraki adımda, sunucu uygulamasının ayarlarını yapacağız.
Sunucu ayarları:
SHOUTcast uygulamasının ayarlarını yapmak için Programlar’dan SHOUTcast DNAS program grubuna gidip Edit SHOUTcast DNAS configuration kısayoluna tıklayın. Bu Notepad uygulamasını açıp ayar dosyasını önünüze getirir. Buradaki ayar satırlarını kırmızı ile yazıldığı gibi değiştirmeniz gerekiyor.
(İsterseniz kırmızı satırları kopyalayıp, ayar dosyanızdaki gerekli yerlere yapıştırabilirsiniz.)
; MaxUser. The maximum number of simultaneous listeners allowed. ; Compute a reasonable value for your available upstream bandwidth (i.e. if ; you have 256kbps upload DSL, and want to broadcast at 24kbps, you would ; choose 256kbps/24kbps=10 maximum listeners.) Setting this value higher ; only wastes RAM and screws up your broadcast when more people connect ; than you can support. ; Alttaki satırda yayınınıza bağlanacak maksimum kullanıcı satırını girin MaxUser=32
; Password. While SHOUTcast never asks a listener for a password, a ; password is required to broadcast through the server, and to perform ; administration via the web interface to this server. This server should ; consist of only letters and numbers, and is the same server your broadcaster ; will need to enter in the SHOUTcast Source Plug-in for Winamp. THIS VALUE ; CANNOT BE BLANK. ; Eklenti ayarlarını yaparken Output kısmında girdiğiniz şifreyi buraya da girmelisiniz Password=sifre
; PortBase. This is the IP port number your server will run on. The ; value, and the value + 1 must be available. If you get a fatal error when ; the DNAS is setting up a socket on startup, make sure nothing else on the ; machine is running on the same port (telnet localhost portnumber -- if you ; get connection refused then you're clear to use that port). Ports < 1024 ; may require root privledges on *nix machines. The default port is 8000. PortBase=8000
Bu ayarlamaları yaptıktan sonra Notepad’i kapatın. Dosyayı kaydetmek isteyip istemediğinizi sorduğunda evet deyin.
İlk Yayın:
İlk yayınınıza başlamanıza çok az bir zaman kaldı. Eğer tüm ayarları yaptıysanız, ufak ufak yayına başlayabiliriz.
Önce, SHOUTcast DNAS uygulamasını başlatın.
Karşınıza yeni bir pencere açılacak. Buradaki satırlarda, sunucu uygulaması ile ilgili bazı istatistikleri görebilirsiniz. Bu pencereyi küçültmek için “Hide Monitor” menüsüne tıklayın. Tekrar açmak isterseniz saati gösteren sağ alt köşeden uygulamanın ikonuna tıklamanız yeterli olur.
kinci adımda, WinAmp’ı çalıştırın. Program çalıştığında, daha önce ayarlarını yaptığımız SHOUTcast Source penceresi de açılacaktır.
Artık yayına başlamaktan iki adım ötedeyiz. WinAmp’a yayınlamak istediğiniz parçaların listesini ekleyin ve “Play” e basın.
Son olarak da, artık her seferinde WinAmp’la birlikte açılıp başınıza dert olan o ince uzun “SHOUTcast Source” penceresinde Output sekmesine gelip connect butonuna bastığınızda yayınınız başlıyor.
Nasıl dinlenecek?
Elbette yayınınızın internetten dinlenebilmesi için bağlantınızın yapılmış olması gerekir.
Yayını test edebilmek için de dinleyecek kişilerde WinAmp uygulamasının bulunması gereklidir.
Yayını dinleyecek kişinin sizin yayını gerçekleştirdiğiniz internete bağlı makinanızın IP adresini bilmesi gereklidir.
Bunu bulmak için de internete bağlandıktan sonra eğer makineniz Windows 98 ise Start>Run menüsünde “winipcfg” yazın, makineniz Windows NT/2000/XP ise Start>Run menüsünde “cmd” yazın ve DOS komut satırında ipconfig yazın. Karşınıza çıkan sayfadan IP numaranızı not alın ve arkadaşlarınıza dağıtmaya başlayın... Her internete bağlandığınızda farklı bir IP numarası sahibi olmanız sorununu dinamik isim sunucusu (dynamic DNS) kullanarak halledebilirsiniz, ama bu başka bir yazının konusu. Biz gerekli anahtar kelimeyi vermiş olalım da :-)
Yayını dinlemek isteyen kişi, WinAmp’ın play menüsünde Location’ı seçip, http://(ip adresiniz):8000 yazmalı (Örnek: http://212.144.55.22:8000). Bunu yaptıktan birkaç saniye sonra, sizin radyonuz dinleniyor olacak.